Yaşadığımız şehir, gövdesi küçük, kafası büyük bir Kent…
Küçük kadim ilçeleri, şirin güzel köyleriyle nüfusu giderek merkezde toplanan, göç alan bir şehir…
Siyasi söylemde ‘Büyükşehir’ diyorlar…
Adının başında ise ‘Eski’ olan, Anadolu’da M.Ö. 2000 yılında hüküm süren Hititler devrinde de önemi ve yeri dolayısıyla etilik (Beylik) olduğu görülen bir ‘Şehir’dir Eskişehir…
MEMLEKET NİREEE?
‘Tek bir soru, hemşerim memleket nireee?
Bu dünya benim memleket.
Hayır anlamadın, hemşerim esas memleket nireee?
Bu dünya benim memleket.’ Diyordu ya merhum Barış Manço…
Çağımızın Dadaloğlu’su, Köroğlu’suydu merhum Barış Manço…
İnanıyorum ki bu ve birçok şarkısı asırlarca güncelliğini koruyacak… Bakalım daha kimler gelecek ve asırlar sonrasına haykıracak... ‘hemşerim esas memleket nireee?’ diye…
Her ne kadar memleketten kastı farklı olsa da, dernek, vakıf, STK’dan söz ettiğimizde Barış Manço’nun bu sözleri geliverir aklımıza…
ÇAY KAHVE BAHANE, MUHABBETİR ASLOLAN…
Demiştik ya, göç alan bir şehir Eskişehir…
Aynı kökün, aynı köyün, aynı yörenin /ilçenin, ilin insanları bir şekilde birbirlerini bulur aynı havayı solurlar…
Zamanla bir araya gelmeler sıklaşır…
Çay, kahve bahane muhabbet koyulaşır…
Bu kaçınılmaz bir ihtiyaçtır…
Yetmez…
Doğal olarak hemşehriler, tanışmanın, yardımlaşmanın, dayanışmanın kokusunu alır, tadına varır… Bu vb. amaçlar için bir çatı altında toplanır dernek vb. STK’lar kurarlar… Bir nevi otağ…
HEPİMİZ YÖRÜYEN TÜRKOĞLU TÜRK’ÜZ…
Her ne kadar yerleşik hayata geçsek te hepimiz konar-göçer milletiz…
Manavlar, Yörükler, Türkmenler, Tatarlar, Çerkezler, Abazalar, Pomaklar, Muhacirler vb. ortak noktamız hepimiz yörüyen Türkoğlu Türk’üz…
HER ŞEY HEYBELERİNDEDİR…
Taşınan her yer vatan toprağı olsa da, yöre insanı göç ederken yanlarında sadece eşyalarını almazlar… Topraklarının hemen her özelliklerini beraberlerinde taşırlar…
Şive, ağız, lehçe, yeme, içme, giyme, huy, davranış alışkanlıklarına kadar aklınıza ne geliyorsa tüm özelliklerini heybelerinde taşırlar…
TEZLERE KONU OLMALI BU ÇABA…
Doğduğu topraklardan, doyduğu topraklara göç etmek zorunda kalan ve normal etten kemikten olan kime sorsanız köyüyle, ilçesiyle gurur duyar, duymalı! (istisnalar vardır ki konumuz o köksüzler değil)
Ki gerçekten, tezlere konu olacak kadar önemli bir durumdur bu çaba, dayanışma…
GEÇMİŞTEN GELECEĞE BİR YOLCULUK…
Bilerek ve/veya bilmeyerek, kökleri, örfü, âdeti, ananeleri, dili, şiveyi, folkloru, düğünü, bayramı, geleneği-göreneği hemen her özelliği geçmişten geleceğe taşırlar…
Bu kısa zamanda bir olmayı, iri, diri görünmeyi, dayanışmayı, birbirlerinden haberdar olmayı beraberinde getirir ki bu sosyal bir ihtiyaçtır… Çünkü insanoğlu sosyal bir varlıktır, yemek yeme su içme gibi tüm bunlarda birer ihtiyaçtır…
KÖKLERİNE SAHİP ÇIKMALI İNSAN…
Her daim ifade ederim, yineleyeyim…
İnsan kökünü önemseyip, sahip çıkmak zorunda...
Hemşehriliğin devamı tartışmasız buna bağlı…
STK, vakıf ve dernekleşme bu açıdan çok ama çok önemli...
Dernek demek ‘hemşehrilerine karşılıksız hizmet etmektir.’ Nokta!
Her ne kadar iletişim- ulaşım çağında da olsak, yapay zekâ teknolojisini kullansak ta yerel kültürün muhafazası, canlı tutulması, ortak paydada buluşulması hemşehri kimliği devamını sağlayan en önemli faktörlerden... Bu minvalde kimliğimize sahip çıkmak elzemdir...
BUDA BİR NEVİ YOL VE YOLCULUKTUR…
Ebû Saîd ve Ebû Hüreyre r.a’dan rivayet edildiğine göre, ne buyurdu Fahr-i Kâinât efendimiz, ‘Üç kişi yolculuğa çıkarlarsa, aralarından birini başkan seçsinler!’ buyurmuştur…
Bu minvalde; bahsettiğimiz derneklerden bir tanesi de Bey-Der…
Yeri gelmişken olağan genel kurullarından bahsetmeden geçmek olmaz…
BEY-DER BAŞKANINI SEÇTİ…
Beylikova ve Köyleri Sosyal Kültür Dayanışma Derneği’nin 5’inci Olağan Genel Kurulu gerçekleştirildi geçtiğimiz günlerde…
Genel kurulda mevcut başkan Muhamer Öztay Bey’in yanı sıra Cengiz Umay ve Ramazan Öztürk başkanlık için yarıştı…
Yeri gelmişken ifade edelim, dernek demokrasisi ve ses çeşitliliği adına çok sağlıklı bir durumdur birden fazla aday…
Yapılan seçimde;
Muhamer Öztay 84 oy,
Cengiz Umay 37 oy,
Ramazan Öztürk ise 21 oy aldı...
Seçim sonuçlarına göre Muhamer Öztay Bey, Beylikova ve Köyleri Sosyal Kültür Dayanışma Derneği’nde bir nevi güven tazelemiş oldu…
Seçilen Bey-Der yönetimi, başkan Muhamer Öztay Bey’in yanı sıra, Mustafa Semih Erkek, Ahmet Öztürk, Remziye Yıldırım, Ayten Cingöz Gümüştekin, Cavit Savaş, Mehmet Bircan, Recep Çakır, Hasan Özer’den oluştu…
Denetim kurulu asil üyeleri ise, Meral Demirel, Şahin Öztürk ve Sinan Güler seçildi…
Güven tazeleyen Beylikova Bey-Der başkanı Muhamer Öztay Bey'e ve nezdinde yönetim kurulu üyelerini hayırlı olsun dileklerimi sunuyor, çalışmalarından başarılar diliyorum…
Allah cc utandırmasın...
DERNEK, VAKIF VE STK’LAR NASIL OLMALI?
- STK, vakıf ve dernekler sadece oyun oynama, dedikodu üretme yerleri olmamalı…
- Geçtim Kıraathaneyi, elbette ki kahvehane kültürü devam etmeli, elbette muhabbet edilmeli, lakin dedikodu kazanına çevrilmemeli…
- Her masada kökler sağlam tutulmalı…
- Doyduğumuz topraklardan, doğduğumuz topraklara borcumuz unutulmamalı…
- Sevinçte, kederde, hastalıkta, sağlıkta, bollukta, darlıkta birlik mesajları verilmeli…
- Sinerji oluşturulup sorunlara çözüm ortağı olacak şuurda hemşehri ruhu geliştirilmeli…
- Tabela derneği değil olabildiğince aktif olmalı…
- Kısır döngüden çıkıp, kültürel bağlarını güçlendirmeli…
Nitelikli, üreten ve vizyon sahibi kişilerin katkısı olmadan, bir STK’nın gelişmesi ve dahi ilerlemesi zaten mümkün değildir…
Bu minvalde;
- Dernekler, yönetim kadrolarında yıllarca saksı gibi oturan, kendilerini demirbaş sanan, üretmeyen, proje geliştirmeyen, kasım kasım kasılan, ego sahibi toksik insanlardan arınmalı…
- Hele ki gırtlağına kadar menfaate bulaşmış, hemen her şeyi para, pul, makam, mevkii, koltuk gözüyle gören, utanmadan, sıkılmadan kendilerine ‘yancı’ diyecek kadar alçalan karaktersizler derneklerden uzaklaştırılmalıdır…
- Dernek kapısından girerken, siyaset gömleğini çıkarmakta zorlanan, içi boş olduğundan bile-isteye çıkarmayan, siyaseti derneklerin üzerinde gören, oralardan güç ve menfaat devşirenler ivedilikle sistem dışına itilmelidirler…
- Bazı dernek başkanlarının koltuklarını korumak ve konfor alanından çıkmamak için (ve/veya iyi niyetle de olsa ) yöneticilerine mahkûm oldukları, tüm ipleri ellerine vermek zorunda kaldıkları, siyasilerle arasında köprü kurduğunu sandıkları kan emicilerden uzaklaşmalı, derneği de bu virüslerden arındırmalıdırlar… Çünkü bunun elbet bir gün hem vebali, hem de sorulacak hesabı var!
Son yıllarda, sığ düşünceli, eti kemiği menfaat olmuş dernek, vakıf, STK ve aynı zamanda siyaset yancıları, tek hücreli asalaklar misali insan vücuduna yerleşir gibi STK’ların bünyesine yerleşmiş, tıpkı bakteriler ve virüsler gibi hastalıklara neden olmuşlardır…
- Mikroskoba gerek duyulmaksızın uzaktan dahi görülebilen, ete kemiğe bürünmüş saçı başı ağarmış çamur yığınları, panzehirleri geliştirilerek bünyeden derhal atılmalıdır…
- Diğer yandan bu tür insanların varlığı, liyakatli insanları, gurbette memleket havası estiren, memleket kokusu tattıran, memleket hasretini dindiren liyakatli insanları da sistemden uzaklaştırıyor… Köy ve ilçeleri için değişimi, dönüşümü sağlayabilecek, memleket sevdalısı birçok insan bu toksik insanlar yüzünden STK’lardan uzak duruyor…
Derneklerin, birlik beraberliği sağlama, kaynaşma, kültürleri yaşatma ve dahi gelecek nesillere aktarabilme adına vazifesinin sanıldığından da büyük olduğuna inanıyor ve daha iyi olacağına dair inancımı yineliyorum…
Ves’selam…