Eskişehir’in en Yüksek dağı 1825 metre ile Türkmendağı Tepesidir...
Eryiğit Dağı 1822 m
Uzunyatak Tepesi 1790 m
Göktepe. 1 778 m
Sivrihisar Dağlari. 1766 m
Sündiken Tepesi. 1764 m
Gök Tepe. 1749 m
Düzçam Tepesi. 1719 m
Bahse konu edeceğimiz yer Eskişehir Mihalıççık Sündiken Dağlarında ki 1610 rakımlı Kartal mevki karlı, buzlu havalarda geçit vermeyen rampaları ile tanınıyor…
Köşemizi takip edenler bilir… Gürleyikliler dernek başkanı Halit Gürsoy ile istişare kültürümüz sağlamdır…
Mücadele ruhu, azizim ve kararlılığı, samimiyeti, okuryazarlığı, bilgi alışverişinin yanı sıra birçok uyuşan noktalarımız vardır… Avatar, arınca başkan lakabını hakkıyla alanlardan… En takdir ettiğim yönlerinden bir tanesi de düşüncelerini, projelerini, verilecek dilekçelere kadar istişare etmesini sever…
Halit Bey’le buluştuğumuzda ve/veya konuştuğumuzda malayani tek cümle kurulmaz… Ya kitap, ya Eskişehir, ya Malıç ya Gürleyik, ya çevre, ya kültür vb. dolu içerikleri barındırır muhabbetimiz…
Geçtiğimiz ay konuşmasının içinde Malıç Kartal mevkiinden, rampasından bahsetmişti…
Söz Halit Güryoy’da:
‘Çocukluğumuz ve gençliğimiz Gürleyik’te geçti… Büyüklerimiz ya da köyümüzde ki büyükler el atar çözüm bulur diye bekledik…
Bu dönemde çok sıkıntılar çekildi…
Kazalar oldu…
T.C.K sürekli yolları açmak zorunda kaldı…
1610 rakım bunda ciddi etkili oldu…
Daha sonra Eskişehir’de Gürleyikliler dernek başkanı olduğum ve bu Kent’te yaşadığım için, köylülerin telefon edip cenaze ve cenaze yakınlarını götürmek için beni aradılar… Bu araçları temin etmek için belediyelere gittiğimizde sürücüler tedirgindi, kimse gitmek istemiyordu, gerekçeleri ise Kartal rampasıydı…
Yaz aylarında büyük tonajlı araçlar, otobüsler, kamyonlar vb. sürekli balata sıyırıyor… Bu da milli servete zarar…
Bir sabah 04.00’de uyandım aklıma Kartal rampası geldi…
Eskişehir-Mihalıççık yolu ağır aksakta olsa yapılıyor… O yüzden odağımızı Mihalıççık Kartal rampasına verelim… Bunun için öncelikle Kartal rampasının değişmesi için çalışma yapmalıyız’ diyerek tüm detayları bizimle paylaşmıştı…
O günden bugüne 1 gün dahi durmadı…
Kartal’da basın açıklaması planladı…
Sürekli çabaladı, yeni bilgiler edindi, bizleri bilgilendirdi, birçok kişiyi ikna etti…
İlgili gördüğü kişilerle /makamlarla ön görüşmeler yaptı…
Dilekçe hazırlayıp ilgili kişiler vasıtasıyla T.C Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığına kadar ulaştırdı…
Yılmadı, takipçisi oldu, sordu soruşturdu…
Daha sonra olumlu bir yazı (Özel proje değişikliği yapıldı) minvalinde beklediği cevabı almayı başardı…
Özel projeyi biraz inceleme fırsatı buldum… Özetle, Mihalıççık 1610 rakımlı Kartal rampasında kısa bir yol değişikliği yapılması, 1610 olan rakımın, 1100 metreye düşürülmesi planlanıyor… Detaylar daha sonra yazılacak…
Diğer aşaması / yolun yapımı vb. başlama tarihi için heyecanla haber beklediğini ifade ediyor Halit bey…
Bahse konu bu yol, Sarıyar barajı yapılmadan önce, baraj yapımında kullanılacak malzemelerin Yunusemre - Sarıköy istasyonuna gelmesi, oradan araçlarla alınıp Sarıyar barajına getirilmesi için 1955 yıllarında yapılmış… Aşağı yukarı 70 yıllık bir yol…
Şu ana kadar kimler uğraştı biliyoruz ki Halit Bey’in dilekçesi haricinde somut bir bilgi yok… İnşallah gelen cevap sonrası basın açıklaması yapılacaktır… Bu hususu gönülden destekliyorum…
Halit Bey bir işin yakasına yapışmışsa biliyoruz ki sonuçlanana kadar o yakadan düşmez…
Özel aracı olanlar bile cenazelere kartal rampasından dolayı gitmiyor…
Trafik kazalarıyla özdeşleşen adı adeta ölüm yoluna çıkan, Eskişehir – Mihalıççık’a, onlarca köyüne, diğer yandan Nallıhan’a, Beypazarı’na bağlanan bu yolun ve Kartal’ın kaderi bakalım değişecek mi?
Kartal, sürücülerin çile çektiği yollardan, çileli yolculuklardan konforlu ulaşıma dönüşeceği günü bekliyor…
Karlı havaların korkulu durağı Kartal geçidi 1610 rakımdan 1100 rakıma düşünce yolculuk daha da kısalacak, bu sayede hem yakıttan hem zamandan tasarruf edilecek kanaatindeyim… Emisyon azalımı da cabası… Köy, ilçe, Kent’imizin yanı sıra ülke ekonomisine katkısı da ayrıca kazanç olacaktır…
Takipçisi olacağız.
Ves’selam…
…/…/…/…/…/…/…/…/…/…/…
GOYGOYCULAR…
Goygoy yapma... Bilgisiz olarak, gereksiz yere çok ve boş konuşma… Kısaca ‘Şakşakçı’ günümüzdeki anlamı lüzumsuz lakırdı…
Lakin çıkış noktası çok ama çok farklı…
Goyguculuğun topraklarımızda olumsuz bir geçmişi var…
Maalesef günümüzde çoğu kişi tarafından yanlış bilinen bu kelime, aslında eski Osmanlı / İstanbul hayatından izler taşıyor…
Kökeni, Muharrem ayında kapı kapı dolaşıp, ilahiler okuyarak dilenen kimselere dayanıyor…
Gelin tarihine kısaca göz atalım…
19. yüzyıl ve öncesi İstanbul’unda, her yıl Muharrem ayında ilâhîler okuyarak dilenen özel bir loncaya bağlı kör dilenci kafilelerine goygoycular deniliyor…
Anadolu’dan gelip Şehzâdebaşı’ndaki vakfa ait Tabhâne (Tavhane) binasında kalıyormuş bu ama/kör kişiler…
Muharrem ayının ilk günlerinde, önde kör olmayan sakat bir yedekçi olduğu halde 6’şar kişilik gruplar halinde şehre yayılıyorlarmış… Hazret-i Ali’nin oğulları Hazret-i Hasan ve Hazret-i Hüseyin efendilerimiz için mersiyeler, ilahi ve kasideler okurlar, ağıtlarının sonunda ‘Ya hoy’ ‘Hey gaygulu (kaygılı) cânım’ derlermiş…
Zamanla bunun söyleyiş bozukluğundan ‘Hoy goygoy canım’ şekline geldiği, bunun için de bu kör dilenci kafilelerine maalesef ‘goygoycu’ denildiği sanılıyor…
Goygoycular, Muharrem’in dışındaki aylarda belli noktalarda özellikle kalabalık mekânlarda oturup bir nevi yardım topladıkları rivayet ediliyor…
Muharrem ayı geldiğinde ise hep birlikte çalışırlarmış…
Sarı papuçları, beyaz cüppeleri, uzun asaları, beyaz yemeni sarılı külahları olan ‘goygoycular’, önde sürücüleri, birbirlerinin omuzuna sol elleriyle tutunup dizi halinde yürürlermiş…
6 körde ikişer gözlü birer heybe veya torba bulunur, içinde yiyecek-içecek konacak birer kap da konurmuş…
Kaynaklarda; İlk iki göze yağ, üçüncü ve dördüncü gözlere pirinç, bulgur; beşinci ve altıncı gözlere un, irmik; yedinci ve sekizinci gözlere şeker, sabun; dokuzuncu ve onuncu gözlere fasulye, mercimek; son iki göze de tarhana, çay ve kahve konulduğu ifade ediliyor…
Goygoycular ayrıca sadaka olarak para da alırlarmış…
Hatta içlerinden bazılarının fazla erzakı pazarlarda sattığı da rivayetler arasında…
Amaçları sadece para değil, aşurelik toplayıp dev kazanlarda fakirlere aşure dağıtıkları tarihi kaynaklarda mevcut…
Bunlar başlarındaki külâhlarına ince beyaz yemeni sarar, sırtlarına ince beyaz cübbe, ayaklarına sarı pabuç giyerek ellerine aldıkları uzun bir asâ ile gezerlermiş...
‘Goygoyular’ın çalışmalarına Sultan II. Mahmud zamanında izin verilmiş, II. Meşrutiyet zamanında yasaklanmış…
Ama o gürültülü koro sahibi sesleri dilimize miras kaldı…
Bugün bilgi sahibi olmadan gevezelik yapan, boş konuşan, kuru kuruya gürültülü yapanlara halen goygoycu deniyor…
Neredeeeeen nereye öyle değil mi?
Goygoycuların ilâhîlerinden bir beyit şöyledir:
‘Gökte melek, yerde her cân ağladı
Nâr-i hasret ciğerleri dağladı
Mevlâ yâ hoy goygoy cânum!’
Peki ya siz günümüzde bambaşka anlamlarda kullanılan bu kelimenin aslında böyle bir tarihî hikâyesi olduğunu biliyor muydunuz?
…/…
KAMŞA NEDİR?
Kamşa Türk kültüründe bir kırbaçtan fazlasıdır… Otoriteyi, düzeni ve hakimiyeti simgeler… Taşıyanın gücünü değil, sorumluluğunu hatırlatır…