Toplum hayatında bazen ilginç bir durumla karşılaşırız: Görev sona ermiştir ama zihindeki makam hâlâ devam etmektedir. Yetki bitmiştir fakat tavır bitmemiştir. Sorumluluk devredilmiştir ancak söylem değişmemiştir. İşte buna ‘çoklu makam bozukluğu’ demek mümkündür.
Görevler geçicidir. Makamlar emanettir. Ancak bazı insanlar makamı bir hizmet aracı olarak değil, kimliğinin ayrılmaz bir parçası olarak görür. Görev bittiğinde sadece yetkiyi değil, kimliğinin bir bölümünü kaybetmiş gibi hisseder. Bu nedenle fiilen sona ermiş bir sorumluluğu zihninde sürdürmeye devam eder.
Toplum ise bunu hemen fark eder. Çünkü gerçek güç, unvanla değil; üretimle, sorumlulukla ve sonuçla ölçülür. Yetkisi olmayan bir alanda hâlâ söz söylemeye çalışan kişi, zamanla ciddiyetini kaybeder. Sürekli geçmiş makamına referans veren biri, aslında bugünkü boşluğunu ilan eder.
Gerçek liderlik, koltukta otururken değil; koltuktan kalkarken belli olur. Yetki devredildiğinde gösterilen olgunluk, makamdayken gösterilen otoriteden daha değerlidir. Çoklu makam bozukluğu; yetkiyi kaybettiği hâlde zihninde sürdürenlerin ve sınırını bilmeyip her alanda görünür olmaya çalışanların sorunudur. Bu bir yönetim problemi olduğu kadar bir karakter meselesidir.
Unvan geçicidir. İtibar kalıcıdır.
Makam verilir. Saygınlık kazanılır.
Görev biter. Duruş kalır.
Yukarıda ki cümleler, Sivrihisar Belediye Başkanı Sayın Habil Dökmeci Bey’in kişisel X hesabından yaptığı paylaşımdır…
…/…
Kelimelere bürünen her harfi, cümlelere bürünen her kelimeyi dikkatlice bir kez daha okuyalım lütfen…
Ve yakın-uzak geçmişte koltuklardan (atama ya da seçimle) kalkanları bir düşünelim… İster dernek, ister vakıf, ister oda, ister belediye başkanlıkları, makam, mevki ne olursa olsun bu sendromda (hastalıkta) insanlar göreceksiniz…
Hatta ve hatta halen koltuklarda olan, lakin potansiyel çoklu makam bozukluğu teşhisi almışlara da şahit olacaksınız… (Kendileri bunu kabul etmese de gerçek bu! Allah cc şifa versin…)
Yeter ki etrafınıza dikkatlice bakın, yeter ki görmek isteyin, inanın sizler bile şaşıracaksınız…
Ne diyordu Habil Bey ‘Görev sona ermiştir ama zihindeki makam hâlâ devam etmektedir. Yetki bitmiştir fakat tavır bitmemiştir. Sorumluluk devredilmiştir ancak söylem değişmemiştir. İşte buna ‘çoklu makam bozukluğu’ demek mümkündür.’
Kabul etsek te etmesek te görevler geçicidir… Makamlar, mevkiler, şan, şöhret, mal, mülk hatta para-pul hemen her şey emanettir… Lakin bazı hastalıklı insanlar makamı bir hizmet aracı olarak değil, kimliğinin ayrılmaz bir parçası olarak görürler…
Maalesef bu tespitler bizlere hiç yabancı değil, yeni de değil, çok tanıdık… Bu topraklarda Hemen her devirde de var olmuşlar, olmaya da devam edecekler!
Üniversite yıllarımda doğduğum topraklar başta olmak üzere birçok yerde bazı siyasilerle fikri çatışmalarımız olmuştu… Yalana, dolana, talana, yanlışa, hukuksuzluğa, kanunsuzluğa, liyakatsizliğe, hısım-akraba, eş-dost kayırmacılığına, benciliğe senciliğe, ötekileştirici dile, imar yolsuzluklarına, akla gelebilecek her türlü alavere dalavere işlerine karşı mücadele etmeye başlamıştım… Halende devam ederim…
İster seçilmiş, ister atanmış her kim olursa olsun adam gibi, layığıyla koltuğunda oturanlara, gereğini yapanlara, hizmetini edenlere, Türk milleti, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Allah cc rızası için çalışan, çabalayan, azmeden her kişiye sonsuz saygıda bulunuyor, onları ayırıyor başım üstünde taç ediyorum…
Bizim derdimiz koltuğun gücünü kendi gücü bilen, o koltuktan güç devşiren, kalktığında da bu gücü(!) zihninde sürdüren hastalıklı makam budalaları ile…
Bizim derdimiz o koltukları 23 Nisan’da bile hak etmeyen, bugünleri tahayyül etmeyen, tanı koyulmuş, koyulmamış şifa bekleyen hastalıklı kişiliklerle…
Bizi yakinen tanıyanlar bilir ki,
‘Mücadelemiz son nefer, son nefes, son damla kana kadardır…
Yılmayacağız,
Yıkılmayacağız,
Başaracağız,
Başaracağız,
Başaracağız...’
Cenab-ı Allah cc mücadelemizde, kelamımıza ve dahi kalemimize güç, güç kuvvet versin… Hastalıklı kişilikler ede şafi imiyle tez vakitte şifa nasip etsin inşallah…
Ves’selam…
Devam edecek…