Geçtiğimiz pazar günü İstanbul ve Edirne’de ikamet eden bir minibüs dolusu dost Eskişehir’e geldi…
İkisi dışında gelenlerin Eskişehir’le uzaktan yakından ilgisi yok…
Eskişehirli olan iki arkadaş ise yıllar önce Eskişehir’den kopmuşlar…
8 yıl Eskişehir’de kamu kurumunda üst düzey yöneticilik yaptılar…
Eskişehir’den emekli olunca ailelerinin yaşadıkları İstanbul ve Edirne’ye döndüler…
Görev süreleri içerisinde iyi bir dostluğumuz oluştu…
Biri İstanbul diğeri Edirneli olmalarına rağmen sanki aynı şehirde ve aynı sokakta yaşayan komşularmış gibi aralarında bir bağ oluşmuş…
Mesai saatleri dışında adeta yapışık kardeşler gibi aynı mekana giderler, aynı lokantada yemek yerler, aynı mekanlardan alış veriş yaparlardı…
Bazen ikisini hep birlikte gezerken, otururken görenler, “kardeş misiniz?” diye sorarlardı…
Emekli olup Eskişehir’den ayrılmalarına İstanbul ve Edirne’ye yerleşmiş olsalar da ayda bir kez ailecek bir birlerine misafir olduklarını öğrendim. Eskişehir’de başlayan 8 yıllık dostluklarını emekli olduktan sonra da sürdürüyorlar…
Her ikisinin de aile büyükleri ve kardeşleri Eskişehir’i çok merak ediyorlarmış…
Yılmaz Büyükerşen’in Büyükşehir Belediye Başkanlığında gelişen, değişen ve turizm cenneti olan Eskişehir’i zaman zaman televizyonlarda daha çokta sosyal medyada takip etmişler…
İki değerli dostumda zaman zaman aile efradının bir araya geldiklerinde Eskişehir’in tarihi ve doğal güzellikleri anlatırmış…
Bunun üzerine Edirneli arkadaşı ve aile büyükleri, kardeşleri alıp bir minibüs kiralayarak Eskişehir’e gelmişler…
Emekli olmalarına rağmen ayda bir veya iki ayda bir telefon ederek hal hatır sorarız…
Eskişehir’e gelince telefon ettiler…
Tarihi Odunpazarı’nda bir kafe de buluştuk…
Dostların anne-baba ve kardeşleri Eskişehir’in meşhur “Çiböreğini” merak ediyorlarmış…
Onları önce çibörekçiye götürdüm…
Sonra Sazova Kültür Sanat Bilim Parkı ile Kent Park’a gittik…
Kent Park’taki Büyükşehir Belediyesi’nin “Kent Lokantası ve kafesinde” oturduk. Çaylarımızı yudumlarken İstanbullu dostumun abisinin dikkatini çeken bir önemli konuya değindik…
“Sadi Bey kardeşim tarihi Odunpazarı Bölgesini çok beğendim. Tam bir nostalji yaşadım. Görmeden önce böyle tahmin etmiyordum. Çiböreğinizi de beğendim. Sazova ve Kent Parkları da çok güzeldi. Özellikle Sazova Bilim Kültür ve Sanat Parkı çok farklı. Yılmaz Hocaya böylesine önemli bir parkı Eskişehir’e kazandırmış olmasından dolayı teşekkür ederim. Şehir düzenli. Tramvay şehre ayrı bir hava vermiş. Porsuk Çayındaki Bot ve Sandallar Avrupa’daki bazı şehirleri andırıyor. Buraya kadar her şey çok güzel, ancak kardeşim şehri araçla gezebileceğiz yerleri gezdirdi. Dikkatimi şu çekti. Şehrin içine girmeden Çevre Yolundan Ankara’ya veya Bursa, İstanbul istikametine gidenler araçlarıyla geçerken yıkık dökük evleri görünce herhalde ‘Eskişehir bu mu’ diye kendi kendilerine sorguluyorlardır. Neden?” diye sordu…
Haklıydı…
Nasıl yanıt vereceğimi bilemedim…
Arkadaşımın ağabeyi haklıydı…
Ankara’dan gelirken şehre girdiğinizde Organize Sanayi Bölgesi ile karşılaşıyorsunuz. İstanbul veya Bursa’dan gelip şehir merkezi güzergahına doğru ilerliyorsunuz çevre yoluna giriyorsunuz. Bir tek insanların durup karınlarını doyuracak lokanta veya sosyal tesis bile yok…
İstanbul ve Bursa’dan gelip Ankara’ya gidiyorsunuz çevre yolundan transit geçerken sağ ve sol tarafta yıkık dökük harabeye dönmüş evleri görüyorsunuz…
İlk kez Eskişehir’e gelenler şehri gezmeden önce, “Ballandıra ballandıra anlatılan, İç Anadolu’nun turizm merkezi denilen Eskişehir bu mu?” diyerek hayal kırıklığına uğruyorlar…
Şehrin tarihi, turistik yerlerini, müzelerini gezdikten sonra “gelmeye değer bir şehir” diyorlar ama şehrin giriş ve çıkışındaki o çirkin görüntü ne yazıkki hafızalarından çıkmıyor…
* * *
Afyon’da eşimin abisinin kızı yaşıyor. Yılda bir iki kez gidiyoruz. Giderken Seyitgazi-Kırka güzergâhını tercih ediyoruz, dönüşte ise Kütahya üzerinden şehre giriş yapıyoruz…
Afyon’un şehir merkezinin girişinde çok sayıda alışveriş merkezleri var…
Çoğunlukla sucuk, lokum ve hediyelik eşya satıyorlar…
Dükkanları öylesine süslemişler ki; alışveriş yapmayı düşünmeseniz bile sizi adeta gizemli bir mıknatıs gibi çekiyor…
Bir kilo lokum veya bir halka sucuk almak için girdiğiniz dükkanlardan en az yarım saatte ancak çıkabiliyorsunuz…
Lokumların çeşit bolluğundan dolayı “anneme, ablama, ağabeyime, dedeme, anneanne veya babaanneme de alayım” derken elinizde 5-6 paketle çıkıyorsunuz...
* * *
Kütahya çıkışında ise seramik, çini, porselen fabrikalarının satış mağazaları önünüze çıkıyor…
İhtiyacınız yoksa bile gezmek için girdiğiniz satış mağazalarından; “girmişken bir kahve fincanı takımı veya çinilerin üzerine işlenmiş güzel motifleri görünce bir tanede büfe ya da duvar süsü alayım” derken gene eliniz dolu çıkıyorsunuz…
Arkadaşımın ağabeyi ile Eskişehir çevre yolunun virane görüntüsünün Anadolu’nun ortasındaki inci gerdanlık olan çağdaş Eskişehir’e hiç yakışmadığını doğrusu Afyon ve Kütahya’ya imrendik…
* * *
Çevre yolunun üzerindeki yıkık dökük binalar kiminse hiç vakit geçirmeden mutlaka tadilat yaptırsınlar. Yapmıyorlarsa Büyükşehir Belediyesi yapsın ya da bir şirkete yaptırsın parasını da ev sahiplerinden tahsil etsin…
Çevre yolu üzerindeki yıkık dökük binaların imar sorunu varsa acilen çözülmeli. Kent merkezindeki gibi modern binalar ve binaların alt katlarına da lokanta gibi yeme-içme, Eskişehir’e özgü lületaşı ağırlıklı süs eşyaları ve bibloların satıldığı işyerleri açılsın…
PARA BIRAKMADAN GEÇİYOR
Eskişehir çevreyolu üzerinde yeme-içme gibi işletmeler olmayınca Eskişehir’den transit geçenler şehir ekonomisine katkı sağlamadan geçip gidiyorlar. Kütahya çevreyoluna baktığımızda porselen ve çini fabrikaların satış mağazaları, Afyonkarahisar da ise lokum, sucuk ve yeme-içme tesisleri var…
İstanbul yönüne giden araçlar Bozüyük çıkışındaki, Antalya yönüne gidenler ise Afyon'da tesislerde duraklamayı tercih ediyor…
Eskişehir'de durmak isteyen araçları ağırlayacak akaryakıt istasyonları dışında tesis veya alış veriş yapacak işyerleri yok. Bu nedenle Eskişehir’den İstanbul, Bursa veya Ankara yönüne giden araçlar duraklama yapmadıkları için şehrin ekonomisine en ufak bir katkısı yok…
Sevgili İstanbullu dostumun ağabeyinin dediği gibi; “Eskişehir modern şehir mi yoksa büyük bir kasaba mı?”…
İşte bu kentte yaşayan seçilmişlerin, atanmışların, akademisyenlerin ve akil insanların yanıtlaması gereken en güncel en önemli soru bu...
Eskişehir’in büyük şansı, ilkeli ve çalışkan Büyükşehir Belediye Başkanımız Ayşe Ünlüce, ivedilikle bu konuya da el atmalı…
* * *
ERDOĞAN VE BAHÇELI'YE SESLENDi
Partisinin İstanbul'un Bakırköy ilçesinde düzenlediği mitingde konuşan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'ye "9 Mart'ta herkesi sözünün arkasında durmaya davet ediyoruz" diye seslenerek, İBB'ye yönelik yolsuzluk soruşturmasında görülecek duruşmaların TRT'den canlı yayınlanması çağrısında bulundu.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin "Millet İradesine Sahip Çıkıyor" sloganıyla düzenlediği miting serisinin 92'incisini gerçekleştirdi...
"İBB DAVASI TRT'DEN CANLI YAYINLANSIN" ÇAĞRISI
Bakırköy Cumhuriyet Meydanı'nda toplanan kalabalığa hitap eden Özel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'ye seslenerek İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne yönelik yolsuzluk soruşturmasında görülecek duruşmaların TRT'den canlı yayınlanması çağrısında bulunmuştu...
"MİLLET İDDİAYI DA CEVABINI DA DUYSUN"
Özel'in açıklamalarından konuya ilişin bölüm şu şekilde :
"Memleketin derdini konuşamıyorlar, emeğin hakkını veremiyorlar, emeklinin sorunlarını çözemiyorlar. 19 Mart darbesi büyük bir hayal kırıklığı ve umutsuzluk dalgası yaratması beklenirken, sizi bizi mücadeleden düşürmesi beklenirken, bizler tarafından artık hepimize düşen sorumluluğun farkında olarak büyük bir umuda dönüştü. Yılmadan, asla gevşemeden, geri adım atmadan, azalmadan mücadeleye devam etme zamanı. Bundan önce aylarca yalanlarla boğuştuk, dimdik ayakta durduk. İddianame bekledik. Bugün yargılamaların başlayacağı 9 Mart'ı hep beraber bekliyoruz. 9 Mart'ta herkesi sözünün arkasında durmaya davet ediyoruz. Sayın Bahçeli, çağrım üzerine, 'TRT'den canlı yayın yapılsın' demişti. Sayın Erdoğan da, 'Devlet Bey isabet buyurmuş, biz de destekleriz' demişti. İçi bomboş çıkan, arkasında kimsenin duramadığı iddianameden bir şeyler çıkacak sanıyorlardı. Ama biz ne olduğunu, ne olacağını biliyorduk. İddianame çıktı, arkasında duran yok. Canlı yayından bahseden yok. Kanun teklifini veriyoruz, oy veren yok. Gizli kapaklı işlerle iftiralarla yayınlandığı kadar bilinsin, karşısındaki cevaplar duyulmasın istiyorlar. Hem Devlet Bey'e hem Tayyip Bey'e sesleniyorum. Eğer savcınıza güveniyorsanız, iddialara güveniyorsanız, zorla iftiracı yapılanlara güveniyor, inanıyorsanız biz buradayız. Canlı yayını yapın, millet iddiayı da duysun, cevabını da duysun. Eğer onlara güvenmiyor, bunlar duyulmasın diyorsanız, daha fazla zulmü bırakın, arkadaşlarımızı bırakın, tutuksuz yargılama başlasın, millet neyin ne olduğunu görsün..."
* * *
Özgür Özelin bu talebi son derece insanî. Zaten Erdoğan’da, Bahçeli’nin bu talebine önce olumlu baktı, sonra ne oldu bilemiyorum bu konuyu gündeme bile getirmediler...
Oysa hukuken bir mahsuru yoksa, yasalara aykırı değilse, bende her sağduyulu insan gibi canlı yayınlanmasından yanaydım...
*****