Galata Köprüsü'nü satan Sülün Osman ile bugün ekranlardan, kürsülerden ve dijital platformlardan umut satanlar arasında sanıldığı kadar büyük bir fark yok.
Değişen sadece yöntemlerdir.
İnsan zaafları ise hâlâ aynı yerde duruyor.
Türkiye'nin dolandırıcılık tarihi aslında ekonomik krizlerin değil, toplumsal psikolojinin tarihidir.
Sülün Osman Galata Kulesi'ni sattığında insanlar ona değil, zengin olma hayallerine para yatırıyordu.
Banker Kastelli astronomik faiz vaat ettiğinde insanlar ekonomiyi değil, açgözlülüklerini dinliyordu.
Eyüplü Halit, Sülün Osman, Selçuk Parsadan, banker kastelli, banker bako, banker Yalçın, Titan, Jet Fadıl, tosuncuk -Çiftlik Bank, Thodex…
En son sahnede Ahbaplar.
Ahbaplar denilince benim aklıma haluk Levent geliyor. Yapılanlar kamuoyunda büyük bir tepki ile karşılandı.
SÜLÜN OSMAN ÖLMEDİ; SADECE KILIK DEĞİŞTİRDİ
Her biri farklı dönemlerin farklı kostümleriydi. Senaryo ise hiç değişmedi.
Önce büyük bir umut...
Sonra güven...
Ardından kalabalık...
En sonunda da hüsran...
Çünkü dolandırıcılık yalnızca sahtekârın kabiliyetiyle değil, mağdurun beklentisiyle de büyür.
Türkiye'de dolandırıcılık çoğu zaman suçtan önce bir pazarlama faaliyetidir.
En önemli sermayesi para değil, ikna kabiliyetidir.
Bir kısmı dini duyguları kullanır, bir kısmı milliyetçiliği, bir kısmı teknolojiyi, bir kısmı da "yerli ve milli" söylemini...
Kimi cennetten arsa satar, kimi sanal çiftlikten servet vaat eder, kimi kripto para üzerinden yeni dünyanın kapısını açacağını söyler.
Fakat sattıkları ürünlerin ortak bir özelliği vardır.
Hiçbiri gerçek değildir.
Gerçek olan yalnızca insanların umutlarıdır.
Dikkat edin; bütün büyük dolandırıcılar önce güven inşa eder. Reklamlarda ünlüler oynar, televizyonlar kapılarını açar, görkemli lansmanlar yapılır, akademik unvanlar havada uçuşur, dini referanslar devreye girer. İnsanlar projeye değil, oluşturulan algıya yatırım yapar.
Sonra aynı cümle duyulur:
"Kim tahmin edebilirdi?"
Oysa işaretler başından beri ortadadır.
Bir yılda yüzde üç yüz kazanç vaat eden de şüphelidir, hiç gerçekleşmeyecek projeleri mucize gibi sunan da... İnsan aklını devre dışı bırakan her vaat, dolandırıcılığın ilk basamağıdır.
Ne acıdır ki bugün yalnızca ekonomik dolandırıcılar yok.
Bir de siyasi Sülün Osmanlar var.
Onlar köprü satmaz; gelecek satarlar.
Kule satmaz; hayal satarlar.
Gerçek proje üretmek yerine slogan üretirler. Başkalarının fikirlerini "vizyon" diye pazarlayanlar, her seçim döneminde yeni bir mucize vaat edenler, toplumun umutlarını sermaye gibi kullananlar...
Üstelik bunların müşterisi de hiç eksik olmaz.
Çünkü alkışlayan kalabalıklar sorgulamaktan daha kolaydır.
Toplum, eleştirel düşünmeyi bıraktığı gün yalnızca cebini değil, iradesini de teslim eder.
Dolandırıcılık önce bankadaki parayı değil, akıldaki muhakemeyi çalar.
Belki de bu yüzden Sülün Osman'ın en meşhur sözü hâlâ güncelliğini koruyor:
"Ben beni dolandırmak istemeyeni dolandırmadım."
Bu cümle aslında bir itiraf değil, bir toplum analizidir.
Dolandırıcılar değişiyor.
Yöntemler değişiyor.
Teknoloji değişiyor.
Ama kolay yoldan zengin olma tutkusu, sorgulamadan inanma alışkanlığı ve kurtarıcı bekleme psikolojisi değişmediği sürece yeni Sülün Osmanlar yetişmeye devam edecek.
Çünkü bir toplumun en büyük serveti parası değil, aklıdır.
Aklını kiraya veren toplumlar, sonunda yalnızca cüzdanlarını değil; geleceklerini de başkalarına kaptırırlar.
Sülün Osman'ın en bilinen ve hafızalara kazınan sözü şudur: "Ben hayatım boyunca beni dolandırmaya kalkışmamış tek bir kişiyi bile dolandırmadım”.
George Washington Plunkitt'in mezar taşına "Önüne çıkan fırsatları hiç kaçırmadı." yazılmasını istemesi boşuna değildi.
Aradaki fark ne?
Banker gider, kripto gelir peşinden,
Masal eksik olmaz bu memleketten.
Tilki suçlu sanma, kümese bak sen;
Kapıyı açık koyan horoz utansın.
Ey ahali, ders al tarihin sözünden:
Dolandırıcı doğmaz yalnız kendinden.
Her Sülün Osman'ın bir sırrı vardır:
Onu büyüten, inanmaya hazır kalabalıktır.
(Yenigün Gazetesi'nden alıntıdır)