Zafer Çatel yazdı.

CHP'li Rıza bana sordu:
- CHP'de neler oluyor?
Yanıtı bizden önce bir başka CHP'li verdi:
- CHP'lilerin en çok sevdiği yemek, birbirlerini yemek.
O günden bu güne gerçekten birbirlerini yiyiyorlar.
Millet bu yüzden CHP'ye iltifat etmiyor. Birbirlerini yiyenler, iktidar olursalar bize yemeye bir şey bırakmazlar diye düşünüyorlardır!
Mesela, CHP seçimlerde ne kadar para harcadı, hangi ajansa ne kadar para verdi?
Hani, CHP şeffaf bir parti ya. Hesabı verseler. Kamuoyu bilse. Söz vermişlerdi de unutmasınlar diye sadece hatırlatmak istedik.
***

ÖĞRENMENİN YENİ ÇAĞDAŞ VERSİYONLAR
Belediyeler neden? Önemli.
Çünkü çocuklar gelişim çağında okulda öğrenemediklerini Büyükşehir sağlıyor...
'Çocukla' çok ilgili birçok etkinlik var.
'Çocuklar için, kampları'. Tiyatro, sahne sanat merkezi. Resim... Müzik... Futbol... Yüzme... Bisiklet... Zeka oyunları.
Yeteneklerinin farkına varmalarına neden oluyor. Sosyal gelişimlerini sağlıyor...
Bunların dışında bilim merkezi. Masal şatosu.
Özetle... Eğitim üsleri. 'Eğlenerek öğrenme' merkezleri.
Yıllardan beri uygulanan başarılı bir uygulama.
Her şey çocuklar için.
Yaz okulları. Yaşamın içinden çocukluklarını yaşama fırsatı.
Devletin yapamadığını Belediyeler yapıyor. Bu bile çağdaşlık için ne kadar önemli. Ancak, bunu kavrayamanlar günümüzde hala var.
Çocukların hayalleri var. Büyükerşen de onların hayallerini gerçekleştiriyor. Çünkü çocuklar geleceğimizin teminatı! Onlara güveniyor...

SANSÜR KALKTIMI Kİ?
Basın da,sansürün kaldırılmasının 110.yıl dönümü sessiz sedasız kutlandı. O kadar. Lafla veya SMS yolu ile. Tıpkı Cuma mesajları gibi. Anlamını yitirmiş bir kutlama. Zor bir dönemden geçiyoruz. Sürekli sansürlenmiş yaşamların alaborasında yaşam savaşı veriyoruz.
Farkındayız.
Zannediliyor ki,sansürsadece basına uygulanıyor. Hayır! Her yerde sansür var. Basın şimdi kendisini yeniden formatladı. Kendi kendini sansürlüyor. Patron şunu diyebilir. Aman! Suyuma, sabunuma dokunmayın! Sosyal medya dünyası bizlerden çok daha özgür.
Sansür,devletin kurumsal olduğu her yerde vardır. Sansür kalkmaz, kaldırılmasını da kim se istemez!
Özgür basın falan, filan kocaman laflar, palavralardır... Siyasal gücü ellerinde tutanlar halkın bilgi sahibi veya haberdar olmasını hiçbir zaman istenmez!
Osmanlı da böyleydi. Cumhuriyet döneminde de böyleydi. Her dönemin kendine özgüsansürleme metotlar vardı.
Hele şimdi trollerin cirit attığı internet dünyasında!
2. Meşrutiyet'le birlikte Türk basınından sansür kaldırılmıştı.1831 yılında devlet eliyle ilk Türkçe gazete Takvim-i Vakayi basıldı. Yalnızca devletin çalışmalarını halk ile paylaşma amacı taşıyordu. Yani çıkarılan gazetede, yeni yasalar ve resmi duyurulardan başka bir şey yoktu. Bugünkü resmi gazete gibiydi.
1876 yılı 10 Mayıs'ında ise Türk basınında sansür ilk defa 'yasa' ile uygulandı. Özel gazetelerin yeni görüşlere yer vermesi ve zaman zaman hükümete muhalif duruş sergilemesi yönetimin hoşuna gitmedi. Bu sebeple sansür hakkındaki 'Âli Kararname' çıkarıldı. Böylelikle ilk defa bütün gazetelere sansür uygulanmış olundu.
İlk Türkçe özel gazete ise, 1860 yılının sonlarında yayımlanmaya başlanan 'Tercüman-ı Ahval' gazetesi idi. Gazete, Ziya Paşa'nın eleştirel bir yazısı nedeniyle, Mayıs 1861'de iki hafta süreyle kapatıldı. Bu Türk basınında açık sansürün ilk örneği oldu.
2. Meşrutiyet ilan edilince, özgürlükler genişletildi. 25 Temmuz 1908 sabahı gazeteler artık daha farklıydı. Tercüman-ı Ahval, 32 yılın ardından ilk defa sansür memurlarının denetimi olmadan, gazetecilerin özgün yazıları ile basılmışlardı. Tam anlamıyla hür olmasalar da, sansür yasasının kalkması ile birlikte daha özgür yayım yapan gazetelere halkın ilgisi büyük oldu. Gazete satış sayıları birden 2 katına çıktı. Gazeteler, akşam baskıları dahil, elden ele dolaşıma sokuluyordu. Bu, özgür basına duyulan özlemin göstergesiydi. 24 Temmuz bir anlamda gerçek gazeteciliğin patlama yaptığı gündü.
O gün gazeteler hiç biri sansürlenmedi...
Cumhuriyetin ilanı ve sonrasın dada, biz gazeteciler için bir özgürlükler dönemi olmadı. Cumhuriyetin ilk dönemindeki 1925 tarihli Takrir-i Sükun Kanunu, Türkiye basını açısından ağır bir sansür dönemiydi.
Askeri darbeler dönemi çok ağır sansürlerin uygulandığı dönemlerdi. Sıkıyönetimlerde geçen karanlık dönmelerdi...
Dün,derinilişkiler ağında sistemli gazeteci cinayetlerine tanıklık ediyorduk. Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Hrant Dink ve diğerleri... Bugün de, gazetecilik mesleği öldürülmek isteniyor.
110 yıl sonra bizler yine adliye önlerinde, sokaklarda, ekmek parasını, geçimini temin etmek için yaşama mücadelesi veren meslektaşlarımız için, halkın doğru haber alma ve bilgilenme hakkı için haykırıyoruz!
Sesimiziduyun diyoruz. Sesimiz kısılırsa sizlerin de sesleriniz kısılır diyoruz. Bunu hep birlikte haykırmak zorundayız: Kahrolsun zulüm düzeni, yaşasın ey özgürlük.!
Birbirinizin ayağına istediğiniz kadar basın... Ama birbirinizin nasırına basmayın!
'Bazıları, bazı şeylerin bazı yerlerde yayınlanmasını istemez. İşte o şeylere haber diyoruz.'
John KEANE, Siyaset Bilimi Profesörü!