Yeryüzünde imtihan olan insan, Rabbinin emir ve yasaklarına göre yaşamakla mükelleftir. İnanan bir kulun en büyük arzusu dünyada ve ahirette Rabbinin rızasını kazanmaktır. Rabbinin rızasını kazanan kurtuluşa ermiştir. Kurtuluşa nasıl erişeceğimizi Rabbimiz bize Kur’an-ı Kerim’de Mü’minun suresinde bildirmiştir. Surenin nüzulü öncesinde, Hz. Ömer (r.a.)’in naklettiği hadise göre Rasulullah (s.a.v.) kıbleye dönüp ellerini kaldırarak;
“Allah'ım bize nimetini artır, eksiltme; bizi onurlandır, alçaltma; bize ihsan et, mahrum etme; bizi seçkin kıl, zayıf duruma düşürme; bizden hoşnut ol ve bizi senden hoşnut kıl!” diye dua ettikten sonra “Şu anda bana on ayet indi. Kim bu ayetlerin gereğini yerine getirirse cennete girecektir” buyurmuş, ardından da bu surenin ilk on ayetini okumuştur (Ahmed b Hanbel, el-Müsned, 1/34).
Surenin ilk ayetinde Allah (c.c.), “Müminler kesinlikle kurtuluşa ermişlerdir” buyurmaktadır. Surenin ilk on ayetinde, İslam’ın ibadet ve ahlak alanlarında vazgeçilmez saydığı ilkelerin yanı sıra, mümin kavramının içeriği özetlenmekte, kadın olsun erkek olsun “ben müminim” diyen her insanın, bu ifadesinin anlamlı hale gelebilmesi için kendisinden beklenen yaşama modeli ortaya konmaktadır. Mümin, kalbiyle inanan, diliyle inandığını söyleyen ve ameliyle ona göre hareket eden kişidir. Kur’an’da Allah tarafından belirlenmiş bu sıfat, Allah’a güvenerek inanan veya kendisine güvenilen anlamına gelmektedir. İnancın, Allah ile kul arasındaki güçlü güven bağının adıdır. Mümin emniyet ve güven insanıdır. Ondan hiç kimseye zarar gelmez. Hz. Peygamber’in ifadesiyle; “Mümin, insanların canları ve malları hususunda emin oldukları kimsedir” (Tirmizî, Îmân, 12). Mümin Allah’a ve Hz. Peygamber’e ve Hz. Peygamber’in haber verdiği şeylere yürekten inanıp kabul ve tasdik eden kimsedir. Mümin olmadan kurtuluşa ermek mümkün değildir.
Surenin 2. ayetinde Allah (c.c.) “Onlar, namazlarında derin bir saygı içindedirler” buyurmakta, kurtuluşun şartlarının ikisine işaret etmektedir: “Namaz ve huşû”. Çünkü namaz, İslam’ın temel ibadetlerinden biri ve kulun Allah’a yönelişinin, O’nunla birlikteliğinin en anlamlı ifadesidir. Fakat namazın bu manevî derinliği kazanabilmesi için bedensel hareketler, dilin ayet ve duaların lafızlarını okuması yeterli değildir; bu şeklî kalıpların kalpteki kulluk niyeti ve bilinci ile bütünleştirilmesi, Allah’a saygı şuuruyla anlamlı hale getirilmesi gerekir.
İbadetin ve özellikle namazın bu ruhî ve manevî boyutu Kur’an dilinde huşû, takva gibi terimlerle ifade edilmiştir. Burada huşû kavramı ayrıca itikadî ve ahlâkî bir anlam da taşımaktadır. Çünkü Allah’a inanmayanın O’na huşû ile yönelmesi beklenemez. Surenin dokuzuncu ayetinde, “Namazlarını titizlikle eda ederler” buyrularak yine namaza dikkat çekilir. Namaz mümini koruyan manevi bir zırhtır. Huşû içinde kılınan namaz mümini hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar (Ankebût 29/45). Namaz af ve mağfiret vesilesidir. Beş vakit namaz ve cuma namazı, büyük günah işlemedikçe küçük günahlara kefarettir (Müslim, Tahâret, 14).
Mümin namazla huzura erer. Rabbiyle olan bağını namazla kuvvetlendirir. Nefsini namazla arındırır. Ruhlar namazla kemale erer. Cennetin kapıları namazla açılır (Tirmizî, Taharet, 1).
“Namaz, kıyamet günü kulun ilk hesaba çekileceği ameldir” (Nesâî, Muhârebe, 2).
Mü’minûn suresi ilk on bir ayetinin mealini verirsek; Allah (c.c.); 3- Faydasız işlerden ve boş sözlerden yüz çevirirler; 4- Zekâtı verirler; 5 -İffetlerini korurlar; 6- Sadece eşleri ile veya ellerinin altında olanlarla yetinirler, bundan dolayı da kınanacak değillerdir; 7- Ama her kim bunun ötesine geçmek isterse işte haddi aşanlar onlardır; 8-Yine o müminler emanetlerine ve verdikleri sözlere sadakat gösterirler; 9- Namazlarını titizlikle eda ederler; 10-İşte varis olacaklar bunlardır; 11-Firdevs cennetine varis olacaklar ve orada onlar ebedi kalacaklardır (Mü’minûn 23/3-11) buyurmaktadır.
Mümin, iman-amel-ahlak ekseninde İslam’ın esaslarına dikkat ederek hayatını düzenlerse Firdevs cennetine varis olacaktır…
Naciye ÖNÜR/Vaiz
MEAL OKUYORUM
Onlar, “Ey rabbimiz!” derler, “Bize mutluluk getirecek eşler ve çocuklar bahşet; bizi günahtan sakınanlara öncü yap!”
(Furkan 25/74)
HER GÜNE BİR HADİS
“Doğruluktan ayrılmayın. Çünkü doğruluk (insanı) iyiliğe, iyilik de cennete götürür. Kişi devamlı doğru söyler ve doğruluktan ayrılmazsa Allah katında ‘doğru/sıddîk’ olarak tescillenir. Yalandan sakının! Çünkü yalan (insanı) kötülüğe, kötülük de cehenneme götürür. Kişi devamlı yalan söyler, yalan peşinde koşarsa Allah katında ‘yalancı/kezzâb’ olarak tescillenir.” (Müslim, Birr, 105)
GÜNÜN DUASI
“Ey Allah’ım! Hak yoldan sapmaktan, saptırılmaktan; ayağı kaymaktan, kaydırılmaktan; zulmetmekten, zulme uğramaktan; cahillik etmekten veya cahillikle karşılaşmaktan sana sığınırım.” (Ebû Davud, Edeb, 103)
BİR SORU-BİR CEVAP
Bir öğrencinin burs olarak aldığı para nisap miktarına ulaşırsa zekât vermesi gerekir mi?
Bir yıllık borcu ve temel ihtiyaçları dışında 80.18 gr. veya daha fazla altına veya bu değerde para veya ticaret malına sahip olan bir kimse, buna mâlik olduğu günden itibaren üzerinden bir yıl geçtiğinde, zekât vermekle yükümlü olur (Mevsılî, el-İhtiyâr, I, 330). Zekâta konu olan paranın alınan yardımlardan ve burs paralarından oluşması durumu değiştirmez (Fetvalar,DİB Yay.syf.238)