AK Partililer son aylarda eleştiri dozunu iyice artırdılar…
Kime?

Özellikle Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt ve Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç’a…
Görevlerine yeni atanan AK Parti Odunpazarı ve Tepebaşı İlçe Başkanlarının birisi susuyor diğeri devam ediyor...
Olmadı ara sırada il başkanı devreye giriyor…
Cumartesi günü Spor Yazarları Derneği’nin ofisine giderken dernek binasının yakınındaki çay ocağının önünde oturmuş çay içen dostlarla karşılaştım…
İçlerinden bir arkadaşım, “gel bir çayda sana söyleyelim. Bugün sen 5’inci misafirimiz olacaksın” diye espri yaptı…
Sandalyeye oturdum hemen çay geldi…
Çayı getiren garsona, “Bardak elinde beni mi bekliyordun” diye takıldım…
Çaydan bir yudum aldım hemen peş peşe soru yağmuruna tutuldum!
“Ya Sadi, AK Partililer Kazım ve Ahmet Başkana neden saldırıyorlar? Sen gazetecisin kulağın deliktir. Acaba iki başkanı da yargı yoluyla sıkıştırıp AK Parti’ye geçmeleri konusunda baskı mı yapmaya çalışıyorlar? Acaba iki başkan görevden alıp yerlerine kayyum atanır mı?” diye sordular…
Yanıtım şöyle oldu:
“Sanmıyorum AK Parti İl Başkanı Gürhan Albayrak’ı az buçuk tanıyorum. Olsa olsa her iki başkanın yargılandığı mesajı verilerek kamuoyunun gözünden düşürme çabası olabilir. Ama bu Eskişehir’de tutmaz. Hele hele ne Kazım Kurt ne de Ahmet Ataç, uzaktan da olsa AK Parti’ye göz kırpmazlar. Kazım Başkan gençlik yıllarından beri CHP’nin içerisinde yetişmiş bir isim. Ahmet Başkanda eski partili. 5 dönem Belediye Başkanlığı yapan daha doğrusu 5. dönemi içerisinde olan Ataç’ın bu saatten sonra kimseye eyvallahı olmaz. Yarın seçim olsun şapkasını koysa yine seçilir. Kazım Kurt ise ‘bize katılmazsan Ankara’dan gelen ödeneğini keser elini kolunu bağlar, hizmet yapamaz durumuna gelirsin’ deseler de ki; öyle bir şeyin olma ihtimalini görmüyorum. Başka illeri bilemem ama Eskişehir’de AK Parti’nin ne il başkanı ne de milletvekilleri o tür çirkin bir girişimde bulunacaklarına ihtimal vermiyorum. Öyle bir baskı olsa dahi Kazım Kurt asla parti değiştirmez. Ancak yargılanıp ceza alırlarsa yerlerine belki geçici olarak kayyum atanabilir. Durup dururken kayyum atanmaz. Daha sonra her iki belediye meclisinde yeni başkanlık seçimi yapılır. Odunpazarı ve Tepebaşı Belediyelerinde CHP meclis üyeleri çoğunlukta. Yine bir CHP’li meclis üyesi başkan seçilir…”
Demokratik teamüller bu şekildedir...
“AYŞE ÜNLÜCE GEÇER Mİ?”
Kazım Kurt ve Ahmet Ataç’ın AK Parti’ye geçme ihtimallerinin nerede ise (0) sıfır olduğunu söyleyince, “Peki Ayşe Ünlüce geçer mi?” sorusunu yönelttiler:
“Ayşe Ünlüce yıllarca Büyükşehir’de bürokrat olarak görev yaptı. Yılmaz Büyükerşen’in adete sağ kolu, en güvendiği bürokratı idi. Yılmaz Hoca’nın yanında siyaset yapmadığı için Ayşe Hanımın kimse CHP’li olduğunu bilmezdi. Ta ki 2023 de yapılan yerel seçime kadar. CHP’nin Büyükşehir Belediye Başkanı adayı oldu. Ailesi CHP’li. Rahmetli eşi Aydın Ünlüce de koyu bir CHP’li idi. Şehirde bu zaman zaman gündeme geliyor. Ayşe Başkana sorduğumuzda ‘Ben has bir CHP’liyim. CHP beni Büyükşehir Belediye Başkan adaylığına layık gördü. Bana güvendi. Genel Başkanımız Özgür Özel bey her zaman destek verdi. Ben partime ve dolasıyla bana oy veren seçmenlerin oylarını başka bir partiye taşıyamam. Üzerimde taşıyamayacağım kadar çok büyük yük var. Bu yükü kaldırıp bir başka partiye götüremem” dediğini hatırlattım…
Yani uzun sözün özü ne Ayşe Ünlüce ne Kazım Kurt ne de Ahmet Ataç, CHP rozetlerini çıkarıp başka bir partinin bu parti AK Parti de olsa takmazlar…
“GÖZDAĞI VERİLMEK İSTENİYOR”
Ben CHP’li değilim…
Yıllarca bir zamanlar ‘Türkiye’nin çimentosu’ olan Adalet, Doğru Yol ve devamı Demokrat Parti’de bayrak salladım, uzun süre Odunpazarı İlçe Başkan Vekilliği yaptım…
Doğru Yol Partisinden Odunpazarı Belediyesi kurucu Meclis Üyesi seçildim. Partim bana bu görevi verdi. Beni bu şerefli göreve laik gören partimi asla değiştirmedim. Geçmişte AK Parti de dahil olmak üzere yönetim kadrolarında görevler teklif eden partiler oldu. Ben Adalet Partisi’nde siyasete başladım. Gözümü burada açtım. Onun devamı olan Demokrat Parti’de kalıp burada siyaset yapmayı tercih ettim…
Son yıllarda Eskişehir’de en beğendiğim il başkanlarından birisi de CHP İl Başkanı Talat Yalaz…
Kendisiyle CHP’ye il başkanı olduktan sonra tanıştık…
Sadece Avukat olarak bilirdim…
Genç, dinamik, aydın, cumhuriyetçi, hümanist ve eşitlikçi. Bu sözcükleri de sonuna kadar hakeden bir isim...
İl Başkanı olduktan sonra takındığı tavır, birleştirici güç olduğunu görünce, “CHP’ye yakışan bir il başkanı” dedim yakın dostlarıma…
Talat Yalaz, geçtiğimiz Cuma günü parti binasında Odunpazarı ve Tepebaşı Belediye Başkanlarının da katıldığı basın toplantısı yaptı…
Toplantı Cuma günü gazeteye yazımı gönderdikten sonra gerçekleştiği için toplantıyı değerlendirmek bugüne kaldı…
CHP Eskişehir İl Başkanı Talat Yalaz, Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt ve Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç hakkındaki davalarla ilgili konuştu. Yalaz, sürecin detaylarını anlatırken, “Kayyum gibi gerçek dışı senaryolar bilinçli bir şekilde dolaşıma sokuluyor. İki davada hukuki değil, siyasidir” dedi.
Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt ve Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç ile ilgili davalar Eskişehir kamuoyunda gündemini koruyor. Kurt ile aralarında başkan yardımcısı ve belediye çalışanlarının da bulunduğu 10 kişi hakkında “ihaleye fesat karıştırma” iddiasıyla dava açılırken, Ataç, belediye başkan yardımcısı ve eski yapı kontrol müdür vekili hakkında ‘görevi kötüye kullanma’ suçuyla ilgili hazırlanan iddianame mahkemece kabul edildiği bildirilmişti…
CHP Eskişehir İl Başkanı Talat Yalaz, davalarla ilgili açıklamalarda bulundu.
“İki dava da hukuki değil siyasidir” diyen Yalaz, “Ahmet Başkanın da Kazım Başkanın da bu davalarda yargılanan diğer bürokratlarında yanındayız. Alnımız açık başımız diktir” ifadelerini kullandı.
Yalaz açıklamasında şu ifadelere yer verdi;
“Tepebaşı ve Odunpazarı Belediyelerimize karşı yapılan bu itibarsızlaştırma operasyonunun altını açıkça çizelim: Ortada kesinleşmiş bir mahkeme kararı yoktur. Ortada hüküm yoktur. Ortada yalnızca iddialar vardır. Hukukun en temel ilkesi olan masumiyet karinesi hiçe sayılarak, henüz yargılama dahi başlamamışken kamuoyu nezdinde bir mahkûmiyet algısı oluşturulmaya çalışılmaktadır. Buna rağmen bazı çevreler, bahse konu iddiaları fırsata çevirmeye çalışarak daha yargılama süreci başlamadan hüküm dağıtmakta; belediyelerimizi itibarsızlaştırmaya, kamuoyunda algı oluşturmaya ve siyasi rant üretmeye çalışmaktadır. Bu tutum, hukuk devletinin değil, siyasallaşmış bir düzenin dili ve yöntemidir. Yani bakınız özetle şunu diyorum. Ahmet Başkan ve bazı bürokratları; yıkmaları gereken kaçak bir yapıyı yıktıkları için yargılanıyorlar. Buradan hareketle biz biliyoruz ki mesele hukuki değil; buradan siyasi sonuç üretme çabasıdır…”
Odunpazarı Belediyesine yönelik iddialara da değinen Talat Yalaz, “Teknik bir olayın “ihaleye fesat” gibi ağır bir suçlamaya dönüştürülmesidir” dedi.
Davaya konu akaryakıt ve petrol istasyonuna ilişkin ihalede ihalenin şartnamesi ilgili müdürlük tarafından hazırlandığını ve gerekli yasal prosedürlerin yerine getirilerek ihaleye çıkıldığını kaydeden Yalaz, açıklamasına şöyle devam etti:
“İhalenin olduğu gün ve saatte ihaleye katılacak olan istekliler ihale salonunda hazır olur ve teklif mektubunu da içeren belgelerini zarf içinde komisyona sunarlar, komisyon da zarfın içindeki belgeleri kontrol eder, belge kontrol tutanağına kaydeder. Belge kontrol tutanağının 13 nolu bölümünde ‘EPDK Akaryakıt Lisansı’ başlığı bulunmaktadır. İhaleye katılan iki firmanın da lisansı ve ekinde ihale şartnamesinin 7.2. maddesinde belirtilen ilk beş akaryakıt firması ile çalışacağına dair taahhütnameleri de bulunmaktadır. Taahhütnamelerinde yazmış oldukları akaryakıt kuruluşlarının (Petrol Ofisi, Shell, Opet, BP, Güzel Enerji) 2022 yılı Haziran ayına ait EPDK Petrol Piyasası Sektör Raporu’na göre satış miktarı itibarı ile ilk beş firma olduğu görülmüştür. Bayiler bağlı oldukları veya bağlanmayı taahhüt ettikleri dağıtıcının lisansı altında faaliyet gösterir ve faaliyetleri dağıtıcı lisansının kapsamındadır. İhaleye katılacak olanların dağıtım lisanslı olabileceği gibi bayi lisanslı olması halinde ise mutlaka dağıtım lisanslı bir firma ile entegrasyon halinde olması gerekir. Katılımcı firmaların sundukları lisans ve taahhütname bu kapsamda değerlendirilerek, şartnameye uygun olduğu görülmüş ve ihale üstün kamu yararı da gözetilerek sonuçlandırılmıştır. İhale sırasında herhangi bir itiraz veya sonrasında ihalenin iptali için herhangi bir başvuru da olmamıştır. Netice olarak söz konusu ihalenin muammen bedeli aylık 65.000,00 TL olarak belirlenmiş olmasına rağmen aylık kira bedeli en yüksek teklif itibarı ile 130.000,00 TL’ye yükselmiştir. Söz konusu ihalede 5 milyon TL peşinat alınmış ve sayıştay raporlarında da kamu zararı olmadığı açıkça ortaya konulmuştur. Keza ihaleyi alan firma taahhüt ettiği akaryakıt kuruluşlarından biri ile anlaşma sağlamıştır. Bu hali ile herhangi bir kamu zararı olmadığı aksine kamunun menfaatinin olduğu açıktır. İhaleye birden fazla katılımcı olması da rekabetin olduğunun göstergesidir. Tüm bunlardan özetle ihale kapsamında yapılan iş ve işlemler hukuka ve mevzuata uygundur…”
“İKİ BAŞKAN ÜZERİNDEN BIR ALGI İNŞA EDİLMEK İSTENMEKTE”
Talat Yalaz, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
“Kayyum” gibi gerçek dışı senaryolar bilinçli bir şekilde dolaşıma sokularak hem yerel yönetimlere hem de seçilmişlere gözdağı verilmek istenmektedir. Yurttaşlarımızın takdirini defalarca sandıkta kazanmış başkanlarımızı seçimle yenemeyenlerin, masa başı senaryolarla yıpratma çabası kimseyi şaşırtmamaktadır. Belediyelerimiz görevini yapınca suçlanıyor. Gelir artırınca suçlanıyor. Denetim yapınca suçlanıyor. Şeffaflık sağladığında hedef alınıyor. Sosyal belediyecilik anlayışıyla halkın yanında durduğunda rahatsızlık yaratıyor. Bu tablo hukuk devleti refleksi değildir; bu tablo siyasetin yargı üzerinden dizayn edilmeye çalışıldığının en somut örneğidir.
Tepebaşı’nda da Odunpazarı’nda da halkın iradesi vardır. Sandıkta alınmış güçlü bir meşruiyet vardır. Tüm Türkiye’ye örnek olmuş, sosyal adaleti ve kamusal yararı önceleyen bir belediyecilik anlayışı vardır. Bu iradeyi yok saymaya yönelik her girişim, yalnızca iki belediyeye değil, doğrudan demokrasiye ve Eskişehir halkına yöneliktir. Son olarak açıkça ifade ediyorum. İki dava da hukuki değil, siyasidir. Buradan bu davaların çığırtkanlığını yapan AKP’lilere sesleniyorum:. En iyi hukukçularınızı, en iyi avukatlarınızı bulun getirin. Canlı yayında hukuki boyutuyla tartışalım. Eskişehir AKP İl başkanı benimle canlı yayına çıkmaya çekiniyor. En iyi politikacılarınızı getirin. Canlı yayında siyasi boyutu ile de değerlendirelim. Kamuoyu önünde tartışmaktan korkmayın. En büyük terazi de en büyük tartı da halkın vicdanında ki tartıdır. Biz o tartıdan da hukuki yargılamalardan da korkmayız. Ahmet Başkanın da Kazım Başkanın da bu davalarda yargılanan bürokratlarında yanındayız. Alnımız açık başımız diktir. Korkmadan yılmadan Eskişehir halkına hizmet etmeye ve mücadeleye devam edeceğiz…”
* * *
Hukukçu değilim. Hukuka inancım sonsuzdur. Ancak her iki başkanın yargılanmalarından olumsuz bir sonuç çıkacağını düşünmüyorum…