Bugün size, “Hayatta en çok neyin eksikliğini hissediyorsunuz?” diye sorsam, çoğunuzun cevabı belki de aynı olurdu: Vefa... Çünkü insanı yoran sadece yaşadığı sıkıntılar ve verdiği emekler değildir. İnsanı asıl üzen şey; verilen sözlerin unutulması, menfaate dayalı arkadaşlıkların tercih edilmesi ve emeklerin karşılıksız kalmasıdır. Vefa ve sadakat, hayatın her döneminde ihtiyaç duyduğumuz değerlerin başında gelir. Bugün her birimizin yakındığı durumların başında sadakatsizlik ve vefasızlık geliyor, değil mi? Sosyal bir varlık olarak yaratılan insan, toplumsal ve beşerî ilişkilerde bu iki hususun önemli yer tuttuğunu bilir, muhataplarının da buna hassasiyet göstermesini bekler.
Birbirimize karşı görev ve sorumluluklarımız olduğu gibi, şehitlerimizin kanları pahasına bizlere emanet ettikleri vatanımıza karşı da sorumluluklarımız vardır. Vatan, sadece üzerinde yaşadığımız coğrafi bir yerden ibaret değildir. Onu değerli kılan, ecdadımızın zaferleri, Allah’ın adını yüceltmek ve hak ile adaleti hâkim kılmak uğruna verdikleri mücadeleler ve bu uğurda kanlarını toprağa dökmeleridir. Bir düşünelim: Orta Asya’dan Viyana’ya kadar uzanan tarihimizde ecdadımız acaba sadece bir cihangirlik davası için, toprak almak ve oraların zenginliklerine sahip olmak için mi bunca mücadeleyi vermişti? Daha doğrusu şu soruyu kendimize soralım: Müslümanlar birlik ve beraberlik ruhuyla hareket etmeseydi bugün bu cennet vatanımız bizim elimizde olur muydu? Peki bizler bugün ecdadımızdan miras kalan o vefa, sadakat ve birlik ruhunu samimiyetle yaşatabiliyor muyuz?
Milletleri ayakta tutan şey maddi imkanlardan ziyade manevi bağlardır. Bir ülkenin askeri, ekonomik ve teknolojik gücü tabii ki çok önemlidir; ancak bu alanlardaki eksiklikler zamanla bir şekilde giderilebilir. Millet asıl gücünü ortak inanç, ortak hedef ve birlik ruhundan alacaktır. Tarih boyunca nice ordulara ve servetlere sahip devletler, bu ruhu kaybettikleri için tarih sahnesinden silinmişlerdir. Rabbimizin Kur’an-ı Kerim’de; “Allah’a ve Rasûl'üne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz, devletiniz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir” (Enfâl 8/46) buyurarak ifade ettiği üzere, milli ve manevi değerler etrafında kenetlenmektir asıl olan. Birlik ruhunun bize güç kazandırdığını hiçbir zaman unutmamalıyız.
Bu ruh nerede kazanılır? Toplumu oluşturan temel yapı taşı ailedir ve bizler güven duygusunu, vefa ve sadakat erdemlerini aile ortamında öğreniriz. İlk okulumuz olan ailemizle başlayan bu serüven, ilerleyen zamanlarda toplum olma bilincimize de akseder. Şu hâlde, toplumları ayakta tutan değerlerin başında aile yuvamızda öğrendiğimiz değerlerimiz yer almakta değil midir? Tarihimize baktığımızda Malazgirt’ten Çanakkale’ye, Kurtuluş Savaşı’ndan 15 Temmuz’a, milletimizi ayakta tutan işte bu ruhtur. Milletimiz her sıkıntıda kenetlenmeyi, birlik ruhuyla hareket etmeyi bilmiştir. 15 Temmuz gecesi meydanlara çıkmamızı sağlayan, bizleri harekete geçiren, ülkemizi hain darbe girişiminden kurtaran şey de vatanımıza olan vefamız ve birlik ruhumuzdu.
15 Temmuz, sadece başarısız ve haince bir darbe girişimi değil, aynı zamanda milletimizin vefa, sadakat ve birlik ruhunu dünyaya gösterdiği bir imtihandır. Sadece o meşum geceyi hatırlamak yetmez; milletimizin birlik içerisinde vatan sevgisiyle canı pahasına ortaya koyduğu destanı, uğrunda kanını ve canını feda eden şehitlerimizi de rahmetle yâd etmek gerekir. O gün perçinlenen bu ruh sonrasında da devam etmeli, birlikte yaşama gayretimiz sürmelidir. Vefa varsa birlik vardır, birlik varsa beka vardır. Vatanımıza ve mensubu olduğumuz milletimize karşı vefalı olduğumuz sürece de devletimiz ilelebet payidar kalacaktır.
Başta 15 Temmuz şehitlerimiz olmak üzere tüm şehitlerimize rahmet, minnet ve duayla…
Muhammed Ali YAVUZ
Vaiz