Popülerlik, modern dünyamızın günümüzdeki çocukluk hastalığıdır. Hele medya iletişim araçlarının bu kadar sınırsız olduğu bir dünyada, bizler taş plak gibi lale devrinde kaldık. Şimdi popüler kültür benliklerimizi o kadar sarıp sarmalamış ki , artık “ben egosunun tavan” yaptığı bir dönemin girdapları içindeyiz..
Popülerlik, modern dünyamızın günümüzdeki çocukluk hastalığıdır. Hele medya iletişim araçlarının bu kadar sınırsız olduğu bir dünyada, bizler taş plak gibi lale devrinde kaldık.
Şimdi popüler kültür benliklerimizi o kadar sarıp sarmalamış ki , artık “ben egosunun tavan” yaptığı bir dönemin girdapları içindeyiz..
Bizim nesil “bilgiyi” tercih etmiştir.
Bizim jenerasyonun okumuş, yazmışları gerçekten okurdu.
Sorgulardı.
Tartışırdı.
Sentezlerdi
Bu konuda çok önemli eserler vermişlerdir. Çok acılar çekmişlerdi. Onlar, hiç popüler olmadılar ama, fikir hayatımızın parlayan ışıkları oldular.
Çetin Altan’ın “şeytanın gör dediği” köşesinde yazdıkları gibi.
HOCANIN TEKNİK DİREKTÖRLÜĞÜ NÜ ÇÖZMÜŞ.
Bravo.
Benzetmelerini sanki bana yazdıklarımdan bir bölümü hatırlatıyor gibiydi..
Ama hocanın oyun planında, 4 4 2 pek yoktur. Her seçim öncesi, değişik taktik oyunlar ve oyuncuları sever..
Sadece, 2004’ de 4 4 2 ile sahaya çıkmıştı. AKP’ de aynı taktikle sahaya çıkmıştı.
Ancak, dışarıda taktik veren Murat Mercan ana kaptanı yanlış seçmişti.
Tepebaşı ve Odunpazarı yeni oyuncular vardı. Ve onlar geride güzel defans yaptılar ve sahadan 3 puanla ayrıldılar.
AKP’ nin görüp, görmediği sadece budur.
Sonra, Yılmaz hoca bu kez hemen takımın başına geçti ve takımı toparladı. İyi antrenman yaptırdı.. 3+5+2 hızla geçiş yaptı.
AK Parti İnşaat yüksek Mühendisi olan Tacettin Sarıoğlu’nu bozuuuk para gibi harcayınca, Ahmet Ataç’ın önü açılıverdi.
Yıl 2009 seçimleri..
Odunpazarı’ n da da Burhan Sakallı’ da 2014 seçimlerinde aday olmayacağını açıklayınca, Kazım KURT’ un önü açıldı..
Siyasi kader deyin nasip deyin veya AKP’ nin vizyonsuzluğu deyin!.
Ne derseniz deyin.
Bu durumun derin analiz ve perde arkasındaki suflörleri iyi bilmek lazım..
Onun için Yılmaz hoca hem oyuncu, hem teknik direktördür. Tıpkı Karpatların marodanası “ HACİ” gibidir… Şimdiye kadar, onlarca taktik savaşı yapmıştır. Hep başarmıştır.
Hep kazanmasını bilmiştir..
*****
Sadece kendisi de “vaka-ı Ekmelettin” olayını yaşamıştır… Yaşamın da onlarca Brütüs görmüştür ama, politikadaki Brütüs enflasyonu olduğuna öğrenmiş oldu… Onun da nasıl olduğunun bir kısmını da biz biliyoruz.
Onun için hocamız, o an ne oynanması gerekiyorsa onu oynatır.
Teknik direktörlük vizyon ötesi bilgelik ister.
Siyaset, asimetrik bir diplomatik savaştır.
SANAYİCİ OLMAK ÇOK KIYMETLİDİR..
Elbette sanayici olmak benim için çok kıymetlidir. Ama, en önemlisi ise şehre ve ülkeye kattıkları artı değer, hepsinden çok önemlidir. Daha bizim sanayimiz orta ölçekte.
Henüz daha yeni sanayi burjuva kültürü oluşuyor..
Dünya çapında ticari marka değerimiz ne kadar? Bir de güney Kore’ ye, Twain, Vietnam’a bakın.
Bütün kendi çabalarımıza rağmen ancak İnegöl kadar ihracatımız var. İnegöl dış ticaret fazlası vererek model ekonomik örneği sergiliyor..
Aslında rakamların dilini okumak için “NET” ihracat rakamları çok daha önemlidir..
Gerçek bu..
Sayın Kesikbaş; üzerlerindeki yüklerinin çok fazla olduğunu söylemiş. Çok doğrudur…
Bu konuyu da, hem hükümete hem devletin önemli kademelerine, Eskişehir'deki vekillerimizden tutun da karar vericilere kadar hepsine bildiriyoruz diyor.
İyide yıllardan beri biliniyor ve sürekli bildiriliyor. Sonuç?
Çözümler?
Orada stop ediyoruz.
****
Benim merak ettiklerim de var.. Mesela Eskişehir için çok çalışıyoruz, Eskişehir'in gelecek vizyonu içinde çalışıyoruz. Eskişehir'in problemlerine, fikir üretmek için de çalışıyoruz deniliyor da, bunlar nelerdir?
1992 den beri bildiklerimiz var.
Mesela o zaman yapılan kentsel çalışmalar var..
2000’ e doğru Yılmaz Hoca’nın önderliğinde yapılan sempozyumlar var. Bunlar 1992’ li yıllarda kitap haline getirilmiş..
Aslında her şey konuşulmuş. Bilinmeyen hiçbir şey yok. Aradan 41 yıl geçmiş 1992’ den bu yana.
Selami Vardar dönemi 5 yıl.
Aydın Arat dönemi 3.5 yıl.
Orhan Soydaş dönemi 1.5 yıl..
25 yılı Büyükerşen dönemi.. 18 Nisan 1999 – devam ediyor)
Her şey, Eskişehir odaklıydı.
Eğer, sanayi odasının da böyle bilimsel çalışmaları varsa katılımcı bir sempozyum düzenlesin.
Veya anlatsınlar.. Anlatmak çok mu zor? Bakın işte fırsat.
Bu fikir üretmeler de hep devam edecek” diyorsunuz da, ne olur? bu fikirleri net olarak bizlerde bilelim. Bu fikirlerden mahrum olmayalım.. Havada kalmasın!
Efendim bizim siteye girsinler orada var denmesini pek anlayamadım..O zaman bütün kuruluşlar bizim siteye gir derse?
Pek doğru bir yaklaşım gibi gelmedi bana..
******
Yeni aday belirleme modası para motor adaylar…
Aaaa unutmuşum, siyaset bu. Bakarsınız “para motor” adaylar iniverir..
Bellimi olur.
Ne diyeyim!…Samimi olarak söylüyorum…İnşallah birileri kapınızı çalar ve teklifte bulunur!..
Ama aday olarak…
Dikkat edilmesi gereken nokta, gece yarısı ismin değiştirilmemesi de gerekir. Garanti edilmesi lazım.
Zira politikanın cilvelerine de kurban olan o kadar çok damdan düşen var ki?
Ondan duydum, şundan duydum hikâyeleri çok olur..
Burası AK Parti.
Önerim şu; yakın çevrenizi boş kümlerle değil, dolu dolu faziletli insanlardan oluşturun.
Palavracıları siz anlayamazsınız, anlayamazsınız.
Ne demişler kılavuzu karga olanın burnu !…
Bir dost tavsiyesi.
İnşallah biri çıkar ve derki bizim adayımız ol. Önce bir düşünün. Ve şunu söyleyin. Eğer teknik direktör alarak başarıyı yakalamak istiyorsanız, “A Takımı” ben kurarım. Hiç kimseyi işime karıştırmam derseniz, başarıyı yakalarsınız.
İşte, o zaman teknik direktör olursun.
Yoksa adamı siyasette adamı “ENTÜBE “ederler!
*****
Canım çok sıkıldıkça, kitap okurum..
En son elimdeki kitap İtalyan iktisatçı sosyal bilimlerin Einstein’ i olarak kabul edilen Vilfredo Pareto’ nun, “Demokrasinin Dönüşümü” ve “seçkinler yönetimi” ile, Cipolla’ nin “Allegro Ma Non Troppo”…sunu mukayeseli tekrar okuyorum..
Zülfü Livanel’ in kaplanın sırtında romanı..
Politika ile çok yakından ilgilenenlerin dikkatine sunarım!
Bilgi enerjidir. Akıllı insanlar okur ve tartışır. Aptallar ise okumayı sevmez. Çünkü tartıştığı zaman cehaletleri ortaya çıkar.
Çevrenize bir göz atın! Ne demek istediğimi anlarsınız!.