Bazı tarihler vardır. Takvimde sıradan görünür ama bir milletin kaderine yön verir.
1926 da böyle bir tarihtir. Ve bu tarihin adı Eskişehir’dir.
Bugün havacılığımızın 100. yılına yaklaşırken kendimize açık bir soru sormalıyız:
Biz bu mirasın neresindeyiz?
Bir yüzyıl geçti.
Neden kendi savaş uçağımızı üretemedik?
Neden başladığımız işler yarım kaldı?
Bu sorular yıllardır soruluyor.
Cevapları ise hâlâ tam olarak verilmiş değil.
HAVACILIK VE ESKİŞEHİR
Eğer 1926’ dan başlayan o süreç kesintiye uğramasaydı, bugün dünyanın sayılı havacılık ülkelerinden biri olabilir miydik?
Büyük ihtimalle evet.Kapatılmasaydı dünyanın sayılı savaş uçağı üretici konumunda olur muyduk? Elbette olurduk..

Eskişehir, Cumhuriyet döneminin ilk kalkınma hamlesi olan sanayileşme politikalarının uygulandığı şehir. Saymaya gerek yok. Cumhuriyet ışığının her şeyiyle ışıldadığı şehir.
Sadece bir şehir değil; bir üretim merkezi, bir okul, bir bilinçtir.
Bu şehre ruhunu veren en önemli insanlardan biri hiç şüphesiz Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen’dir.
Bilimi ve birikimiyle Eskişehir’i dönüştürmüş, ortaya koyduğu eserlerle şehrin kimliğini güçlendirmiştir.
Değişimin önünü açmıştır.
Bilim adamı kimliği ile, Eskişehir’in ruhunu ortaya çıkarttı. Bilgi ve birikimini olanaklar çerçevesinde hizmet odaklı bir anlayışla yaptığı eserleri günlük yaşantımızın bir parçası haline geldi.
Değişimin startını verdi..
Cumhuriyet ruhunu bir görev gibi yüreğinde taşıyan şehir. Bu ruhu şimdi taşımaya devam ediyorlar..
Bu misyonun taşıyıcıları hava bakım merkezinde çalışıp saçlarına ak düşen emekliler..
İlk defa bir vefa duygusu ile panel düzenliyorlar.
Büyük şehir belediyesinin kırmızı salonunda.
Hazırlık ekibi aylardan beri çalışmışlar..

Bugün o Cumhuriyet ruhu hâlâ yaşıyor.
Ve bu ruhu en çok taşıyanlar, yıllarını havacılığa vermiş emekçiler…
Saçlarına ak düşmüş ustalar, teknisyenler, mühendisler…
Onlar sadece bir iş yapmadı.
Bir miras bıraktı.
Bu mirasa sahip çıkmak için düzenlenen panel de bu yüzden önemli.
Büyükşehir Belediyesi Kırmızı Salon’da gerçekleştirilen
“İstikbalin Şehri: Eskişehir Tayyare Tamirhanesi 100 Yaşında” başlıklı etkinlik, bir vefa örneği.
Aylardır hazırlığı yapılan bu panelde, yıllarını bu işe vermiş isimler konuştu.

Osman Demir, havacılık emekçilerinin ülke savunmasına katkılarını anlattı.
İsmail Çelik, fabrikanın emekçi geçmişine tanıklık etti.
Emekli Albay ve yüksek uçak mühendisi Can Erel ise havacılık tarihini belgelerle ortaya koydu.
Anlatılanlar şunu gösteriyor:
1925’te Ankara’da doğan bir fikir, kısa sürede bir iradeye dönüştü.
TOMTAŞ ile başlayan süreç, 1926’da Eskişehir ve Kayseri’de hayat buldu.

Bu sadece bir sanayi yatırımı değildi.
Bu, bağımsızlığın gökyüzüne yazılmasıydı.
Ama bugün sormamız gereken bir soru daha var:
O ruhu gerçekten yaşatabiliyor muyuz?

Bir zamanlar o hangarlarda çalışan insanlar sadece uçak tamir etmedi.
Bir milletin onurunu inşa etti.
Bugün ise bu büyük emek çoğu zaman birkaç nostaljik cümleyle geçiştiriliyor.
Bu kabul edilemez.
Eğer gerçekten havacılığın 100. yılını kutlayacaksak, bunu sadece panellerle değil; geçmişle yüzleşerek yapmalıyız.
Ne kaybettik?
Nerede geride kaldık?
Ve neden bu mirasa yeterince sahip çıkamadık?
Bu bir suçlama değil.
Bir uyarıdır.
Çünkü geçmişine sahip çıkmayan milletler, geleceğini başkalarına bırakır.
Yapılması gereken açık: Bu miras korunmalı, belgelenmeli ve yaşatılmalıdır.
Ve evet…
Artık somut adımlar atılmalıdır.
SELAHATTİN REŞİT ALAN
İsmi pek bilinmese de bazı havacılık araştırmacıları biliyor. Çok önemli bir isim..
Biraz arşiv çalışmasından kısa bir özet vereyim..
Bu konuda ilk olarak Arif Anbar 4 Ocak 2021 Anadolu gazetesindeki köşesinde Selahattin Reşit Alan’ı tanıyalım! Başlıklı yazısı var.
Son paragrafında; ‘Fakat Selahattin Reşit Alan’ın ismi ankette yok ve doğal olarak belediyeye devri yapılan parkın ismi olmayacak.
O halde, Tepebaşı Belediyesi yetkililerine naçizane tavsiyem şu: Selahattin Reşit Alan’ın adı, park içerisindeki alanlardan bir tanesine verilebilir ve Türk havacılık tarihi açısından önemi o alanda anlatılabilir.
Böylelikle Eskişehirli, yaşadığı şehirde ‘harikalar yaratmış’ ancak ‘engellenmiş’ bir havacıyı tanımış olur.
Bu aklımda yer etmişti..
Kendi kendime dedim ki bu ismi nasıl ıskalarsın?
Arif haklı..
O gün bu gün dedimki bakalım bu konuyu kim gündeme getirecek? Üzerimize vacip oldu?
Büyükşehir belediyesi başkanına sesleneyim. Belki ortak akıldan faydalanma ihtiyacı duyar da “Salah” adını görselliği olan bir parka veya bir bulvara adını koyarlar.
İlk Türk Uçak Mühendisi olan, 1901 yılında Makedonya’nınPirlepe şehrinde doğan Selahattin Reşit Alan’dır. Türk Tayyare Cemiyeti (T.Ta.C.) tarafından, uçak mühendisliği eğitimi için 1926 yılında Fransa’ya gönderilen ilk 5 kişilik grup arasındadır.
Fransa’da ÉcoleSupérieureD’Aéronautique mektebine devam etmiş, 1928 yılında mezun olmuştur.

SocieteHanriot şirketinde teknik staj, AéroplanesMorane-Saulnierokulundabrevetmilitarie pilotaj kursu alarak 1931 yılında Türkiye’ye hem mühendis hem de pilot diplomalarıyla dönüş yapmıştır.
Belki diğer gönderilen öğrencilerde mezun olmuştur fakat Selahattin Alan ilk olarak Türkiye’ye dönüp Milli Savunma Bakanlığına bağlı olan Eskişehir Tayyare Tamir Fabrikasında göreve başlayan ilk uçak mühendisimizdir.
Askeri bröveli pilot olarak 1931 yılında yurda dönen Selahattin Reşit Alan, ilk olarak Kuva-yı Havaiye Müfettiş-i Umumisi’ne bağlı Eskişehir Tayyare Tamirhanesinde görev aldı. Burada “Selâhattin-1” tayyaresinin tasarımını tamamladı.
“Selâhattin-1” tasarımına dayalı olarak MMV-I (Milli Müdafaa Vekâleti–1) kodu ile eğitim ve keşif uçağı projesini hazırladı ve ilk örnek imalatına başladı. Çift kanatlı, iki kişilik, tek motorlu, uzunluğu 7.4 metre, kanat uzunluğu 15 metre, kanat genişliği 1.5 metre olan uçağın prototip imalatını Ekim 1932’de tamamladı. Prat&Whitney motorunu ve pervanesini ABD’den getirttiği uçağın diğer tüm aksamını yerli olarak Kayseri ve Eskişehir Uçak Tamir Fabrikasında imal ettirdi. Ancak sürati 200 km/h olacak ve 2,5 saat havada kalabilecek şekilde dizayn edilen, test uçuşunu başarıyla gerçekleştiren bu uçağın üretimi için gerekli desteği bulamadı.
Selahattin Alan kendi tasarlayıp ve üretimini yaptığı Nu.D.36 uçağıyla 13 Temmuz 1938’de Eskişehir’e uçarak gitmeye karar verir. Eskişehir’e uçarak gitmek istemesinin amacı tamamlanan uçaklardan birisini Türk Hava Kurumu (THK) yetkililerine göstermektir. Nu.D.36 uçağı ile İnönü Havaalanı pistine iniş yaparken talihsiz bir şekilde pist kenarına kazılmış hendeğe takılarak kaza geçirir ve kaza sonucunda 37 yaşında hayatını kaybeder.
İlk şehit Mühendis/ pilotumuzdur.
NEDEN BİR ANITIMIZ YOK?

Ama sıradan bir anıt değil…
İçinde emek olan, içinde tarih olan, içinde hesaplaşma olan bir anıt.
Çünkü mesele sadece geçmişi anmak değil.
Geleceği kurmaktır.
Havacılığın 100. yılında görevimiz nettir:
Unutmayacağız.
Unutturmayacağız.
Ve yeniden ayağa kalkacağız.
Çünkü gökyüzü, ona sahip çıkanların olur.
Ve biz o gökyüzünü bir zamanlar kendi ellerimizle kurduk.

Savunma sanayinde çalışanların örgütlendiği harp- iş sendikası var. Binlerce üyesi var. Binlerce emekli olmuş üyesi var. HASYA yardımlaşma sandığı var..
Ama kırmızı salon’ un yarısı bomboştu. Şehrin yadigârları bu kadar mıymış geldi aklıma. Hâlbuki neredeyse her evde bir hava ikmalde çalışmış, insanlara vardır.Ekmeğini bu meslekten kazanan, ailesini bu çatı altında kuran, çocuklarını bu alın teriyle büyüten binlerce emekçi… Şehrin yadigârları’ nın saçlarına aklar düşmüş.
Tayyare tamirhanesinden bu güne kadar gelen bir süreçte birkaç yadigârlar hatırlanmış!
Onlar, bu ülkenin gökyüzüne uzanan hayalinin gerçek sahipleriydi. Bir sanayi kültürel birikimin sohbetlerde anı olarak kalması ne kadar hüzün verici.