Eskişehir’in bereketli topraklarında bugün tarım değil, maden konuşuluyorsa; mesele sadece ekonomi değil, vicdandır.
Mihalgazi, Sarıcakaya Türkiye’nin nadir mikro klima bölgelerinden biri.
Toprağı bereketli, suyu canlı, havası nefes alınabilir.
Yani kısacası; korunması gereken bir hazine.
Ama ne yazık ki bugün bu hazinenin nasıl korunacağı değil, nasıl paylaşılacağı konuşuluyor!
Alpagut ve çevresinde gündeme gelen altın-gümüş madeni projesi, sadece bir yatırım tartışması değildir.
Bu mesele; doğa ile rant arasındaki tercih meselesidir.
Sorulması gereken çok basit sorular var:
Bu madenin gerçek getirisi nedir?
Doğaya maliyeti ne olacaktır?
Ve en önemlisi; bu kararlar kim adına alınmaktadır?
Daha da çarpıcı olan ise şu:
Bu soruları soranlar, yani doğayı savunanlar, kendilerini mahkeme salonlarında buluyor.
Odunpazarı Kent Konseyi Başkanı İsmail Kumru ile birlikte Mert Güzel ve Bedi Uygar Uğurlu…
Hepsi beraat etti.
Yani mahkeme açıkça söyledi:
“Ortada suç yok.”
Peki, o zaman bu insanlar neden yargılandı?
İşte asıl mesele burada başlıyor.
Çünkü beraat kararı, sadece bir hukuki sonuç değil; aynı zamanda bir gerçeğin ilanıdır.
Bu ülkede bazen haklı olmak yetmez, yargılanmamak da gerekir.
Üstelik dosyanın üst mahkemeye taşınacak olması, sürecin bir “hukuk mücadelesinden” çok, bir “yıldırma mekanizmasına” dönüştüğünü düşündürüyor.
Unutulmaması gereken bir gerçek var:
Bu mücadele birkaç kişinin değil, bir şehrin geleceğinin mücadelesidir.
Eskişehir’in suyu kirlenirse, toprağı zehirlenirse, havası bozulursa…
Bunun telafisi yoktur. Bugün doğayı savunanlar yargılanıyorsa, yarın susanlar bunun bedelini ödeyecektir.
Çünkü doğa sustuğunda…
İnsan da nefessiz kalır.