Zamanı tükettiğimizi zannederken zamanın bizi tükettiğini fark ettiğimizde vakit çok geç oluyor bazen.
Hayatta her şey, istediğimiz gibi olmuyor.
Hayattan ne istediğimizi de net olarak bilemiyoruz bazen. Elimizdekilerle, bulduklarımızla, aradıklarımızla, avunup gidiyoruz işte. Ne arayıp ne bulduğumuzun da farkına varamıyoruz çoğu kere. Hangi hikayenin bir parçası olduğumuza tam karar vermişken bir başka hikayenin içinde buluveriyoruz kendimizi.
Dünya, çabalama dünyası özetle işte…
Sabrederek, şükrederek yaşamaya çalışıyoruz. Çalışıyoruz ama mücadelemizde çabalarımızla çatışmalarımızı uyumlu hale getiremiyoruz çoğu kere. 'Bakıp görmeyenlerden, konuşup dinlemeyenlerden, dokunup hissetmeyenlerden' uzak kalmaya çalışsak da beceremiyoruz.
Öfkemiz, heva ve hevesimiz, dedikodularımız, nefsin emrine uyma/uymama gayretimiz; yordukça yoruyor bizi. Yorgunluğa, yokluğu, engellere rağmen yaşama azim ve karalılığımız artıyor. Artıyor artmasına da problemlerin çözümünde kendimize yarayacak çözüm yollarını seçmede zorlanıyoruz. Niyeyse, nasılsa, nedense gönlümüzle kafamız aynı yönde olmuyor, olamıyor bir türlü.
Bir acıyı bazen birçok acıyı unutup, rahatlayıp, avunup teselli oluyoruz. (Şimdiki kuşağı bilemiyorum ama benim yaş grubumdakiler hemen içte içe Kamil Bozdağ'ın sözlerini yazıp Necdet Ilgın'ın rast makamında bestelediği Zeki Müren (1931-1996) şarkısını sıkça mırıldanır:
'Ne sevincin ömrü varmış ne gün gören çok yaşarmış
Meğer hayat bir masalmış zevk u safa yalan imiş')
Kalabalıklar halinde ama maalesef tek başımıza yaşıyoruz bugünlerde.
İyi günde de kötü günde de yanımızda birilerinin olmasını istiyoruz hep. Yiğitliğin nerde bittiğini, kahpeliğin nerde başladığını bilemiyoruz hiç. Hatırlamamak, unutmak istediğimizde sıkıldıkça sıkılıyoruz niyeyse. Ayrıldığımız sevdiklerimiz, bizden ayrılan sevdiklerimiz abandıkça abanıyor üstümüze.
İşte o an, avutucu söz veya davranış bekliyoruz belli etmesek de. Beklediğimizi bulamayınca kahroluyoruz belli etmesek de. Fısıldıyoruz hemen kendi kendimize İlkan San(1941-2008)'ın sözlerini yazıp Rıfat Şanlıel'in bestelediği hüzzam şarkıyı 'Sen de git sevme unut kimler unutmadı ki'
Hali, tavrı, duruşu, eylemi, söylemi ile dolu dolu insanları arar dururuz yanımızda. Söylemenin kolay dayanmanın güç olduğu durumlarda en büyük desteği onlardan görmek isteriz yanımızda. Her şeyin başı yakınlık oluverir; el yakınlığı, göz yakınlığı ille de gönül yakınlığı…Bunaldığımızda; üzüntümüzü, acımızı hafifletmede; hafifletici şeyler söylemede, avutmada; teselli etmede Orhan Gencebay(1944- ) yetişir imdadımıza:
'Yarattığın mecnuna bir teselli ver
Sevenin halinden sevenler anlar
Gel gör şu halimi bir teselli ver'
Düşündükçe iş sarpa sardığında, vicdan ile nefis savaşı yaşadığımızda, karışanı çok ama çözüm üreteni olmayan konuların hallinde üzüntümüzü birine açıp rahatlama ihtiyacı duyduğumuzda Abdurrahim Karakoç(1932-2012)'un
'Yaz da geçer, kış da geçer, aldırma boş ver!
Sen sana saldıranlara saldırma boş ver!
Susuz kal, ıstırap çek, sabretmeyi belle
Testiyi lağım suyundan doldurma boş ver' şiiriyle teselli buluyoruz; avunuyoruz.
Teselli ediyoruz, teselli veriyoruz, teselli edilmek istiyoruz, teselli buluyoruz…
Bazı önemsiz şeylere kavuşup, asıl önemlileri kaybedince de 'züğürt tesellisi' ile avutuyoruz kendimizi.
Hayatın bize 'teselli mükafatı' verdiği de vakidir az da olsa.
Evet, 'Âşık sazla maşuk nazla teselli olur.' atasözümüzdeki hesap misali işte…
Evet, teselli arıyoruz aslında.
İnşallah tez elden hepimiz buluruz.
Evet, evet; teselliyi sürekli arıyoruz; arayacağız; versek de alsak da hep aynı olacak hep…