Türkiye’nin genel sorunlarının sonuçları…
Aslında politik sorunlar. Çözüm yeri TBMM...
Kısmen yasalarda değişikler yapılsa da köklü bir radikal değişiklik yapılabilinmiş değil…
Çünkü mevzuat hazretleri o kadar çok karmakarışık hale getirilmiş ki hukuki ilişkileri çözebilmek için ciddi bir efor harcamanız gerekiyor..
Neden de çıkan kanunlar torba yasaları biçiminde çıkartıldığı için öyle yetkiler var ki birbirlerinin yetki alanı içinde girift haline gelmiş..
Kısacası yasa dolaşıklığı var…
Çık işinden çıkabilirsen.
AKP’nin en büyük iddialarından biri de buydu…
Fakat onlarda bu dolaşıklığın içinden çıkamayınca ellerindeki en büyük kurum hatta dünyanın en büyük inşaat kurumu olan TOKİ eliyle yaptıkları konutlar..
TOKİ’ nin elindeki yetkiler hiçbir kurumda yok.
Finansal kaynakları var…
İstediği yerde planlama yapma yetkisi var…
Kısacası yapamayacağı hiçbir şey yok…
Tam yetkili..
Kanun bu yetkiyi verince doğal olarak çok başarılı işlerde yapıyor. Şehirlerin yenilenmesinde, gelişmesinde ,sanayi kentleşme modelleriyle belki de AKP’ nin en bilinen ve tanınan yüzü olmuş…
Fakat bu kadar yetki bazen çözümsüzlüğü de neden oluyor.
Eskişehir’de bunlar yaşandı ve yaşanmaya da devam ediyor.
Nedeni de kim ne derse desin ben konutları yaparım. Sizlerde belediye olarak alt yapıyı yapacaksınız. Yolunu yapacaksınız dayatması doğru değil..
Sorunun ana unsurları buradan başlıyor…
Sonra dönüyor belediyelere yol yapın, alt yapıyı yapın diyor…
Konutlar vatandaşa teslim edildiğinde yollar yapılmamış, alt yapı hizmetleri gitmemiş…
Belediyelerin itirazı burada başlıyor…
Belediyelerin yapılan planlardan haberi olmuyor…
Çünkü TOKİ buna ihtiyaç duymuyor.
Nedeni aslında AK Parti’nin Eskişehir’e politik bakışı. Bakın işte CHP‘ li belediyeler görevlerini yapmıyor diye algı çalışması yapıyorlar.
Aslında ana sorumlu olan TOKİ... Nedeni de madem konutları yaptın ana projelerde çevre düzenlenmesi dahil sosyal alt yapı yapma eksiksiz bu görevi yerine getirme görevi TOKİ’nin…
Çünkü TOKİ zaten bunların parasını vatandaştan alıyor..
O zaman TOKİ’nin yapacağı bir şey var. Bunlara ait hizmetlerin maliyet bedelini büyükşehir veya İlçe belediyelerine kaynak aktarması gerekiyor. Ama böyle olmuyor ne yazık ki…
İlkel bir bakış açısı var.
Bunu Odunpazarı Mamuca, Vadişehir’de yaşadı…
Hala o kadar çok eksikler var ki.
Belediyelerde vatandaş mağdur olmasın diye bu eksiklikleri belediyelerinin bütçe olanakları ile gidermeye çalışıyor..
AK Partililerin en büyük yaptıkları politik yanlış ise, DEVLET’in kamusal kaynaklarının kullanmasını Belediyelerin bütçe kaynakları ile mukayese etmesi..
Yapılacak iş çok basit.
Görev tanımlarının ve yetki alanlarının çok belirgin ,tartışmaya neden olmayacak bir biçimde yeniden yasal olarak düzenlenmesi gerekiyor..
Bu kadar basit.
Nedeni de sorumluluklarının belirgin hale gelmesi bütün tartışmaları bitirir.
Ama işlerine gelmiyor.
Çünkü TOKİ, kim ne derse desin ben yaptım oldu mantığıyla hareket ediyor..
Bunu da bilerek ve isteyerek yapıyor.
Demek istiyor ki güç benim.
Benim çizdiğim yol haritasına uyun.
Bunu her yerde görüyoruz…
Fakat burada asıl sorulması gereken soru şudur:
Eğer bu sorun yıllardır biliniyorsa neden çözülmüyor?
Çünkü ortada yeni keşfedilmiş bir problem yok.
Belediyeler yıllardır aynı itirazları yapıyor.
Vatandaşlar yıllardır aynı mağduriyetleri yaşıyor.
Uzmanlar yıllardır aynı eksiklikleri anlatıyor.
O halde mesele bilgisizlik değil.
Mesele yetki karmaşasının devam etmesinden kimlerin fayda sağladığı sorusudur.
Çünkü yetki ve sorumluluğun net olduğu yerde hesap vermek gerekir.
Kimin ne yapacağı bellidir.
Kimin hata yaptığı ortaya çıkar.
Başarı da başarısızlık da sahibini bulur.
Ama yetkilerin iç içe geçtiği sistemlerde sorumluluk dağılır.
Vatandaş kime hesap soracağını bilemez.
Merkezi yönetim belediyeyi işaret eder.
Belediye merkezi yönetimi işaret eder.
Sonuçta hesap veren olmaz.
İşte sistemin en büyük çelişkisi burada ortaya çıkıyor.
Bir taraftan güçlü devlet söylemi savunuluyor.
Diğer taraftan görev ve sorumluluk alanları bilinçli ya da bilinçsiz şekilde belirsiz bırakılıyor.
Bir taraftan yerel yönetimlerin hizmet üretmesi bekleniyor.
Diğer taraftan o hizmetleri finanse edecek kaynak mekanizmaları oluşturulmuyor.
Bir taraftan belediyeler eleştiriliyor.
Diğer taraftan belediyelerin önceden haberdar olmadığı projeler hayata geçiriliyor.
Sonra da ortaya çıkan eksikliklerin siyasi faturası yerel yönetimlere kesilmeye çalışılıyor.
Burada insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:
Acaba sorun gerçekten koordinasyon eksikliği mi?
Yoksa koordinasyonsuzluk bir yönetim modeli haline mi geldi?
Çünkü belirsizlik bazen bir eksiklik değil, bir güç aracıdır.
Yetkinin merkezde toplandığı ama sorumluluğun paylaştırıldığı sistemler siyasal açıdan kullanışlıdır.
Başarı merkezi yönetime yazılır.
Eksiklikler ise yerel yönetimlerin hanesine bırakılır.
İşte kentsel dönüşüm tartışmalarında gördüğümüz tablo da budur.
Sorun TOKİ'nin konut yapması değildir.
Sorun, konutu yapan kurumun sahip olduğu olağanüstü yetkiler ile ortaya çıkan kentsel yüklerin başka kurumların omuzlarına bırakılmasıdır.
Sorun yeni mahallelerin kurulması değildir.
Sorun o mahallelerin bütün maliyetlerinin sonradan belediyelerin bütçelerine yüklenmesidir.
Sorun bina yapmak değildir.
Sorun, şehri birlikte yönetme kültürünün giderek ortadan kalkmasıdır.
Belki de bu nedenle Türkiye'de kentsel dönüşüm tartışmaları yıllardır aynı yerde dönüp duruyor.
Çünkü tartışılan şey beton değil.
Tartışılan şey güç.
Yetki.
Kaynak.
Ve en önemlisi de sorumluluk.
Yetkiyi merkezileştirip sorumluluğu dağıttığınız sürece sorunlar çözülmez.
Sadece adres değiştirir.
Bugün Mamuca'da karşınıza çıkar.
Yarın Vadişehir'de.
Öbür gün başka bir kentte.
Ama sistem değişmediği sürece sonuç değişmez.
Bu yüzden mesele artık kentsel dönüşüm değil.
Asıl mesele, Türkiye'nin yönetim anlayışını dönüştürüp dönüştüremeyeceğidir.
O Sorun plansızlık değil, planlı bir yetki mimarisi olabilir mi?