Siyaset kızıştı. Beklediğim gibi. Şimdi sataşmalar dönemi. Sonra, demagoji ve polemikler dönemi...
Tayyip Erdoğan'ın elinde çok geniş olanaklar var... En azından DEVLET imkanları var. Sonuna kadar kullanıyor. İşte Muharrem İnce bunu dile getiriyor. Muharrem İnce'nin durumu belli. Erdoğan'ın deyişiyle GARİBAN... Vatandaş'a 'ateşleyin biraz' diyor...
Pamuk eller cebe... Ateşleyin bakalım.
Kolay mı? 'MİLLET İTTİFAKI'nın' içinde yer almak..
Erdoğan'ı dinliyorum. Geleceğe sözüm ona, 'vizyon' çiziyor. Hayallerde sınır yoktur... 30,50,100 yıl sonrasına… İşi, 2053'e, 2071'e, hatta 3071 yılına kadar götür...
VİZYON ya. Kim ne diyebilir?
Zaten geleceği biz bilmiyoruz ki ne olacağını? Sıyırmakta sınır yok nasıl olsa...
Sıyırma olimpiyatları olsa inanın şampiyonluğu elden bırakmayız...
Gaybı ancak, 'ALLAH' bilir. Aksini söylersen veya iddia edersen 'şirke' düşersin...
Yarını bilen var mı?
Hatırlarsınız 1999'lu yılları. Koalisyon dönemi. Zar zor bir deneme. Ecevit-Devlet Bahçeli ve Mesut Yılmaz...
Üçü bir arada...
Ecevit'in Başbakanlığı döneminde TÜSİAD önümüzün 50 yılını görüyoruz demişti. MHP ve ANAP koalisyon ortağıydı. Aradan çok kısa bir zaman sonra Cumhurbaşkanı Sezer, MGK toplantısında Anayasa kitapçığını Ecevit'e doğru fırlatmıştı...
Ecevit merdivenlerde ağır adımlarla inip şunları söylemişti... 'Bu bir Devlet krizidir'!
Piyasalar nasıl karışmıştı. Hem faiz, hem de kurlar yukarıya gitti. Enflasyon durdurulamıyordu. Bahçeli erken seçim olmalı dedi...
Ve apar topar 2 KASIM 2002 'de seçimlere gidildi.
Sonuç... DSP, MHP, ANAP, GENÇ PARTİ, DOĞRU YOL, REFAH partisi Barajın altında kaldı. Yeni kurulan AK Parti % 34 lük oy ile 'tek başına' iktidara geldi...1999 seçimlerinde baraj altında kalan Baykal yönetimindeki CHP % 20 'ye yakın oy alarak parlamentoda ana muhalefet oldu. Yani, ikili sisteme o zaman geçmiştik bile...
Hatırlayın o günleri...
24 Haziran da, tarihin zaman dilimindeki en stratejik bir dönüşümün tercihi olacak sistem değişikliği seçimlerine giriyoruz.
Ama ne olacağını bilmiyoruz?
Hedefler var. Manifestolar, seçim bildirgeleri, vaatler havada uçuyor... Ama 'OHAL' altında seçimlere gidiyoruz. Sandık güvenliği meselesi tartışılıyor...
Ekonomideson 15 günde çok önemli depresyonlarla karşılaştık... Aynı anda hem döviz, hem faiz, yukarlara fırladı... Her zaman söylediğimiz gibi pusula şaştı...
Diğer tarafta yarın ne yapacağını bilmeyen bir iş dünyası.
Yatıyoruz, kalkıyoruz yarın ne olacağını bilmiyoruz...
Lütfen, 2003-2008 dönemini hatırlayın: Kemal Dervişin bıraktığı güçlü ekonomik modelini harfiyen yerine getiren bir ekonomi kadrosu vardı. Enternasyonal çapta vizyonu ve itibarı olan Ali Babacan vardı. Davos ve Bilderberg toplantılarında bütün gözler onun üzerinde olurdu...
Her bir alanında söz sahibi bir yönetim vardı. Ülkemiz hızlademokrasi ve AB standartlarında ilerliyordu. AB ile ticaretimiz başta Almanya olmak üzere zirveye çıkmıştı. Cari açık dengesi makul seviyelerdeydi... Fasıllar açılıyor, müzakereler devam ediyordu. Hatta bu kez tamamdır diyerek, neredeyse AB' ye girdik naraları atıyorduk...
Kısacası, o günlerde iş adamı, yatırımcı, yarınlarını herkes görebiliyordu. Ne zaman? Ali Babacan döneminde uluslararası kreditörleri, yatırım fonları Türkiye'ye akın ediyorlardı. Bankalar dışarıdan Sendikasyon kredilerini çok ucuz buluyorlar, içeride ki piyasalara bunları fonluyorlardı...
Çünkü bizim tasarruf oranlarımız çok düşüktü. Mecburen dışarıdan kaynak alıyorduk. Ne zaman babacan EKONOMİ yönetiminden devre dışı bırakıldı...
İşte o zaman ekonomide işler tersine gitmeye başlamıştı...
Sonra anlaşıldı ki hepimiz işletilmişiz...
EY! LER DÖNEMİ VE EKONOMİMİZ...
Ne zaman Ey! Avrupa titre kendine gel. Denmeye başlandı… İşte o zaman alarm zilleri yavaş yavaş çalmaya başladı...
EY'ler çoğaldıkça bu günlere geldik. Bu günlere geleceğimiz aslında belliydi...
Dilimize yerleştirildi EY'ler...
Her cümlenin başında bir EY! kullanır olduk...
Mesele sistem değil, 'zihniyet' meselesiydi...
Ya bugün! Hedefler var ama içi bom boş. Hamasi nutuklardan öteye gidemiyor. Biz bunlara sözde 'VİZYON 'tuzakları diyoruz. Tıpkı orta gelir tuzağı' gibi. Yukarı çıkamazsanız aşağıya doğru yuvarlanıp giderseniz...
Türkiye şu anda 'ARAFTA'!..
24 Haziranda ne olacak göreceğiz...
Yönetimde kim olursa olsun. Hiç fark etmez... Çok büyük zamdalgası ve vergi artışları gelecek...
Ama asıl sorun seçimlerden sonra ne nasıl bir ekonomik model uygulanacağı olacağı konusu?
Öngörülebilirlik, Güvenilir, Şeffaf bir yönetim. Olacak mı olmayacak mı?
Bunu seçim vaatlerinde yer alan Muharrem İnce ve Meral Akşener ile Temel Karamollaoğlu...
Bu konu da ciddi düşünceleri var...
Recep Tayyip Erdoğan'ın şeffaflık ve denetlenebilir konusunda hiçbir önerisi yok...
Sadece, 'faiz' ve 'dolar' lobilerinden bahsediyor ama 'cari' açığı kapatmak için ne gibi bir eylem planı olacağından bahsetmiyor.
Mesela, seçimlerden sonrası...
Merkez Bankası bağımsız mı olacak mı? Ekonomiden sorumlu bakan kim olacak? Ekonomi yönetimi tek elden yönetilecek mi? Maliye politikaları ne olacak?
Hani yerli ve milli bir paramız olacak mı? Tedavüldeki paramız yerli ve Milli değil mi? Bu paraya ne olacak?
İçi boş laflar dediğim örnekler bunlar... Yüzlercesi daha var. Bırakın 10, 20, 50, 100 yıl sonrasını...
5 yıllığın geliyorsun… İlk üç ayda, sonraki altı ayda ne yapacaksın? Bir yıl sonra ben fakirleşecek miyim?
Mutfakta yangın var. Ateşi nasıl söndüreceksin? Enflasyonun % 5' e nasıl düşüreceksin...
Sen, ondan bahset. Sizin işiniz siyaset. İnsanları kandırmak üzere kurulan bir yapı. Türk Milleti hep kandırıldı zaten...
Ben 'kandırılmak' istemiyorum!.. Hepsine eşit mesafedeyim. Onun için ince eleyip sık dokuyorum… Ama şunu çok iyi biliyorum. Milletin yanında yer alan ve kuyruklu yalan söylemeyecek olana güvenmek istiyorum...
Bilmem anlatabildim mi?