Erteleme çoğu zaman tembellikle açıklanır. Yapılması gereken bir işi sürekli sonraya bırakmak, sanki yalnızca isteksizlikten kaynaklanıyormuş gibi anlatılır. Oysa çoğu durumda mesele yapmak istememek değil, bir türlü başlayamamaktır.
Bir işe başlamak bazen düşündüğümüzden daha ağır gelir. Çünkü başlangıç aynı zamanda bir risk taşır: Yeterince iyi yapamama, eleştirilme ya da beklentiyi karşılayamama ihtimali. Bu yüzden erteleme çoğu zaman isteksizlikten değil, görünmeyen bir kaygıdan beslenir.
İlginç olan şu ki ertelenen işler zihinden de silinmez. Aksine gün boyunca bir köşede durur. Başka şeylerle meşgul olsak bile yapılması gereken o iş arka planda varlığını sürdürür. İş yapılmaz ama ağırlığı devam eder. Bu yüzden erteleme çoğu zaman rahatlatan değil, yavaş yavaş biriken bir zihinsel yük hâline gelir.
Bazen sorun işin kendisi değil, zihnimizde büyüyen hâlidir. Başlamak geciktikçe görev daha büyük, daha karmaşık ve daha zor görünür. Oysa çoğu iş ilk adım atıldığında düşündüğümüz kadar zor değildir.
Bir de “mükemmel yapmak” düşüncesi vardır. Bir işi yalnızca iyi değil, kusursuz yapmak gerektiğine inanıldığında başlangıç eşiği yükselir. Zihin, ortaya çıkabilecek eksikleri ve olası eleştirileri önceden düşünmeye başlar. Böylece harekete geçmek yerine beklemek daha güvenli bir seçenek gibi görünür. Erteleme de çoğu zaman tam bu noktada ortaya çıkar.
Çünkü çoğu zaman erteleme, yapmaktan kaçınmak değil; o ilk adımın ağırlığıyla baş etmeye çalışmaktır.