Birlik, beraberlik ve kardeşlik, İslam medeniyetinin özünü oluşturan en temel kavramlardandır. Bu yüce değerlerin ete kemiğe büründüğü, toplumsal hayatta somut bir karşılık bulduğu en mukaddes alanlar ise camilerdir. Kelime kökeni itibarıyla “cem eden” yani “toplayan, bir araya getiren” anlamına gelen cami, sadece taştan ve duvardan ibaret bir mimari yapı değildir. Camiler; inananların gönüllerini buluşturan, aralarındaki tüm yapay ayrılıkları eriten ve toplumu adeta tek bir vücut haline getiren manevi birer merkezdir.
Camilerimiz; kadın-erkek, çocuk-genç-ihtiyar, zengin-fakir, amir-memur bütün insanların dua ve ibadetlerini topluca Yüce Allah (c.c.)’a arz ettiği, gönüllerin huzur bulduğu, elem ve sevinçlerin paylaşıldığı kutsal mekânlarımızdır. Camiler, aynı zamanda eğitim ve öğretimin yapıldığı birer ilim ve irfan yuvasıdır.
Kutsal mekânımız camilerimiz olmasa hangi mekânda veya hangi ortamda dili, ırkı, rengi, mezhebi, ülkesi, bayrağı farklı insanları bir araya getirebilirdik? Dünyanın neresine gidersek gidelim sokakta bizi kimse tanımaz, hatta ihtiyaç sahibi bile olsak belki bize el uzatılmaz. Ancak İslam’ın sembolü olan camilerimize bir ibadet vesilesiyle gidecek olsak din kardeşlerimiz tarafından, sanki yıllarca orada yaşayan, tanınan bir insanmışız gibi muamele görürüz. Ne aç kalırız ne de açıkta… Camiler, kardeşliğimizin hayat bulduğu kutsal mabetlerdir.
Camilerimiz, hiç kimsenin dünyevi bir kazanç için bir araya gelmediği, bilakis bizi uhrevi bir kazanç için bir araya getiren mekânlardır. Camilerimiz bize; “Müslüman kardeşinin ihtiyacını gideren kimsenin Allah da ihtiyacını giderir…” (Müslim, Birr, 58) hadisi mucibince, Müslüman kardeşlerimizi yalnız ve çaresiz bırakmama şuuru verir ve bu sayede onların sıkıntılarını gidererek kardeşliğimizi en güçlü şekilde gösterdiğimiz mekânlar olurlar. Camilerimiz;cenazelerimizi kaldırarak acılarımızı hafiflettiğimiz, şehitlerimiz ve yakınlarımız için mevlitler okuttuğumuz, evlatlarımızın ve torunlarımızın Kur’an-ı Kerim’i ve dinimizi öğrendiği, namazla huzura erdiğimiz, bizi bir, beraber ve kardeş yapan mekânlardır.
Aynı zamanda birer eğitim ve kültür yuvası olan camilerimiz, toplumsal bilincin diri tutulmasında da hayati bir rol oynar. Minberden yükselen hutbeler ve kürsüden yapılan vaazlar, halkı sadece dini konularda aydınlatmakla kalmaz; adalet, dürüstlük, emanet bilinci, çevre ahlakı ve komşuluk hukuku gibi toplumu ayakta tutan temel ahlaki değerleri de hafızalarda her dem taze tutar. Rabbimizin; “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın; bölünüp parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşman idiniz de Allah gönüllerinizi birleştirdi ve O’nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz…” (Âl-i İmrân 3/103) sözü ile doğru bilgi ve ortak manevi değerler etrafında birleşen insanlar, dışarıdan gelebilecek her türlü fitneye ve ayrımcılığa karşı güçlü bir birlik oluştururlar. Farklı fikir, mezhep, kültür ve meşreplerdeki insanların aynı çatı altında, aynı kıbleye yönelerek oluşturduğu bu yekvücut duruş, toplumsal barışın ve huzurun en büyük teminatıdır.
Yeryüzünde Kâbe’nin birer şubesi konumunda olan camilerimiz, bizi birbirimize bağlayan görünmez manevi köprülerdir. Onlar sadece bedenlerimizi değil, kalplerimizi birleştiren mukaddes mekânlardır. Bizler Müslümanlar olarak camilerimize sahip çıktığımız ve omuz omuza durma bilincini hayatın diğer alanlarına taşıyabildiğimiz sürece toplumsal birlik, beraberlik ve kardeşliğimiz sarsılmaz bir kale gibi ayakta kalacaktır. Camileri canlı tutmak, aslında toplumsal birlik, beraberlik, kardeşlik duygularımızı ve geleceğimizi diri tutmaktır…
Mustafa ATICI/Vaiz
(YENİGÜN GAZETESİ'NDEN ALINTIDIR.)