Şiddet, insanın tarih boyunca maruz kaldığı en büyük tehlikelerden ve sorunlardan biridir. Zulüm ve şiddet, insanın ve toplumların huzur ve mutluluğuna yapılmış en büyük tehdit, dünyevi-uhrevi ve bedeni-ruhi yönlerden birçok zararların da kaynağı olmuştur. Şiddet; en dar daire olan insanın şahsından başlayarak, aile, sosyal çevre hatta millet ve devlet gibi geniş daireye kadar tahribatı ve menfi tesirleri müşahede edilen bir olgudur. Tarihsel süreçte kadın-erkek, çocuk-genç ve yaşlı fark etmeksizin pek çok kimse şiddetin kırıcı ve yıkıcı sonuçlarıyla karşı karşıya kalmış ve bu, günümüze kadar da devam etmiştir.
İnsan ve toplum için çok ciddi sıkıntılara sebep olan bu konuya, kerim kitabımızın kayıtsız kalması düşünülemez elbette. Kur’an’da insanlığın atası olan Hz. Âdem (a.s.)’in yaratılış serüveni anlatılırken meleklerin, “Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın?” (Bakara 2/30) sorusuna yer verilir. Yine Kur’an’da Hz. Âdem (a.s.)’in oğulları olan Habil ile Kabil arasındaki çatışmaya ve ilk öldürme hadisesine dikkat çekilmektedir. Bu beyanlar, insanın yeryüzündeki olumsuz davranışlarının doğurabileceği sonuçlara; öfke, kıskançlık, kontrolsüz arzular ve şiddetin nasıl yıkıcı sonuçlar ortaya çıkardığına işaret etmiştir.
Hak dinler ve bütün peygamberler de şiddetle mücadele etmişlerdir. Bütün peygamberlerin ortak davası olan tevhid inancının temelinde, herkesin güven içerisinde yaşamasının temin edilmesi yatmaktadır. Selamet, barış, huzur ve güvenin adı olan İslam da kelime olarak bunu ifade eder. İslam Peygamberi de sözleri ve fiilleriyle bunu açıkça ortaya koymuştur. Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in sözleri ve fiilleriyle nasıl bir dönüşüm yaptığını, şu dizeleriyle ne güzel ifade ediyor:
“Bir kere, zuhur ettiği çöl en sapa yerdi,
Bir kere de mamure-i dünya, o zamanlar,
Buhranlar içindeydi, bugünden de beterdi.
Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta,
Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi!”
Hz. Peygamber (s.a.v.) bir hadislerinde; “Rıfk (yumuşak huyluluk, nezaket) hangi şeyde bulunursa onu güzelleştirir, hangi şeyden çıkarılırsa onu çirkinleştirir” (Müslim, Birr, 78) buyurmaktadır. Allah Rasûlü (s.a.v.), insan ilişkilerinde merhameti, nezaketi ve başkalarına zarar vermemeyi düstur edinmiştir. O (s.a.v.), İslam’a gönül vermiş Müslümanı da; “Elinden ve dilinden diğer Müslümanların emin olduğu kimsedir” (Buhârî, İman, 4) diye tarif etmiştir.
İslam, insan ilişkilerinde merhameti, adaleti ve güzel ahlakı esas almış, insanın bedenine, ruhuna, şahsiyetine ve sahip olduğu haklarına zarar veren her türlü davranışı yasaklamıştır. Şiddet yalnızca fiziksel güç kullanmakla sınırlı olmayıp, sözlü, psikolojik, ekonomik ve dijital yollarla gerçekleştirilen zarar verici, onur kırıcı her türlü tutum ve davranışı da kapsamaktadır. Nitekim Hucurat suresinde insanların birbirleriyle alay etmeleri, birbirlerini ayıplamaları ve kötü lakaplarla çağırmaları yasaklanmıştır (Hucurât 49/11). Bu yasak, insanın şahsiyetini ve toplumdaki saygınlığını korumaya yönelik bir ilkedir.
İslam, insanın canını, onurunu ve haklarını korumayı esas alan bir din olarak şiddetin her türüne karşı mücadele etmiştir. Dinimiz; şiddet yerine adalet ve merhameti, hiddet ve öfke yerine güzel ahlak ilkelerini öne çıkarır. Bugün hangi inançtan ve düşünceden olursak olalım, şiddetin her türlüsüne karşı çıkmak insan olmamızın bir gereğidir. Biz Müslümanlardan beklenen ise; yalnızca şiddetten uzak durmak değil, aynı zamanda her türlü şiddetin önlenmesine katkıda bulunmaya çalışmaktır…
Musa EGE
Vaiz
YENİGÜN GAZETESİ'NDEN ALINTIDIR.