Kelime anlamı olarak “cami”; insanları toplayan, bir araya getiren demektir. Camiler, Müslümanların Allah’ı anmak ve ibadet etmek için bir araya geldikleri, toplumun manevi ve ahlaki yönden gelişmesine katkı sağlayan önemli ibadet mekânlarıdır.

“Mescit” kelimesi de Arapçada secde edilen yer anlamına gelir. Günlük kullanımda cami ve mescit kelimeleri çoğu zaman aynı anlamda, müminlerin ibadet ettiği mekânı ifade etmek için birbirinin yerine kullanılmaktadır.

İslam dininde camiye/mescide büyük önem verilmiştir. Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de; “Şüphesiz mescitler yalnız Allah’ındır…” (Cin 72/18) buyurarak, bizlere mescitlerin Allah’a ibadet edilen özel mekânlar olduğunu bildirmiştir.

Bizim için her konuda rehber olan Allah Rasulü (s.a.v.), bu konuda da en güzel örnektir. O (s.a.v.), mescitlere ve cemaate büyük önem vermiştir. Hz. Peygamber’in Medine’ye hicretinden sonra yaptığı ilk ve en önemli işlerden biri Mescid-i Nebevî’yi inşa etmekti. Asr-ı saadette Mescid-i Nebevî yalnızca namaz kılınan bir yer değildi. Müslümanların eğitim gördüğü, önemli meselelerin konuşulduğu, ihtiyaç sahiplerinin gözetildiği ve toplumun birlik içinde hareket ettiği bir merkezdi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), sahabeye Kur’an-ı Kerim’i, dinî bilgileri ve güzel ahlakı bu güzel mekânda öğretmiştir. Mescid-i Nebevî’de bulunan Suffe ehli bunun önemli bir örneğidir. Burada kalan sahabiler İslam’ı öğrenmiş ve öğrendikleri bilgileri başka insanlara aktarmışlardır.

Mescitlerin toplumsal faydalarından biri de yardımlaşma ve dayanışmayı artırmaktır. Kur’an-ı Kerim’de Allah Teâlâ; “…İyilik ve takva üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın…” (Mâide 5/2) buyurmaktadır. Bu ayet, toplum içerisinde iyiliğin ve yardımlaşmanın yaygınlaştırılması gerektiğini göstermektedir. Camiler de bu anlayışın insanlara kazandırılmasında çok önemli bir yere sahiptir. Camiye gelen insanlar birbirlerinin durumundan haberdar olur. Müslümanlar günde beş defa aynı safta yan yana gelerek namaz kılar. Zengin ve fakir, genç ve yaşlı, makam sahibi veya sıradan bir insan aynı safta Allah’ın huzurunda eşit olur. Böylece insanlar arasındaki ayrılıklar azalır ve kardeşlik duygusu güçlenir. Hasta olanlar ziyaret edilir, ihtiyaç sahibi kişilere yardım edilir ve toplumdaki insanlar birbirlerinin sıkıntılarına ortak olur. Özellikle cuma ve bayram namazlarında insanların bir araya gelmesi, toplumdaki birlik duygusunu daha da güçlendirir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), hayatı boyunca insan ilişkilerine büyük önem vermiştir. Bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur: “Müminler birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet ve şefkat göstermede; tıpkı bir organı rahatsızlandığında diğer organları da uykusuzluk ve yüksek ateşle bu acıyı paylaşan bir bedene benzer” (Buhârî, Edeb, 27; Müslim, Birr, 66). Camiler, bu kardeşlik ve dayanışmanın en güzel şekilde yaşandığı yerlerden biridir.

Bir başka sözünde yine Allah Rasulü (s.a.v.), cemaatle kılınan namazın, tek başına kılınan namazdan yirmi yedi derece daha faziletli olduğunu bildirerek (Buhârî, Ezân, 30) cemaat olmanın önemini bizlere anlatmaktadır.

Asr-ı saadette olduğu gibi günümüzde de cami, sadece ibadet edilen bir mabet değildir. Aynı zamanda eğitim ve öğretim açısından da önemli bir merkezdir. Müslümanlar burada Kur’an dersleri, vaazlar ve çeşitli ilim hikmet dersleri sayesinde doğruluk, adalet, merhamet, sabır, kul hakkı ve yardımlaşma gibi değerleri öğrenmektedir.

Bu bilgiler ışığında şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki; camilerimizi toplumun her kesimine ulaşan, ihtiyaç sahiplerine destek olan ve insanları iyiliğe yönlendiren merkezler hâline getirmek, hepimizin sorumluluğudur. Çünkü cami yalnızca namaz kılınan bir mekân değil; gönüllerin buluştuğu, kardeşliğin güçlendiği, merhametin ve dayanışmanın hayat bulduğu bir yerdir. Unutmayalım ki camiyi yaşatan sadece duvarları değil, içinde yaşatılan güzel ahlâk, kardeşlik ve birlik duygusudur.

Rabbimiz bizleri camilerimizi imar eden, bu güzel mekânlarda hem ibadet etmek için hem de toplumun iyiliği için bir araya gelenlerden eylesin…

Ayşe ELSÖZ

Vaiz