Bir milletin bağımsızlığı, yalnızca sınırlarının korunmasıyla değil, o sınırlar uğruna gösterilen fedakârlığın hatırlanmasıyla da yaşar. Şehitlik ve gazilik, milletimizin hafızasında derin izler bırakan, vatan sevgisinin ve fedakârlığın en anlamlı sembollerindendir.
Vatan, üzerinde yaşadığımız topraklardan ibaret değildir. Vatan; annemizin duası, babamızın nasihati, çocuklarımızın geleceği, minarelerimizden yükselen ezan ve geçmişimizden devraldığımız kutsal bir emanettir. Bu emaneti korumak için canını ortaya koyan şehitlerimiz ve bedeninde vatan mücadelesinin izlerini taşıyan gazilerimiz, milletimizin gönlünde daima müstesna bir yere sahiptir.
İslam, insanın canına büyük değer verirken dini, ailesi, vatanı ve temel hakları uğruna zulme karşı direnmeyi de önemli bir sorumluluk olarak görür. Kur’an-ı Kerim’de Yüce Allah (c.c.) şöyle buyurur: “Allah yolunda öldürülenlere ‘ölüler’ demeyin. Hayır, onlar diridirler; fakat siz bunu bilemezsiniz” (Bakara 2/154). Bu ayet, şehitliğin Allah katında özel bir değer taşıdığını bildirir. Şehitlik, geride kalanlar için tarifsiz bir acı olsa da, inanan gönüller için aynı zamanda ebedî hayat ümidi ve ilahî mükâfat müjdesidir.
Şehitlik yalnızca bir ünvan değil; fedakârlığın, cesaretin ve gerektiğinde en kıymetli varlığını ortaya koyabilmenin adıdır. Bununla birlikte, her ölüm hakkında kesin bir hüküm vermek insana düşmez. Kimin Allah katında hangi mertebeye eriştiğini en iyi Allah bilir. Bizim vazifemiz, vatan uğruna hayatını kaybeden kahramanlarımızı rahmetle anmak, ailelerine sahip çıkmak ve onların emanetine layık bir hayat sürmektir.
Gazilik ise fedakârlığın yaşayan şahitliğidir. Gazilerimiz kimi zaman bir uzvunu, kimi zaman sağlığını, kimi zaman da ömrünün en güzel yıllarını vatan savunmasında bırakmıştır. Onların taşıdığı izler, milletimizin bağımsızlık iradesinin sessiz nişaneleridir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Allah yolunda yaralanan her bir yaralı, muhakkak kıyamet gününde yarası kanayarak gelir. Rengi kan rengi, kokusu ise misk kokusudur” (Buhârî, Sayd, 31). Bu hadis, Allah yolunda yapılan fedakârlığın manevi değerini hatırlatır.
Ancak şehitlik ve gazilik üzerine konuşmak, yalnızca geçmişin kahramanlıklarını anlatmak değildir. Asıl mesele, bugün bize düşen sorumluluğu kavramaktır. Şehit yakınlarını yalnızca belirli günlerde hatırlamak, gazilerimize birkaç güzel söz söylemek yeterli değildir. Onların ihtiyaçlarıyla ilgilenmek, haklarını gözetmek, ailelerine destek olmak ve çocuklarına sahip çıkmak, hepimizin vefa borcudur.
Vatan sevgisi, yalnızca cephede gösterilen cesaretle de sınırlı değildir. İşini dürüstçe yapmak, kamu malını korumak, adaletten ayrılmamak, komşunun hakkını gözetmek ve ülkenin huzuru için çalışmak da vatana hizmettir. Çünkü uğruna can verilen değerleri yaşatmak, onları yalnızca sözle yüceltmekten çok daha anlamlıdır. Birlik ve beraberliğimizi korumak, farklılıklarımızı düşmanlık sebebi değil, toplumsal hayatın bir parçası olarak görmek de bu sorumluluğun gereğidir.
Sonuç olarak; şehitlerimiz bize bağımsızlığın bedelini, gazilerimiz ise fedakârlığın ömür boyu taşınan izlerini hatırlatır. Bu millet, kahramanlarını unutmadığı ve emanetlerine sahip çıktığı sürece güçlü kalacaktır. Rabbimizden bütün şehitlerimize rahmet, gazilerimize sağlık ve huzur, şehit yakınlarımıza sabır diliyoruz.
Unutmayalım: Vatan, uğruna can verilen bir toprak olduğu kadar, uğruna dürüstçe yaşanması gereken kutsal bir emanettir…
Celaleddin MERT
Vaiz
YENİGÜN GAZETESİ'NDEN ALINTIDIR