Cuma günleri, hayatın telaşından biraz olsun sıyrılıp kendimize, davranışlarımıza ve bize emanet edilen sorumluluklara bakmak için güzel bir vesiledir. Çünkü din, yalnızca camide yerine getirilen ibadetlerden ibaret değildir. İnancımız; kazancımıza, alışverişimize, işimize ve insanlarla kurduğumuz ilişkilere de yön verir.
Ticaret, insan hayatının en eski ve en önemli ilişkilerinden biridir. İnsan alın teriyle kazanır, ailesinin geçimini sağlar, işini büyütür ve hayatını sürdürür. Bunda hiçbir yanlış yoktur. Asıl mesele, nasıl kazandığımızdır. Kazancın çokluğu kadar helal olması, bereketli olması ve başkasının hakkının o kazancın içinde bulunmaması önemlidir.
Tam da burada, Kur’an-ı Kerim’in asırlar öncesinden yaptığı ve bugün hâlâ insanın vicdanına dokunan o çarpıcı uyarıyı hatırlamak gerekir:
“Ölçü ve tartıda hile yapanların vay haline! Onlar insanlardan ölçerek bir şey aldıklarında tam ölçerler; fakat kendileri onlara ölçerek veya tartarak verdiklerinde ise eksiltirler” (Mutaffifîn 83/1-3).
Ne kadar kısa, ne kadar açık ve ne kadar sarsıcı…
Alırken tam, verirken eksik…
Aslında ticaret ahlakının bütün meselesi birkaç kelimede özetleniyor.
İnsan kendisi için hakkın tamamını isterken, karşısındakinin hakkından küçücük bir parçayı bile eksiltmemeli… Çünkü terazide eksilen yalnızca birkaç gram değildir; adalet eksilir, güven eksilir, bereket eksilir…
Bir dükkâna giren müşterinin satıcıya duyduğu güven, ticaretin görünmeyen sermayesidir.
Ürünün kusurunu gizlememek, ölçü ve tartıda hile yapmamak, malı olduğundan farklı göstermemek, verilen sözü tutmak ve müşterinin bilgisizliğinden faydalanmamak… Bunların her biri kul hakkıyla doğrudan ilgilidir.
Çünkü kul hakkı yalnızca büyük haksızlıklarda karşımıza çıkmaz. Bazen eksik tartılan bir kilo malda, bazen gizlenen küçük bir kusurda, bazen tutulmayan bir sözde, bazen de “Nasıl olsa anlamaz” düşüncesinde karşımıza çıkar.
İşte insanın gerçek imtihanı da burada başlar. Kimsenin görmediği yerde dürüst olabilmek… Müşterinin fark etmeyeceği bir kusuru söyleyebilmek… Daha fazla kazanma imkânı varken hakkaniyetten ayrılmamak…
Asıl ahlak budur.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de ticarette dürüstlüğü ve güvenilirliği esas alan bir anlayış ortaya koymuştur. O (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Güvenilir ve dürüst tüccar; peygamberler, sıddıklar (dosdoğru kimseler) ve şehitlerle beraberdir” (Tirmizî, Büyû‘, 4).
Bu müjde, ticarette dürüstlüğün yalnızca dünyadaki itibarının değil, ahiretteki karşılığının da ne kadar büyük olduğunu gösterir. Buna karşılık yalan, hile ve kusuru gizlemekle kazanılan para, sahibine gerçek bir kazanç sağlamaz; aksine kul hakkını ve hesabını beraberinde getirir.
Ticaret ahlakı yalnızca satıcıyı ilgilendirmez. Alıcı da hakkaniyetli olmalıdır. Emeğin karşılığını küçümsememeli, borcunu zamanında ödemeye gayret etmeli, karşısındaki insanın kazancını haksız yere azaltmaya çalışmamalıdır.
Helal kazanç sadece haramdan uzak durmak değildir. Alın terinin karşılığını hakkıyla almak, kimseyi aldatmamak, başkasının hakkına girmemek ve kazandığımız lokmayı gönül huzuruyla soframıza koyabilmektir.
Cuma gününün manevi ikliminde kendimize şu soruyu soralım:
Kazancımızın hesabını yalnızca cüzdanımızda mı yapıyoruz, yoksa vicdanımızda da yapıyor muyuz?
Unutmayalım; ticarette kaybedilen para yeniden kazanılabilir. Kaybedilen müşteri de başka bir gün geri gelebilir. Fakat kaybedilen güveni yeniden kazanmak çok daha zordur.
Daha da önemlisi, insan dünyadaki hesabını kapatabilir; fakat kul hakkının hesabından kaçamaz. Öyleyse terazimiz doğru olsun, sözümüz doğru olsun, hesabımız doğru olsun.
Kazancımız çok olmayabilir; ama helal olsun…
Kârımız büyük olmayabilir; ama bereketli olsun…
İşimiz küçük olabilir; ama güvenilir olsun…
Çünkü gerçek zenginlik, insanın kazandığı paradan önce, o parayı kazanırken kaybetmediği vicdanıdır.
Allah’ım! Bizlere helalinden kazanmayı, kazancımıza haram ve kul hakkı karıştırmamayı, alışverişimizde doğruluktan ayrılmamayı nasip eyle. Ölçüde ve tartıda adaletten, sözümüzde doğruluktan, ticaretimizde güvenilirlikten bizleri ayırma. Kazancımıza bereket, gönlümüze kanaat, işlerimize hayır, dünya ve ahiretimize huzur ihsan eyle…
Ahmet UYAR
Vaiz
YENİGÜN GAZETESİ'NDEN ALINTIDIR.