Son yıllarda ne yazık ki kadın cinayetleri ülke gündemimizde önemli bir yer işgal ediyor ve milletçe de yüreklerimiz yanıyor. Bir tarafta canlar yitiyor diğer tarafta yitecek olan canlar için telaştayız…
Konuyu töre bazında irdeleyenler ile kadın haklarının ihlal edildiğini söyleyenler karşı karşıya. Ceza yasalarının yetersiz olduğunu söyleyenler ise başka bir grup.
Biz farklı boyutlardan yaklaşmaya çalışacağız.
Töre ile başlayalım. Anadolu töresinde, Türkmen töresinde kadın cezalandırılan, yeri geldiğinde de ölüm ile ortadan kaldırılan bir varlık değildir. Tam tersine, kadın Anadolu coğrafyasında birbirinden farklı uygarlıklarda bile genel olarak erkek ile eşit, kimi zamanda başat statüdedir. Çatalhöyük'te, Hititlerde erkek kadın her yönden toplum nezdinde eşittir. Anadolu ismi bile dişi kökenlidir. Kybele gibi Tanrıçalar, Han'ın yanında yönetimde olan Han Eşi, Osmanlı devletinin kurucusu Osman beyin atının başını tutarak O'na öğütler veren bir Anadolu anası, Yunus Emre'yi dönüşünde Taptuk Emre'ye kabul ettiren Taptuk Emre'nin karısı, Kara Fatmalar, Nene Hatunlar, Halide Edipler kadının bu topraklardaki gördüğü hürmeti ve onun eşsiz gücünü temsil eder. Bu topraklarda kadın çok değerlidir; ünlü halk ozanımız Neşat Ertaş'ın dediği gibi 'kadın insandır, biz ise oğlu…' Kadın cinayetleri yarasını değerlendirirken töre ölçeğinde yapacağımız değerlendirmeleri bu söylediklerimizi dikkate alarak yapmalıyız. Anadolu töresinde kadın, emperyalizmin son 60 yılda yansıtmaya çalıştığı Arap Emevi kadını değildir…
Konuya kadın hakları açısından yaklaştığımızda ise şunu söyleyebiliriz. Kadın hakkı ifadesi de soruna çok sınırlı bir şekilde bakmamıza neden oluyor. Hak meselesi kadın hakkı kavramı ile dar bir çerçevede değil, insan hakkı kavramı ile geniş bir çerçeve içinde ele alınmalıdır. Birbirinden farklı özelliklere sahip ve birbirini tamamlayarak dünyayı güzelleştiren erkek ve kadın insanlık paydasında eşittir. Bunu hala bu yüzyılda tartışmak da abesle iştigaldir. Erkeğin kadından, kadının erkekten üstün yönleri vardır; ama bu iki ayrı tür birbirini tamamlama yönünde aynıdır. Şöyle düşünelim: Elimizdeki parmaklar dile gelse ve orta parmak dese ki: 'En uzun benim, en üstününüz benim'; ya da başparmak 'ben de en kalınınızım, en iyiniz benim'; işaret parmağı da 'Ben olmasam insanoğlu nasıl işaret edecek, benden daha üstünü yok'… Diğer parmaklar da bir şeyler söyleyebilir. Sizce bu değerlendirmeleri bir anlam ifade eder mi? Evet doğrudur, her birinin kendine has özellikleri vardır diğerlerinde olmayan; buna rağmen hiçbiri diğerinden üstün değildir; çünkü onlar bir yumruk olabilmek için farklı özelliklere sahip olmak zorundadır. Biri olmadan yumruk olamaz. Bu nedenle yumruk olma yolunda hepsi eşittir. Erkek ve kadın için de durum aynıdır. Birbirlerini tamamlamaları yolunda eşittirler, birbirlerinden üstün ve farklı yönleri olsa da. Birbirine denk söz olan erkeğin ya da kadının hak meselesi söz konusu olduğunda da mesele bir türe indirgenemez; mesele insan hakkı meselesidir …. Kadın cinayetleri de insan hakkı cinayetleridir, insan hakkı kayıplarıdır… Çiğnenen kadın hakkı değildir sadece; geniş kapsamda insan hakkıdır ve insanlığın ayıbı ve acısıdır… Konuya insanlık açısından bakmak hakkı çiğnetmeme yolunda en önemli adımdır.
Kadın cinayetleri değerlendirirken bu cinayetlere neden olan yapılar, bu cinayetleri tetikleyen unsurlar üzerinde de pek durulmuyor. Söz konusu cinayetlerin ağırlıklı olarak gerçekleştiği sosyo-kültürel yapılara baktığımızda genellikle kadının çalışmadığı, sosyal yaşamının son derece sınırlı olduğu, eğitim ve ekonomik yapının zayıf, şehir ile kırsal yaşam arasında sıkışmış insanların bulunduğu çevreler olduğunu tespit ediyoruz. Kadın bu çevrelerde toplumsal üretimin dışına itilerek sadece ev yaşamına hapsedilmiş vaziyettedir. Ekonomik özgürlüğü, mesleği olmayan, ev hanımı olmanın dışında bir özelliği bulunmayan kadın spor ve sanatın da dışında, çok sığ bir hayatta erkeğin eline bakan, ona bağımlı bir bireydir. 'Sözde gelenek'lerle de kuşatılmıştır. Maddi, düşünsel, toplumsal açıdan bu yapıdaki kadın çok kolay bir şekilde de şiddete maruz kalmaktadır. Özellikle sağ tandaslı bazı siyasi partilerin öncülerinin de toplum karşısında kadının bahsi geçen yapıda daha değerli olduklarını iddia etmeleri ve dillendirmeleri kadına olan şiddetin artışında rol oynamaktadır. Bu atmosferde ise insanlık büyük yara almaktadır.
Yapılması gereken nedir?
Yapılması gerekenlerden ilki konuya insan hakları açısından bakarak Anadolu/Türkmen yapısında kadının saygıdeğer/güçlü konumunun kamu spotları ile halka anlatılmasıdır. Tarihimizde adı geçen önemli kadın şahsiyetlerimizin hayatları film, dizi, tiyatro ve öykülere konu olup halkımızla buluşturulmalıdır. Yine bu kişiler hediyelik eşyalarda özellikleri ve görselleri ile yer almalı, çeşitli etkinliklerle anılmalıdırlar. Özellikle kırsal kesimde yaşayan kadınlarımız üretim süreçlerine çekilerek mesleki eğitimlerden geçirilmeli, ekonomik bağımlılıktan kurtarılmalıdır. Sosyal psikologlar, sosyologlar, iletişim uzmanları bu bölgelerde insan hakları ve üretim süreçleri üzerine muhtarlıklar ve belediyeler kanalı ile erkek ve kadın topluluklar için söyleşiler yapmalıdır. Siyasi partilerin kadın kolları kadınlarımızı sadece bir seçmen olarak değil, toplumun gelişmesinde ve kalkınmasında önemli kuvvetler olarak değerlendirmeli, onlarla bu değerlendirme üzerine görüşmeler yapmalıdır. Aile Bakanlığı yetkilileri üretim süreçlerinde erkek ve kadının beraber neler başarabilecekleri üzerinde toplumu uygun olan her kanal ile bilgilendirmelidir. Din adamları ilimin erkek ve kadın için farz olduğunu topluma anlatmalıdır. Yine özellikle kırsal bölge insanımız için kitap okuma kampanyaları devlet öncülüğünde organize edilmelidir.
Bu hususta söylenecek çok daha fazla söz vardır muhakkak. Ama son yılların kanayan yarası olan kadın cinayetleri sorunumuza insan hakları ve üretim süreçleri açısından bakamaz isek çözüm bulmamız oldukça güç olacaktır.