TÜİK’in açıkladığı son veriler, 2026 Mayıs ayında Eskişehir’deki konut satışlarının geçen yılın aynı ayına göre yaklaşık yüzde 30 gerilediğini gösteriyor.
Bu gerileme, hafife alınmayacak bir soruna işaret ediyor. Üstelik bu sorun yalnızca müteahhitlerin ya da emlakçıların sorunu değil. Çünkü konut sektörü, onlarca farklı meslek grubunu ve yüzlerce işletmeyi aynı anda ayakta tutan büyük bir ekonomik çarktır. O çark yavaşladığında, şehir ekonomisinin önemli bir bölümü de yavaşlamaya başlar.
Bir konut satıldığında; inşaat firması kazanır, emlak sektörü hareketlenir, banka kredi kullandırır, ekspertiz firması çalışır, nakliyeci iş alır, mobilyacı satış yapar, beyaz eşya mağazası ürün satar. Perdeci, halıcı, boya ustası, elektrikçi, tesisatçı, marangoz, mutfak üreticisi, yapı malzemesi tedarikçisi, sigortacı ve daha sayısız küçük esnaf bu hareketlilikten payını alır.
Yani tek bir konut satışı bile şehir ekonomisinde onlarca farklı sektöre can suyu olur. Satışlar düştüğünde ise bu zincirin her halkası zayıflamaya başlar. Bugün Eskişehir’de birçok sektörün “İşler eskisi gibi değil.” demesinin nedenlerinden biri de budur.
Çünkü ekonomi yalnızca döviz kuru ya da borsa rakamlarından ibaret değildir. Ekonomi; satılan evdir, çalışan vinçtir, iş bulan ustadır, siftah yapan esnaftır.
Peki konut satışları neden geriliyor?
Bugün en önemli nedenlerin başında finansmana erişim sorunu geliyor. Konut kredileri büyük ölçüde ilk kez ev sahibi olacak vatandaşlarla sınırlandırılmış durumda. İkinci veya üçüncü konutunu almak isteyenler ise ya krediye hiç ulaşamıyor ya da günümüz piyasa koşullarında anlam ifade etmeyen düşük kredi limitleriyle karşılaşıyor.
Buna yüksek faiz oranları da eklenince konut sahibi olmak birçok vatandaş için giderek ulaşılamaz bir hayale dönüşüyor.
Diğer tarafta vatandaşın alım gücü her geçen gün eriyor. Yüksek enflasyon, hayat pahalılığı ve geçim sıkıntısı nedeniyle insanlar artık birikim yapamıyor. Ev sahibi olmayı bırakın, mevcut yaşam standardını korumakta bile zorlanıyor.
Üretim tarafında da tablo farklı değil. Son yıllarda inşaat maliyetleri ciddi şekilde arttı. Arsa fiyatları, işçilik giderleri ve yapı malzemelerindeki yükseliş yeni konut üretimini zorlaştırırken, ortaya çıkan yüksek satış fiyatları da talebi daha fazla baskılıyor.
Bunun yanında, alım-satım sırasında ödenen yüksek tapu harçları piyasayı yavaşlatan önemli unsurlardan biri haline geldi. Çok fazla gündeme gelmeyen ancak piyasayı doğrudan etkileyen bir başka unsur ise beş yıl içinde satılan taşınmazlardan alınan değer artış kazancı vergisi. Özellikle yatırım amacıyla konut alan birçok kişi bu vergi yükü nedeniyle satış kararını erteliyor. Bu da piyasadaki hareketliliği azaltıyor ve arz-talep dengesini daha da bozuyor.
Konut piyasasının yeniden canlanabilmesi için krediye erişimin kolaylaştırılması, faiz oranlarının makul seviyelere çekilmesi, tapu harçlarının yeniden gözden geçirilmesi, vergi yükünün dengelenmesi ve en önemlisi vatandaşın alım gücünün artırılması gerekiyor.
Çünkü konut yalnızca dört duvardan ibaret değildir. Konut sektörü; üretimin, istihdamın, ticaretin ve şehir ekonomisinin lokomotiflerinden biridir. O lokomotif durduğunda, sadece ev satışları değil; esnafın kepengi, ustanın işi, sanayicinin üretimi ve şehrin ekonomisi de yavaşlar.