N’oldu bize böyle!

"vefa, ahlak, liyakat, yardım " vb. kavramlara Türk toplumu olarak son yıllarda iyice yabancı olduk. Bu husus, epey olumsuz değişikliklere yol açıyor. Değer hükümlerimizde de değişiklikler pek olumlu değil.

Toplumumuzun geniş bir kesiminin de maalesef böyle düşündüğüne inanıyorum.

Özellikle ’vefa, ahlak, liyakat, yardımlaşma’ gibi kavramlar, değer hükümlerimiz yönüyle toplumumuzun temelini oluşturuyor.

Son yıllarda bu değerlerin gündelik hayatta yapılarda belirgin biçimde zayıfladığına üzülerek şahit oluyoruz.

Değerler yok olmuyor ama görünürlüğünü ve belirleyiciliğini kaybediyor.

İnsanımız hâlâ vicdan sahibidir ancak hızlı hayat temposu, bireyselleşme, çıkar odaklı ilişkiler ve kazanma hırsının hemen her şeyin önüne geçmesi; bu değerleri maalesef geri plana itiyor.

Vefa, artık bir erdem olmaktan ziyade ‘fazlalık’ gibi algılanabiliyor. İnsanlar kolayca unutuluyor. Emekler çabuk boşa gidiyor. Bu durum da sosyal ilişkileri sıradanlaştırıyor. Böyle olunca da güven duygusu kendiliğinden zedeleniyor.

Sadece bireysel değil toplumsal bir ölçü olan ahlak, çoğu zaman kişisel menfaatle sınırlı bir çerçevede ele alınıyor. ‘Bana dokunmayan …’ anlayışı, sosyal sorumluluğun önüne geçiyor.

Liyakat meselesi, belki de en fazla yara alan alanlardan biri. Ehliyet ve emeğin yerine yakınlığın, çıkarın ve aidiyetin öne çıkması; kurumlara olan güveni sarsıyor. Bu hâl, adalet duygusunu zedeliyor. Adalet zedelenince genel bir umutsuzluk hâli doğuruyor.

Yardımlaşma geleneği ise varlığını sürdürse de daha çok gösteriye ve anlık duygusallığa indirgenebiliyor. Süreklilik, samimiyet ve gizlilik şuuru zayıflıyor.

Bütün bunların sonucunda güven azalıyor. Sosyal ilişkiler zayıflıyor. Adalet ve hakkaniyet duygusu yara alıyor. İnsanlar birbirine karşı daha anlayışsız, daha tahammülsüz hâle geliyor.

Bütün bunlara rağmen umutsuz değiliz elbette.

Karamsarlığa kapılmayacağız.

Değişimin büyük söylemlerden çok küçük ama samimi davranışlarla başladığını biliyoruz.

Emanete sahip çıkmayı, hak edeni desteklemeyi, merhameti, kimse görmese de doğruyu yapmayı… unutmayacağız.

Şikâyet etmeden önce ‘Bu değerleri ben, hayatımda ne kadar yaşatıyorum?’ sorusunu kendimize sıklıkla soracağız.

Her şeyin bedeli var. Bu işler; sabır isteyecek, fedakârlık isteyecek. Bu işlerin sonunda belki bazen de yalnız kalmayı da göze alacağız.

Ne olursa olsun umut kaybolmuş değil. Bu toprakların hafızası derin.

Bir kişiyle başlar bazen her şey. Küçük bir doğruyla, sessiz bir vefayla, kimse görmeden yapılan bir iyilikle başlar ve devam eder her şey.

Vefa, insanın hafızası. Ahlak, vicdanın sesi. Liyakat, hâlâ başarı gösterenlerle beraber. Yardımlaşma hâlâ var ama ruhu yorgun.

Olsun.

Başaracağız. Medeniyetimize ve kültürümüze sımsıkı sarılacağız. Millî ve manevî değerlerimize sahip çıkacağız. Cennet yurdumuzu bize vatan kılan aziz şehitlerimizi, ahirete göç eden kahraman gazilerimizi ve bütün geçmişlerimizi hayırla yâd edeceğiz.

Başarı ve kalkınma yolundan asla sapmayacağız. (Yenigün Gazetesi'nden alıntıdır.)