Yusuf Leventeli

Televizyon tarihinin en önemli, en büyük ölçekli yapımlarını düşündüğümüzde akla ilk gelecek dizilerden biri şüphesiz Game of Thrones olacaktır. George R. R. Martin'in aynı isimli roman serisinden televizyona uyarlanan Game of Thrones, Yüzüklerin Efendisi üçlemesinden bu yana, grafik olarak anlatılmış en büyük fantastik hikayeydi. Game of Thrones'un sona ermesinin ardından Netflix, bu alandaki ilk ağır topunu sahaya sürüyor: TheWitcher.
TheWitcher da tıpkı Game of Thrones gibi bir kitap uyarlaması. Andrzej Sapkowski'nin roman serisi daha önce çok başarılı video oyunlarına da kaynaklık etmişti. Bu bağlamda The Witcher'ın yayına hayatına başladığı anda rakibinin o zamanki durumuna göre daha avantajlı olduğu söylenebilir. dizinin başrolünde son derece tanınan bir isim, beyazperdenin son Süperman'i Henrt Cavill var.
İlk bölüm itibariyle konunun, beğenilen fantastik yapımlar gibi dizi kendi dünyasında geçiyor ve her ayrıntı tek tek düşünülmüş. Dizinin konusu, Cadıların, büyücülerin, cinlerin kol gezdiği fantastik bir dünyada belirli bir ücret karşılığında canavarı öldüren Geralt, aynı zamanda bir mutant. Dünyadaki sayıları oldukça az olan Witcher'lar, doğal yollarda değil, bir tür simyagerlik faaliyeti sonrasında normal bir insana göre çok daha hızlı ve güçlü hale gelmesinin yanında hızlı iyileşme, duyularının keskinleşmesi ve hayatının uzaması gibi özellikler kazanıyor. Geralt, başına buyruk, kimseden emir almayan ne isterse onu yapan bir karakter. Dizi, izledikçe kendine çeken birçok etkenden oluşuyor. Bilimkurgu sevenlerin mutlaka yakın takibe alması gereken dizi de, müziklerin, istenilen havayı vermekte üstüne düşen görevi yaptığını da söyleyebiliriz. 2. Sezon onayını şimdiden alan TheWitcher, Henr Cavill'in oyunculuğu ile efsane olma yolunda gidiyor.