Son yıllarda Türkiye siyasetinde en çok duyduğumuz cümlelerden biri oldu:
“Kandırıldık…”
Bu cümleyi Adalet ve Kalkınma Partililerden ve bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ağzından defalarca duyduk. Kimi zaman kandırıldılar, kimi zaman aldatıldılar, kimi zaman yanıltıldılar.
Ve çoğu zaman bu cümlelerin sonunda aynı temenni geldi: “Rabbim ve milletimiz bizi affetsin.”
Siyasette rakibi eleştirmek kolaydır. Çünkü insan başkasının hatasını görmekte zorlanmaz. Asıl zor olan ise kendi yanılgılarıyla yüzleşebilmek, kendi yanlışlarını sorgulayabilmektir.
Bugün dönüp kendime baktığımda şu soruyu sormadan edemiyorum:
Biz de kandırıldık mı?
Cumhuriyet Halk Partisi’nde Kemal Kılıçdaroğlu 13 yıl boyunca genel başkanlık yaptı. Bu süreçte birçok seçim yaşandı. Büyük umutlar kuruldu, beklentiler oluştu ancak sonuçlar her defasında hayal kırıklığıyla noktalandı.
Bugün geriye dönüp baktığımızda belki de en büyük yanılgımız şuydu:
Kaybetmeyi sürekli şartlara bağlamak, her başarısızlığı farklı gerekçelerle açıklamak ve o meşhur “büyük resmi” görememek…
Çünkü siyaset sonuç alma sanatıdır.
Bir parti ve lider yıllarca aynı noktada kalıyorsa, bunun üzerine cesaretle düşünmek gerekir. Eğer bu sorgulama yapılmıyorsa, değişim talebinin tabandan yükselmesi kaçınılmaz hale gelir.
Bizler uzun süre “Bir gün olacak” dedik. Bekledik, sabrettik, eleştirilerimizi erteledik. Belki de en büyük hatamız buydu.
Bugün geldiğimiz noktada benim şahsi değerlendirmem şudur:
Kılıçdaroğlu dönemi; bilinçli olarak muhalefet enerjisinin sönümlendiği, iktidarın devamlılığı için kontrollü bir muhalefet anlayışının uygulandığı ve iktidar hedefinin asla ve asla olmadığı bir dönem olarak tarihe geçti.
Bu süreçte Türkiye’de çok önemli değişimler yaşandı.
Yönetim sistemi değişti. Parlamentonun etkisi azaldı. Güçler ayrılığı anlayışı zayıfladı. Yargıda, kurumlarda ve toplumsal yapıda birçok gelenek kayboldu. Ve belki de en acısı, toplumun önemli bir kesiminde “sandık yoluyla iktidar değişiminin mümkün olmadığı” algısının oluşmasıydı. Bütün bunlar yaşanırken biz, bu sürecin en önemli aktörü olan siyasi lideri destekledik.
Bugün kendi kendimize sormamız gereken soru tam da burada ortaya çıkıyor: Biz de kandırıldık mı?
Elbette bu soruya tüm CHP’liler adına cevap veremem.
Ancak şahsım adına cevabım nettir: Evet.
2023 genel seçimlerinin ardından Cumhuriyet Halk Partisi’nde yükselen değişim talebinin, Özgür Özel’in liderliğinde yeni bir başlangıca dönüşmesiyle birlikte benim için bu kandırılmışlık duygusu daha net ortaya çıktı.
Değişimin hemen ardından CHP, yerel seçimlerde Türkiye’nin birinci partisi oldu. Yıllardır muhalefette kalan milyonlarca insan için yeniden umut doğdu. Yerel seçimin ardından CHP’nin yükselişi hem sahada hem de kamuoyu araştırmalarında kendisini göstermeye devam etti. Parti artık iktidara her zamankinden daha yakındı.
Ancak bu yükseliş, iktidar açısından elbette ciddi bir tehdit oluşturdu. CHP’nin yeniden güçlü bir alternatif haline gelmesi siyasi dengeleri değiştirdi.
Belediyelere operasyonlar yapıldı. Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu tutuklandı, diploması iptal edildi, İstanbul kongresi iptal edildi. İktidar, toplumda “Bu parti ülkeyi yönetemez” algısını oluşturmak için her türlü yolu denedi.
Fakat bütün bu yaşananlara rağmen anketlerde CHP yine birinci parti olarak görünmeye devam etti.
Başka bir formül gerekiyordu. Daha önce denenmiş, sonuç alınmış bir formül…
İşte o formülün adı yeniden Kemal Kılıçdaroğlu oldu.
Kılıçdaroğlu, eşi benzeri görülmemiş bir yargı kararıyla yeniden genel başkanlık koltuğuna oturtuldu. İlk adımı ise değişim kadrolarına, genel başkan yardımcılarına ve il başkanlarına yönelik bir tasfiye sürecini başlatmak oldu.
Bize de yıllarca doğru sandığımız yanlışla yüzleşmek ve mücadele etmek kaldı…