Türkiye Büyük Millet Meclisi…
Bu isim sıradan bir devlet kurumunu ifade etmez.
Bu Meclis, işgal altındaki bir vatanın ortasında, top sesleri arasında kurulmuş bir Meclis’tir. Kurtuluş Savaşı’nın en karanlık günlerinde Ankara’ya gelen mebuslar, günlerce süren tartışmalarla bir milletin kaderini belirlemiştir. Cepheden haber bekleyen, yokluk içinde çalışan o insanlar için Meclis sıraları sadece bir makam değil, milletin namusu ve emaneti olmuştur.
Peki, bugün aynı çatı altında ne yaşanıyor?
İktidar partisinin onlarca milletvekili Genel Kurul salonunda yok. Fakat oy pusulaları var.
İsimleri okunuyor, kendileri ortada görünmüyor. Ancak sanki salondaymış gibi pusulaları teslim ediliyor. Bir başka ifadeyle, bulunmayan bir milletvekilinin varlığı kâğıt üzerinde yaratılıyor.
Bir milletin iradesinin tecelli ettiği yerde, millet adına görev yapanların kendi yokluklarını sahte bir pusulayla kapatmaya çalışması, sadece bir iç tüzük tartışması değildir.
Bu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin itibarına vurulmuş ağır bir gölgedir.
Daha acı olan ise bunun ilk kez yaşanmıyor oluşudur. Sanki olağan bir prosedürmüş gibi tekrar eden bu tablo, aslında çok daha büyük bir sorunun belirtisidir.
Çünkü bugün milletvekilleri neden Meclis’e gelme gereği duymuyor?
Çünkü artık Meclis’in etkisi eski ağırlığında değil.
Bir zamanlar kanunların kelimesi kelimesine tartışıldığı, iktidarın ve muhalefetin kürsüde büyük siyasi mücadeleler verdiği yasama organı; bugün birçok kişinin gözünde sadece zamanı geldiğinde gidilip “el kaldırılan” bir yere dönüşmüş durumdadır.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile birlikte yürütme gücü büyük ölçüde merkezileşirken, Meclis’in denetim ve yönlendirme kapasitesinin zayıfladığı yönündeki eleştiriler de giderek artmaktadır. Bunun en açık göstergelerinden biri de, çoğunluğu elinde bulunduran iktidar partisinin kendi milletvekillerini bile Genel Kurul’da hazır tutmakta zorlanmasıdır.
Düşünün…
Kurtuluş Savaşı’nın mebusları cepheden Meclis’e koşarken, bugünün bazı milletvekilleri Meclis’e gelmeden pusula göndermeyi yeterli görüyor.
Bir tarafta vatanın bağımsızlığı için gecesini gündüzüne katan bir Gazi Meclis vardır.
Diğer tarafta, kendi yokluğunu kâğıt üzerinde var etmeye çalışan bir anlayış…
Aradaki fark sadece bir asırlık zaman farkı değildir.
Aradaki fark, Meclis’e bakıştaki zihniyet farkıdır.
Bugün asıl tartışılması gereken mesele, 76 pusula değildir.
Asıl mesele şudur:
Türkiye Büyük Millet Meclisi, yeniden millet iradesinin gerçek merkezi olacak mıdır?
Yoksa milletin seçtiği vekillerin bile gitmeye gerek duymadığı, sadece şeklen çalışan bir kuruma mı dönüşecektir?
Gazi Meclis’in duvarları hâlâ ayakta olabilir.
Ama o duvarlara ruh veren şey; bina değil, görevine sadakat gösteren milletvekilleridir.
Meclis’i büyük yapan binanın büyüklüğü ve konforu değil, içinde oturanların taşıdığı sorumluluk duygusudur. (YENİGÜN GAZETESİ'NDEN ALINTIDIR)