İnsan kendi kendine saygısızlık yapabilir mi? Pekâlâ yapar, âlâsını yapar… Diğer yandan başkalarına yapmış olduğu saygısızlık, bir nevi kendisine yaptığı saygısızlık olarak ta addedilebilir…
Her şeyden önce saygı insanın tartışmasız borcudur…
Saygı, duygu ya da his, sadece diğer insanlara gösterdiğimiz bir nezaket, zarafet, letafet değil, öz benliğimize verdiğimiz değerin de bir yansıması olmalı…
İnsanoğlu yaştan bağımsız empati kurabilmeli, ikinci ve üçüncü şahıslarla hemhal olabilmeli…
İnsanoğluna uzak-yakın, hısım-akraba, kan-can bağı her kim olursa olsun sınırları ortadan kaldırma, incitme, küçümseme, değerlerine saygısızlık etme hakkı tanımaz…
İnsana, yaşadığı ülkede, yörede kanun, hukuk, ahlak çerçevesi ile bazı sınırlar çiziliyor /çizilmeli…
Tüm bunlara rağmen insanda ölçüsünü bilmeli, sınırlarını kendi koymalı, koyabilmeli…
SAYGI, SEVGİ, BAĞ…
İnsanın, bir başkasının karakter özelliklerine, yeteneklerine, örfüne, adedine, kültürüne, inancına, kutsallarına hatta eşyaya bile saygı duyma zorunluluğu vardır…
Sevgi ve bağ ikiz kardeş gibi… Saygıyla da daha anlamlı duruyorlar… Eğer bir yerde saygı yoksa sevgi, samimiyet, bağlılık da giderek azalıyor, hatta yok oluyor…
RAMAZAN, ORUÇ, ALIŞKANLIK, SAĞLIK, SIHATTİR…
Saygı, sevgi, bağ demişken bahsetmeden geçmeyelim…
Bu minvalde içinde bulunduğumuz Ramazan ayında da tartışmalar yaşanır her yıl…
Oruç alışkanlıktır, sağlıktır, sıhhattir…
Tutmak isteyen ve tutanlar için check- up niteliğindedir… (Oruç tutmak isteyip, sağlık nedenlerinden dolayı tutamayan, gün boyu sadece ilaç kullanan yemede içmeden kesilen ve üzülenler, ağlayanları tanıyorum) O yüzden her şeyde olduğu üzere, oruç tutmakta bir nasip işidir…
Her şeyden önce, İslam’ın beş esasından biri de Ramazan ayında oruç tutmaktır…
Tutanların, tut(a)mayanlara da saygı göstermesi gereken bir aydır… Elnette ki tut(a)mayanların da tutanlara saygı göstermesi elzemdir…
RAMAZAN GÜZELLİK AYIDIR…
Kaldı ki oruç bizi dünyada kötülüklerden sakındıran, ahirette cehennem ateşinden koruyan ve günahlarımızın bağışlanmasına vesile olan önemli bir ibadet… Kişinin kendini bağlar…
Peygamberimiz (S.A.V) efendimiz şu müjdeyi veriyor:
‘Kim inanarak ve mükâfatım Allah'tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır.’ (Buhari, Savm,7)
Allah cc’ın emri karşısındaki bu teslimiyet ne kadar ulvî bir manzara öyle değil mi?
Tut bizi ey oruç diyerek başlanan (ki nasibi olan) Orucun Müslüman’a ciddi kazanımları da var…
İrade terbiyesi, insanı nefsani arzuların esaretinden kurtarması vb. tam anlamıyla gerçek bir eğitim…
Düşünsenize, oruç tutan kişi helâl olan şeylere bile elini sürmediği halde, nasıl olur da harama el uzatabilir… İşte buda bambaşka bir güzellik /irade, hakikatli bir sınav…
ORUÇ TUTMAK NASİP İŞİ…
Oruç tutup tutmamak kişinin inancına göre elbette ki kendi tercihidir… Pek tabi nasip işidir… İfade ettiğimiz gibi bu ayda herkesin birbirine saygı duyması da beklenir…
Ramazan ayında ayan beyan, ulu orta yemek içmek oruç tutan insan için bir şey ifade etmez, canı çeker-çekmez etkilemez… Oruç ibadettir mazeret değil… Ecrini sabrını zaten Allah cc verir… Sorun edilmemeli…
Lakin görünmeyen ince bir çizgi vardır, yiyen içen kişi için de bir sınavdır… Bu hususlara dikkat etmek, oruç tutana kendi rızasıyla saygı göstermek bu ayın güzelliğindendir… Ziyadesiyle bu bir karşılıklı hürmet meselesidir ki olursa tadından yenmez…
Oruç tutanların tutmayanlardan naif biçimde saygı beklemesi normaldir… Zaten oruç tutan sert konuşmaz, kalp kırmaz, hal diliyle de olsa bunu aktarabilmelidir…
Lakin tutmayanlardan her geçen yıl yükselen ‘Oruç tutanlara saygı adı altında toplum baskısı.’ Şeklinde sosyal medyada ipe sapa gelmeyecek şekilde çığırtkanlık yapmak ve insanın gözüne, midesine sokarcasına yiyip içmek, Ramazan ayı, oruç yokmuş gibi davranmakta iç acıtıcı bir durumdur…
Çünkü geçmiş dönemlerde tarihi vesikalarda yarısını gayrimüslimlerin oluşturduğu o güzelim İstanbul’da ve/veya başka Anadolu Kent’lerinde bir Ermeni’nin, Müslüman komşusunu iftara davet ettiğini yazar…
Aynı kaynaklar bir Rum’un iftar vakti gelene kadar akşam yemeği yemediğini söyler… Günümüz Türkiye’sine bakınca içlenmeden edemiyor insan…
Böylesi milyonlarca örnek sayılabilir…
TARIK BİBEROVİÇ VE NİGEL HAYES-DAVİS ORUÇ MUHABBETİ…
Daha dün bunlara bir yenisi eklendi beni derinden etkileyen…
Geçtiğimiz sezon Fenerbahçe Beko formasıyla EuroLeague şampiyonluğu sevincini yaşayan Nigel Hayes-Davis adından bir basketbolcu vardı… ABD’li basketbolcu, kısa süreli NBA serüveninin ardından Panathinaikos’a gitti bu yıl…
Fenerbahçe Beko’nun yıldızı Tarık Biberovic Bosna’lı müslüman bir Türk evladı… Daha 25 yaşında basketbol yeteneklerinin yanı sıra inanılmaz bir bilinç ve olgunluğa sahip…
Tarık Biberoviç geçtiğimiz gün Eurohoops’a özel açıklamalarda bulundu… Nigel ile ne konuştuklarını anlattı…
‘Ramazan’dan önceki gün Erokspor’a karşı maçımız vardı. Maçtan sonra Nigel aradı, ‘Tebrikler’ gibi falan bir şeyler söyledi. Sonrasında da ‘Yarın Ramazan’mış galiba, hadi başlıyoruz!’ dedi. Yani ‘Biz tutacağız zaten, bizim farzımız’ dedim. ‘Sen ne yapacaksın?’ diye sorduğumda ise ‘Ben de tutacağım’ dedi. O yüzden galiba bu yıl Ramazan ayında oruç tutuyormuş. Dün de Milli Takım toplantısına gittik, Panathinaikos‘un yardımcı hocası Cenk (Yıldırım) abi oradaydı. Bize ‘Valla Nigel oruç tutuyormuş’ dedi. Hatta orada galiba Kenneth Faried ve Jerian Grant de tutuyormuş.’
Şu güzelliğe bakar mısınız?
Şimdi bunu nasıl izah edebiliriz? İşte anlatılmak istenen saygı tam da bu!
ŞİMDİ HAZIRSAK İĞNEYİ BATIRALIM KENDİMİZE…
Şöyle bakalım etrafımıza, ulu orta açıktan yenilip içiliyor mu?
Oruçsuzluk adeta bir gövde gösterisine dönüştürülüyor mu?
Oruç tut(a)mamam özgürlüğü, orucu ve oruç tutanları yok sayma özgürlüğüne dönüşmüş durumda mı?
‘Oruç tutanlara saygı adı altında toplum baskısı’ yapılıyor diye X, Y, Z hesaplarından ‘hashtag’ açıldığını görünce inanın nutkum tutuldu… Biz ne ara bu hale geldik inanılır gibi değil… Ve dahası…
ACI/YORUM…
Bu durum Müslümanlığın, dindarlığın gerilemesi ile izah edilemez… Olsa olsa insanlığın gerilemesidir bu!
İşte saygı tam da burada başlıyor…
Oruç İSLAM’ın 5 şartından birisi… Lakin ‘SAYGI’ insan olmanın şartıdır… Aslolan budur!
Ves’selam…