İslam kültür ve medeniyetindeki fetih anlayışının ana gayesi gönülleri fethetmek, Allah’ın dinini yeryüzünde bütün insanlığa ulaştırmaktır. Yüce kitabımız genel olarak bu konuyu “Cihad” olarak kavramlaştırmıştır. Cihad ruhuyla hareket eden Müslüman milletlerin tek hedefi, İ’lây-ı Kelimetullah (Allah’ın adını ve tevhid inancını yüceltip hâkim kılma)’ı gerçekleştirerek insanlığın her iki dünyada da huzur ve kurtuluşunu sağlamaktır. Yani cihad sadece savaş meydanında düşmanla savaşmak değil, İslam’ın gerçeklerini insanlığa ulaştırmak için var gücümüzle gayret etmektir.
Türk İslam tarihinde fethin sembolü olan İstanbul şehri ise öteden beri tarihi, kültürel ve dini açıdan önemli bir merkez olarak Doğu Roma İmparatorluğu’nun hakimiyetinde bulunuyordu. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) de İstanbul’un bir gün mutlaka Müslümanlar tarafından fethedilip İslam’la şerefleneceğini müjdelemişti: “İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutandır. Onu fetheden ordu ne güzel ordudur” (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 4/335). Bu hadis-i şerifin müjdesine nail olmak isteyen nice ordular İstanbul’u kuşattılar, seferler düzenlediler; fakat o şeref Osmanlı’nın şanlı padişahı II. Mehmed’e nasip oldu. Dünya tarihine “Çağ kapatıp çağ açan hükümdar” olarak adını yazdıran II. Mehmed, bu zaferden sonra artık “Fatih Sultan Mehmed” olarak anılacaktır.
İslam tarihinin ilk fethi olan Mekke’nin fethiyle İstanbul’un fethi birbirine benzer. Şöyle ki; Fatih de tıpkı Sevgili Peygamberimiz gibi fetihten sonra düşmanlarını affetmiş, yerli halka hiçbir konuda baskı yapmamış ve her konuda onları özgür bırakmıştır. İslam’ın bu engin hoşgörüsünü gören halk peyderpey İslam’a gönül vererek Müslüman olmuştur. Zaten Müslümanlar toprakları fethetmeden önce oralara sufileri, âlimleri ve Müslüman halkı göndererek orada yaşayan gayri müslim halkın öncelikle gönlünü fethediyor, onlara huzurun ve gerçek kurtuluşun sadece İslam’da olduğunu yaşayarak öğretiyorlardı. Böylece Müslümanların yaşantısına tanıklık eden gayri müslim halkın İslam’a girmesi kolaylaşıyordu. İslam’da aslolan toprakların fethi değil gönüllerin fethiydi.
İslam kültür ve medeniyetinde önemli bir yere sahip olan ünlü filozof, tarihçi ve sosyolog İbn Haldun, “Tarih bilimlerin anasıdır” der. İşte günümüzün Müslüman genci, öncelikle tarihinden almış olduğu ilhamla kendisini bilgili, kültürlü, donanımlı, geleceği ve dünyayı İslam’ın öğretileriyle inşa etme şuuru ve bilinciyle yetiştirebilmelidir. Çünkü tarihçilerin dediği gibi, “Tarihini bilmeyenler tarih yazamazlar.” Bu güne ve geleceğe hükmetme adına Genç Müslüman bilgi ve inançla kendini yetiştirmeli, “Milletimize ve insanlığa nasıl faydalı olabilirim” diyerek büyük bir azim ve gayretle çalışmalıdır.
Bize düşen görev ise, gelecek nesillerimize gerçek ve kalıcı fethin, gönülleri fethetmek olduğu bilincini ve bizi biz yapan öz değerlerimizi aktarabilmektir. Unutmayalım; Fatih İstanbul’u fethettiğinde 21 yaşındaydı.
Ben de bayrak şairimiz Arif Nihat Asya’nın şu dizeleriyle gençlerimize seslenmek istiyorum:
“Sen de geçebilirsin yardan, anadan, serden...
Senin de destanını okuyalım ezberden...
Haberin yok gibidir taşıdığın değerden...
Elde sensin dilde sen... Gönüldesin baştasın;
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!
Bilmem, neden gündelik işlerle telâştasın
Kızım, sen de Fatihler doğuracak yaştasın!
Delikanlım! İşaret aldığın gün atandan!
Yürüyeceksin! Millet yürüyecek arkandan!
Sana selam getirdim Ulubatlı Hasan'dan!
Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştasın;
Yürü, hâlâ ne diye kendinle savaştasın?
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!”
O halde sevgili gençler!
Şanlı tarihimizden ibretler alarak geleceğe emin adımlarla yürümek en büyük şiarınız olsun…
Fethin mübarek olsun Fatih’in yadigârı…
Ömer Faruk CAN
Vaiz