Ülkemizde, kamu vicdanını yaralayan oldukça önemli toplumsal sorunlar/ımız var…

Bazı kişilerin, bazı makamları işgal etmişçesine kişisel menfaatleri için kullanılması, kendi çıkarlarına alet etmesi vicdanları sızlatıyor…

Fütursuzca kamu gücünden çıkar sağlaması koltuğu işgal eden kişiyi adeta insanlığından çıkarıp, menfaat canavarına dönüştürüyor…

İşgal ettiği makamın, oturduğu koltuğun asıl amacının hizmet olduğunu unutuyor/ unutturuluyor… Olmasa da kefeninin cebini doldurma telaşına düşüyor…

Oturtulduğu ve/veya seçilerek oturduğu koltuğun gücünü kendi gücü zannedip zehirlenme yaşıyor… Yediğini, içtiğini kusuyor fayda etmiyor, hastalık artarak devam ediyor…

Önlem alınmazsa şayet, eşyanın tabiatına aykırı kurduğu düzen tıkır tıkır işliyor, ya da öyle sanıyor…

Ve tüm bunları göz göre göre yapması terbiye, ahlak hatta hukuk sınırlarını zorluyor, hatta delip geçiyor…

Bu vb. durumlar ülkedeki, il ve dahi ilçelerde ki toplumsal güveni derinden sarsıyor… Ahlaki değerlerin aşınmasına yol açıyor…

Tavandan tabana menfaat çevrelerini sarıp sarmalıyor, adeta bir koza gibi örüyor…

.../...

Makamlarını menfaatleri için kullanma salgını maalesef son dönemlerin tedavisi zor bir hastalığı adeta insanlığın kangreni haline gelmiş durumda…

Ülkesel bir salgın, pandemi gibi oldu adeta, hatta daha da bulaşıcı ve tehlikeli…

Deseniz ki geçici bir hastalık, nane limonla geçebilir / öyle değil…

Yediği içtiği zehirlese, kustursak geçer deseniz çoğunun midesi yok!

Salgın deseniz alınan tedbir ve/veya ilaç, hap, aşı ile hafifletir çaresine bakar insanoğlu / ki bu bambaşka bir hastalık!

Doğuştan deseniz, oda değil! O makama oturmasa, batmasa gırtlağına kadar menfaat çamuruna, belki de ak-pak, arı-duru yaşayacak, suya sabuna dokunmadan tüketecek dünya ömrünü…

Aziz amcamın dediği gibi ‘Makama oturacak/oturtulacak bazı seçilmişlerin (ki kendilerini bilirler!) Keşke aşısı olsa da oturtmadan derecelerine göre kimilerine bir, kimilerine birden fazla uygulansa / ki DSÖ çaresiz kalır bu makamını menfaati için kullananlara!

…/…

Hâlbuki makamda yücelen değil, makamı yüceltenlerden olsalar öyle güzel duracak ki üzerlerinde, farkında değiller… Tatlı geliyor menfaat /doymuyorlar!

Koltuklardan kalktıklarında (ki çekirge misali zıplamaları görevdeyken engellenmiyorsa) ya sonra yargılanıyorlar, daha da kötüsü itibarlarını kaybediyor iyi anılmıyorlar…

Makamların, koltukların, şanın, şöhretin, paranın, pulun gelip geçici olduğunu unutuyor, sonsuz olduğuna inanıyorlar…

İnsanoğlu fıtratı gereği asil olarak yaratılmıştır…

Az evvel saydığımız makam, menfaat vb. gelip geçici mevkiler ne olursa olsun değişmemeli / eskiden bazı derdim lakin artık birçoğu değişiyor…

Fıtratının dışına taşıyor, insanlıktan çıkıyor…

Asaletini, kişiliğini zayıflatıyor, hatta kaybediyor umursamıyor…

Kendisini sadece etten kemikten yeme içme için yaratıldığını sanıyor…

Makama geldiğinde şirazesi kayıyor, ruhen ölüyor, gömülmeyi bekliyor…

Kendisi doymaya, etrafını doyurmaya çalışıyor, olmuyor, yetmiyor, yetinmiyor haram tatlı olsa da Allah cc aç bırakıyor… Hayatını yeme içme ile tuvalet arasından tüketiyor…

İki göz dambaşlı evlerde dünyaya geliyor, çıktığı kovuğu beğenmiyor ‘ciğere pis diyor’ havuzlu villalarda yaşıyor / menfaat havuzlarında irin içinde yüzüyor!

At arabasından iniyor, son model bilmem ne marka araçlara biniyor, yetinmiyor! Caka satmaya devam ediyor!

Ömründe 23 Nisan’da bile oturtulmayacağı koltuklarda buluyor beşer kendini… Hak etsin etmesin o koltuk o canlıyı yadırgıyor!

Ne şeref kalıyor, ne haysiyet, onur dersen yerinden yeller esiyor…

Yüz dersen fırıldak gibi tüm maskelerini kullanıyor!

Hâlbuki makamda yücelmeyi değil de, makamı yüceltmeyi denese öyle şık duracak ki…

Gerçek şu ki; Asil asla azmaz, bal asla kokmaz…

Azan asil değil, kokan da bal değil!

…/…

Uzatmayalım; aslında yapılması gereken net!

Tüm belediyeler başta olmak üzere, vakıf, oda ve dernekler istisnasız baştan aşağı denetlenmeli…

Kamu vicdanını rahatlatılmalı, adaletsizlik algısı ortadan kaldırılmalıdır…

Gerekirse daha ağır yaptırımlar için yasa, anayasa değiştirilmeli…

Kim aykırı düzen kurmuşsa partisine, ittifakına, şanına, şöhretine, parasına, puluna, makamına bakılmaksızın olabilecek en ağır cezayı alması sağlanmalı…

Aslında bu kadar net!

…/…

Aksi halde alınan kararlar pansuman çözümden öte gitmiyor, gidemiyor, gitmez…

Birisi hukuk diyor, diğeri siyaset,

Öbürü adalet diyor, öteki vicdan…

Ara ki bulasın!

Yerinde yeller esiyor…

Kimse dönüp kendisine bakmıyor…

…/…

Siz siz olun makama geldiğinde değişmeyen gönüller görürseniz lütfen can-ı gönülden sımsıkı sarılın onlara…

Makamı, mevkii yükseldikçe gönlü alçalanların kıymetini bilin!

Makam sonrası gönlü yükselen insanlarla, egosu tavan yapan canlıları ayırın, ayıklayın!

Unutmayın;

Karakter, onur, şeref, haysiyet, para, pul, makam, mevki, şan, şöhret, saygı sevgi gibi güzellikler asla makamlarda değildir, olmamalı…

Bunu böyle zannedenler, koltuklardan indiklerinde;

Karaktersiz, onursuz, şerefsiz, haysiyetsiz, parasız, pulsuz, makamsız, mevkisiz, şansız, şöhretsiz, saygısız ve sevgisiz kalırlar, haberleri olmaz!

Tüm bu saydıklarımız insanı insan yapan değerlerdir!

Atamız Şeyh Edebali ne güzel söylemiş, ‘İnsan makama şeref verirse, makamı da elden gitse de bıraktığı ‘şeref’ kalır.’ Diye…

Adam olana, insan doğana bu laf çok bile…

Allah cc insanlığını makamlardan alanlardan uzak eylesin…

Allah cc menfaat çevrelerini bizden uzak tutsun!

Allah cc her türlü (zerre) menfaat için, eğilenlerden, baş eğenlerden eylemesin…

Allah cc bu tür makamların geçici olduğunu unutturmasın…

Allah cc makamla mevkiiyle aldananlardan etmesin…

Karakterin, onurun, şerefin, haysiyetin, paranın, pulun, makamın, mevkiinin, şanın, şöhretin, saygının, sevginin Allah cc’ın bizlere emaneti olduğu asla dünyanın bir sınav yeri olduğu unutulmamalı…

Lütfen, siz, siz olun... Başkası olmayın…

Ves’selam…