Hayatın karmaşası içinde insanın kendini yalnız, çaresiz ve zayıf hissettiği anlarda, ömür yolculuğunun her anında, varlıkta da yoklukta da hiçbir aracıya ihtiyaç duymadan Yaratıcısıyla kurabildiği en samimi bağ duadır. Yüce Rabbimiz (c.c.) Furkan suresinde; “(Ey Muhammed) De ki: Duanız olmasa Rabbim size ne diye değer versin!...” (Furkân 25/77) buyurarak, insanın yaratılış gayesini kullarına açıkça hatırlatmaktadır. Peygamberimiz (s.a.v.) de; “Dua ibadetin özüdür” ve “Dua ibadetin ta kendisidir” (Tirmizî, Deavât, 1; Ebû Dâvûd, Vitr, 23) buyurarak, dünyaya kulluk ve ibadet etmek üzere gönderilen insan için, duanın kulluğun özünü oluşturduğuna dikkat çekmiştir.
Hz. Peygamber (s.a.v.), sadece darda kaldığında değil, hayatının her safhasında Rabbine yönelerek duayı hayatının her anına nakşetmiş en güzel örnektir. Efendimiz (s.a.v.), sabah uyanırken hamd eder, gece yatağına yattığında Allah’a sığınır; bir işe başlarken ise, “Allah’ım! Bana hayırlısını ver ve benim için en hayırlısını seç” (Tirmizî, Deavât, 85) diye hayırlısını dilerdi. O’nun bu tavrı bizlere, duanın zaman ve mekânla sınırlı kalmayan, sürekli bir iletişim biçimi olması gerektiğini en güzel şekilde öğretmektedir.
Allah Teâlâ; “Kullarım sana beni sorarlarsa, bilsinler ki ben şüphesiz onlara yakınım. Benden isteyenin, dua ettiğinde duasını kabul ederim…” (Bakara 2/186) âyet-i kerimesiyle bizlere her an yakın olduğunu bildirirken, müstesna zaman dilimlerini duaların kabulü için birer fırsat kılmıştır. Gece yarısından sonraki seher vakitleri, farz namazların hemen ardı, secde anı, cuma günündeki icabet saati, Ramazan ayı, Kadir gecesi ve Arefe günü gibi vakitler sema kapılarının rahmet nazarıyla açıldığı eşsiz anlardır. Bütün bunların yanında, duanın tesiri yalnızca ne zaman yapıldığına değil; insanın kendi acziyetinin farkına vararak, kulluğunu tevazu ve samimiyet içinde Allah’a arz edişine de bağlıdır. Nitekim ayet-i kerimede, Allah’a kulluk etmeyi kibirlerine yediremeyenlerin, aşağılanmış olarak cehenneme girecekleri haber verilmiştir (Mü’min 40/60).
Dua, hayatımıza dokunan pek çok hikmetiyle insana her şeyden önce büyük bir huzur ve güven verir. Ancak her ibadet gibi duanın da belli usul ve şartları vardır. Duanın kabulündeki en temel şart, helal lokmadır; zira Efendimiz (s.a.v.) haramla beslenen bir bedenin yakarışına icabet edilmeyeceğini buyurmuştur (Müslim, Zekât, 65). Duanın kabulü için diğer şartlar ise samimiyet ve kesin bir imandır. Allah Rasulü (s.a.v); “Allah’a, kabul edileceğine gerçekten inanarak dua edin. Bilin ki Allah, ciddiyetten uzak ve umursamaz bir kalp ile yapılan duaları kabul etmez” (Tirmizî, Deavât, 66) buyurarak, gönül dünyamızın uyanık olması gerektiğini bizlere hatırlatmıştır. Ayrıca dua ederken sadece kendi kurtuluşumuzu değil, toplumun iyiliğini de gözetmeli, iyiliği emredip kötülükten sakındırma görevimizi ihmal etmemeliyiz. Efendimiz’in, umreye giden Hz. Ömer’e, “Kardeşim! Duana bizi de ortak et, bizi unutma” buyurması; bir Müslüman’ın, din kardeşinin gıyabında yaptığı duaya meleklerin de, “Âmin, istediğin hayrın misli senin için de olsun” (İ̇bn Mâce, Menâsik, 5) ) diyerek eşlik etmesi, duanın gönülleri birleştiren ne büyük bir köprü olduğunu açıkça göstermektedir.
Yüce Rabbimiz, samimiyetle yapılan bir duayı asla karşılıksız bırakmaz. Pek çok insan, “Dua ettim ama kabul edilmedi” diyerek acele eder. Oysa Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Sizden biriniz, ‘dua ettim de duam karşılık görmedi’ deyip acele etmediği müddetçe duası karşılık bulur” (Ebû Dâvûd, Vitr, 23) buyurmuştur. Yüce Mevlamız, samimiyetle ve içten yapılan dualarımız vesilesiyle bizlere nimetler bahşeder; kimi zaman dualarımız aracılığıyla günahlarımızı affeder, kimi zaman bir kötülüğün gelmesini engeller, kimi zaman da istediğimizden daha hayırlısını lutfeder ve karşılığını ya bu dünyada, ya da ahirette mutlaka verir.
Netice itibariyle dua, insanın Rabbine olan yakınlığını en açık şekilde gösteren, imanının en somut yansımasıdır. Ağzı dualı olmak, hem kendimiz hem de sevdiklerimiz için bir rahmet vesilesidir. Rabbimiz bizleri, duada ısrarcı olan, O’na tazarru ile yakaran ve duaları kabul olan kullarından eylesin... Peygamberimiz (s.a.v.) hürmetine, bizleri sevdiği, affettiği, maddi ve mânevi nimetler ihsan ettiği kullarından eylesin...
Onur COŞKUN
Vaiz
MEAL OKUYORUM
İman edip dünya ve ahiret için yararlı işler yapanları, içinde ebedî kalmak üzere, altından ırmaklar akan cennetlere
koyacağız. Allah bunu hak bir söz olarak vaad etti. Söz bakımından Allah’tan daha doğru kim olabilir! (Nisâ, 4/122)
HER GÜNE BİR HADİS
“…Her kim doğru yolu Allah’ın kitabından başkasında ararsa Allah onu sapıklığa düşürür. O, Allah’ın sağlam ipidir ve hikmet dolu sözleridir. O, dosdoğru yoldur... Ona dayanarak konuşan tasdik olunur. Onunla amel eden sevap kazanır, onunla hükmeden adaletli davranmış, ona davet eden doğru yola iletmiş olur...” (Tirmizî, Fedâilü’l-Kur’ân, 14)
GÜNÜN DUASI
“Allah’ım! Sana teslim olan bir kalp, doğru sözlü bir dil ve dosdoğru bir ahlak istiyorum.” (Hakim, deavat, 1872)
BİR SORU - BİR CEVAP
Kalp hastalarının kullandıkları dilaltı hapı orucu bozar mı?
Bazı kalp rahatsızlıklarında dil altına konulan hap, doğrudan ağız dokusu tarafından emilip kana karışarak kalp krizini önlemektedir. Söz konusu hap ağız içinde emilip yok olduğundan mideye bir şey ulaşmamaktadır. Bu itibarla, dilaltı hapı kullanmak orucu bozmaz (DİYK 22. 09. 2005 tarihli karar). (Fetvalar, DİB Yay. syf. 280)