Zaman gerçekten de sular seller gibi akıp gidiyor.
Bir ömür dediğimiz şey, bazen bir bayram sabahının buğulu camında, bazen çocukluğumuzdan kalan bir kavurma kokusunda gizleniyor.

Bir Kurban Bayramı’na daha ulaşmanın huzuru var içimizde.
Sağlıkla, sevdiklerimizle ve iman dolu gönüllerle yeni bir bayram sabahına uyanacak olmanın şükrünü yaşıyoruz.

Ama insan ister istemez geçmişe dönüyor…

Çünkü bayramlar, insanın hafızasında en çok iz bırakan zamanlardır.

Hele ki çocukluğun geçtiği köylerde yaşanan bayramlar…

Gümüşhane’nin dağları arasına kurulmuş olan Dörtkonak köyümüzdeki Kurban Bayramları bugün bile zihnimde capcanlı duruyor.
Sanki ince bir sisin ardından hâlâ duyabiliyorum o sabah seslerini…

Seher vakti erkenden yanan sobanın çıtırtısı…
Annemin odun ateşinde demlediği çayın kokusu…
Babamın bayramlıklarımızı yatağımızın ucuna bırakışı…
Mahalle arasından camiye doğru yürüyen insanların ayak sesleri…

Bekirli Mahallesi’nden Şaban amca ile Recep amcanın ağır ağır camiye gidişi…
Ardından babamın yanında Salih, Fehmi ve İbrahim amcalarla edilen koyu sohbetler…

Bayram daha güneş doğmadan başlardı bizim oralarda.

Namaz sonrası cami önündeki o içten ayak üstü hoş geldinlere karışan bayramlaşmalar hâlâ gözümün önünde.
Kimsenin acele etmediği, kimsenin telefona bakmadığı, herkesin birbirinin yüzüne baktığı günlerdi onlar.

Sonra kurban telaşı başlardı.

Babamın kestiği kurbana çocuk aklımızla yardım etmeye çalışırdık.
Bizim en büyük görevimiz ise poşetlere konulan etlerini komşulara kurban kesemeyenlere ulaştırmaktı.

Hatice teyzenin kapısı çalınırdı önce…
Sonra Güllü nine…

Elimize tutuşturdukları birkaç şekerin tadı bugün hiçbir tatlıda yok.
Çünkü o şekerlerin içinde samimiyet vardı, muhabbet vardı, paylaşmanın bereketi vardı.

Kurban Bayramı; kavurma kokusuydu…
Bayram; sarı burma tatlısıydı…
Bayram; kapı kapı dolaşıp “Hakkını helal et” demekti.

Rahmetli babaannemin anlattığı bir bayram geleneği vardır ki bugün düşündükçe daha iyi anlıyorum.

“Kurban Bayramı’nın ilk günü herkes kendi mahallesinde bayramlaşırdı,” derdi. “İkinci gün karşı mahallelere gidilir, üçüncü gün onlar bize gelirdi. Küskünler barışır, akrabalar kaynaşırdı.”

Ne büyük hikmet var bu sözlerde…

Çünkü bayram; sadece tatil değildir.
Bayram; vuslattır.
Bayram; gidip bulmaktır.
Bayram; el uzatmaktır.
Bayram; dayanışmadır, yardımlaşmadır, gönül almaktır.

Fakat bugün üzülerek görüyoruz ki bayramların ruhundan biraz uzaklaştık.

Dokuz günlük tatili fırsat bilenlerin bir kısmı soluğu memleketlerinde, anne baba ocağında değil; sahil otellerinde alıyor.
Antalya yolları dolup taşarken nice anne babanın kapısı sessiz kalıyor.

Oysa bayram; deniz kenarında birkaç gün geçirmekten çok daha derin bir manaya sahiptir.

Bayram; yıllardır görüşemediğin akrabana sarılmaktır.
Mezarlıkta anne babanın kabrine bir Fatiha bırakmaktır.
Yetimin başını okşamak, yaşlının gönlünü almaktır.

Çünkü gerçek bayram, insanın birbirine kavuştuğu yerde yaşanır.

Bir başka acı gerçek ise hayat şartlarının her geçen gün ağırlaşması…

Eskiden köy meydanlarını dolduran kurbanlıklar bugün alıcı bekliyor.
Kurban pazarlarını dolaştığınızda bunu açıkça görüyorsunuz.

Birçok üreticinin elinde hayvanı kaldı.

Geçtiğimiz günlerde büyükbaş hayvan yetiştiricisi bir dostumla sohbet ettim.
Aylarca emek verip büyüttüğü kurbanlıkların yarısının satılmadığını söyledi.

“Ne yapacaksın?” diye sordum.

Başını önüne eğip iki elini havaya kaldırarak buruk bir ses tonuyla şöyle dedi:

“Bayramdan sonra bir iki ay daha besleyip kasaba vereceğim. Başka çarem yok…”

Bu sözlerin içinde sadece bir üreticinin çaresizliği değil, toplumun yaşadığı ekonomik sıkıntının da ağır izi vardı.

İnsanların alım gücü düştü.
Hayat pahalılaştı.
Hâliyle kurban satışları da bundan ciddi şekilde etkilendi.

Ama bütün zorluklara rağmen Kurban Bayramı’nın özünü kaybetmememiz gerekiyor.

Çünkü kurban sadece bir ibadet değildir; teslimiyetin, paylaşmanın ve kardeşliğin sembolüdür.

Bugün kutsal topraklarda Arafat’ta vakfeye duran milyonlarca Müslüman’ın duaları semaya yükselirken, bizler de keseceğimiz kurbanlarla o büyük manevi iklime ortak olacağız.

İslam’ın beş şartından biri olan hac ibadetini yerine getirerek hacı olan kardeşlerimizin ibadetlerini Rabbim kabul eylesin.

Mevlam bizlere bayramları gerçek manasıyla yaşayabilmeyi nasip etsin.
Kalplerimizdeki merhameti çoğaltsın.
Sofralarımıza bereket, gönüllerimize huzur versin.

Geçen her gününüz kurban şuuruyla, ahiretiniz ise bayram huzuruyla dolsun.