25 Mayıs 2026…

Türkiye’nin başkenti Ankara’da bulunan CHP Genel Merkezi’nde yaşananlar, yalnızca bir mutlak butlan kararının uygulanması değildi.
O gün yaşananlar; Türkiye’de siyasetin, hukukun, demokrasi anlayışının ve milli irade kavramının nasıl ağır bir kriz içine sürüklendiğinin fotoğrafıydı.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun emri ve icra marifetiyle, polis toma’ larının gölgesinde CHP kapılarının kırılması, camların indirilmesi, plastik kurşunlar ve biber gazları eşliğinde baba ocağına girilmesi; sadece bir parti içi kavga değildir.

Bu görüntüler, yıllardır “hak, hukuk, adalet, demokrasi, çağdaşlık ve aydınlık Türkiye” söylemleriyle siyaset yapan bir yapının içindeki çürümenin dışarı taşmış hâlidir.

Çünkü demokrasi dediğiniz şey; mahkeme koridorlarında, icra memurlarının gözetiminde, polis barikatlarının arkasında kurulmaz.

Demokrasi; milletin önüne sandık konularak gerçekleşir.

Milli irade; icra dosyalarıyla değil, halkın oylarıyla tecelli eder.

Bir siyasi partinin yönetimi değişecekse bunun yolu; cop, toma, icra kararı ya da tartışmalı mahkeme süreçleri değil, delegelerin ve halkın iradesidir.

Ama görüyoruz ki bugün siyasetin dili değişmiştir.

Fikirler yarışmıyor artık.
Tribünler çatışıyor.

Siyaset, halkın ortak geleceğini kurma zemini olmaktan çıkıp; fanatizmin, çıkar ilişkilerinin ve koltuk savaşlarının arenasına dönüştürülmüştür.

SOROZCULAR CHP’ Yİ SİLKELETİYOR

24 Mayıs sabahı CHP Genel Merkezi’nde yaşananlar tam da bunun sonucudur.

Savunmasız insanlar demir parmaklıklar arasına sıkıştırıldı.
Baba ocağının kapıları zorlandı.
Barbarlık ekranlardan canlı yayınlandı.

Ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu partisi, fikirleriyle değil; holiganizmi andıran görüntülerle dünya gündemine taşındı.

Oysa CHP’nin tarihsel anlamı yalnızca bir siyasi parti olmak değildir.

CHP; Lozan’dır.
CHP; Cumhuriyet’tir.
CHP; ulus devlet fikridir.
CHP; milli egemenliktir.

“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” diyen bir geleneğin partisinde, milletin iradesi yerine mahkeme kararlarının ve icra memurlarının konuşması, başlı başına tarihsel bir kırılmadır.

Çünkü demokrasi, yargı sopasıyla dizayn edilirse; yarın hiçbir siyasi hareket kendi iradesinden emin olamaz.

Bugün CHP’nin kapıları kırılır.
Yarın başka bir partinin.

Bugün bir kurultay “mutlak butlan” denilerek tartışmalı biçimde yok sayılır.
Yarın seçim sonuçları tartışmaya açılır.

İşte tehlike tam da buradadır.

Demokrasi sandıkta kurulur, sandıkta korunur.

Mahkemeler hukuk dağıtmak için vardır; siyaseti dizayn etmek için değil.

İcra memurları alacak tahsil eder; milli iradeyi teslim alamaz.

Bu yüzden mesele yalnızca CHP meselesi değildir.

Mesele, Türkiye’de siyasetin hangi yöntemle şekilleneceği meselesidir.

Milletin oyuyla mı?
Yoksa mühendislik hesaplarıyla mı?

Tam da bu nedenle yaşananlar sıradan bir parti içi kavga olarak görülemez.

Çünkü kırılan yalnızca bir genel merkez kapısı değildir.
Kırılan şey, demokrasiye duyulan güvendir.

Ve insanlar artık şunu sormaktadır:

Neden CHP hedefte?
Neden baba ocağına tomalarla giriliyor?
Neden milli irade yerine icra marifeti devreye sokuluyor?

Bu soruların cevabını anlamadan Türkiye’de yaşanan siyasal kırılmayı anlamak mümkün değildir.

Ben uzun zamandır şunu yazıyorum:

Türkiye’de mesele yalnızca bir koltuk kavgası değildir.
Mesele, Cumhuriyet’in kuruluş felsefesiyle hesaplaşma meselesidir.

Lozan’ı tartışmaya açmak isteyenlerle; Cumhuriyet’i savunanlar arasındaki mücadeledir.

Ulus devlet yapısını zayıflatıp yerine parçalı yapılar kurmak isteyenlerle; üniter devleti savunanlar arasındaki mücadeledir.

Ve tam da bu yüzden CHP sıradan bir siyasi parti gibi görülmüyor.

Çünkü CHP’nin tarihsel hafızasında; emperyalizme karşı verilmiş bağımsızlık savaşı, Lozan ve Cumhuriyet vardır.

Bugün yaşanan gerilimlerin arkasında da yalnızca iç siyaset değil; Türkiye’nin rejim tartışmaları bulunmaktadır.

Ama unutulmamalıdır:

Hiçbir güç, milli iradenin üstünde değildir.

Gerçek demokrasi; halkın özgür iradesiyle kurulur.
Sandığın yerine mahkeme kararını koyarsanız demokrasi zedelenir.
Milletin yerine vesayet mekanizmalarını koyarsanız siyaset çürür.

Ve o çürüme bir gün herkesi içine çeker.

Sözümüz nettir:CHP’yi şimdilik işgal edenler, geldikleri gibi giderler.