Gazetemizin önceki günkü manşeti şehrin önemli bir sorununa dikkat çekiyor.
Sorunundan ziyade önemli bir eksiğini anlatıyor.
Haberin başlığı aynen şöyle;
“Yenisi yapılmadı, eskisi çürüyor!”
Sözü edilen yer veyahut alan kentin ortasındaki Tren Garı!
Daha doğrusu olmayan tren garı!
+++
Yıllar öncesine gidelim şimdi...
Hatırlayın…
İktidar tarafından demiryollarında bir atılım var.
Hızlı tren ilk kez Ankara-Eskişehir arasında işleyecek.
Ancak bir sorun var!
Eskişehir geçişi tamamen şehrin ortasında yer alıyor ve hızlı trene büyük zaman kaybı yaşatıyor.
Hızlı tren Eskişehir’de yavaş tren halini alıyor.
Hızlı Trenin yapım felsefesine tamamen ters!
Hemen sonra bir proje hazırlanıyor.
Kenti de ikiye bölen bu hattın yer altına alınması amaçlanıyor.
Yapılıyor, başarılıyor da…
Ancak!
Yarım kalıyor proje!
Şeker Fabrikası bölgesinde başlayacak tünel Ertuğrulgazi’ye kadar uzanacaktı.
Gelin görün ki, tünel tam da gar da sona erdi, daha ötesine geçemedi, geçirilemedi…
+++
Dediğim gibi, o yıllarda hızlı tren iktidar için büyük prestij!
Eskişehir için de durum bundan farksız.
Bu nedenle tünelin bitip yüzeye çıktığı gar alanında yepyeni bir gar projesi hazırlanıyor.
Öylesine güzel bir proje yapılıyor ki ödül bile alıyor!
Fakat…
Şehri yöneten Yılmaz Hoca, konudan epeyce şikayetçi!
Kendilerine sorulmadan yapılan ulaşım planları şehir için sıkıntı yaratacak çünkü.
Yılmaz Hoca aynen şunları söylüyor o dönemde;
“Gelin gar projesini mevcut yerinde değil de hazineye ait arazilerin olduğu Şeker Fabrikası alanında yapın.
Hem çevreyoluna yakın hem havalimanına yakın hem de otogara yakın.
Burada konuşlanacak bir gar, gelen giden yolcuların ulaşımını kolaylaştıracak.
Hem hava yolu hem karayolu aktarmaları ve bağlantılarını hızlı hale getirecek.
Eğer yeni gar mevcut yerine yapılırsa bu bağlantılardan çok uzak kalacak.
Şehrin göbeğinde olacağı için de ulaşımda aksamalar olacak.
Ayrıca şehir merkezindeki araç ve yolcu yoğunluğunu epeyce artıracak”
+++
Dedi ama dinleyen oldu mu?
Elbette olmadı!
Yerel yönetime rağmen projeler bir bir yapıldı.
Yapıldı da ne oldu?
Ne yeni gar binası yapılabildi ne de mevcut olanı yenilenebildi!
Peki ne yapılabildi?
Ancak peronlar bölgesine iki yazıhane bir büfeden oluşan geçiştirmeli bir alandan gar hizmeti verilmeye başlandı.
Demiryolu kentinin de hızlı trenin de prestiji maalesef planlandığı gibi kurtarılamadı!
Hatta öylece dağınık bırakıldı…
+++
O yıllarda diğer kentlerin yeni ve modern gar binaları hızla yapıldı ama konu şimdilik bu değil!
Oraya da değineceğiz.
Şimdilik söyleyeceğimiz, Yılmaz Hoca’yı zamanın ne kadar da haklı çıkardığıdır!
Bakın şu günlerde o bölgedeki manzaralara.
İnsan yoğunluğu, trafik hat safhada.
Vatandaşın çektiği eziyet katlanmış da katlanmış.
+++
Lafı uzatmak niyetinde değilim.
Kısaca anlatmak istediğim;
“Yerel yönetimlere rağmen genel yönetimler tarafından “Ben yaptım oldu” işleri kente hiç yaramadı, yaramıyor.” tespitidir.
Gar meselesi de bunlardan birisidir.
Demiryolunun kalbi kente sahiden yazık edildi.
O halde yarın bu konuyu sürdürelim ve TCDD’ye sorular sorarak devam edelim.
Bakalım yanıtları gelecek mi?