‘Bir kimseyi veya bir yeri görmeye gitme’, ‘Gidilmesi, dua edilmesi sevap sayılmış ve âdet hâline gelmiş kutsal yer’ anlamlarıyla dilimizde kullanılan; değişik uygulamaları (eş dost, hasta, yaşlı, akraba, büyük, komşu, mezar ziyareti vb.) ile kültürümüzdeki yerini koruyan ‘ziyaret’, günümüzde neredeyse kayboluyor.
Sosyolojik, psikolojik, teknolojik, ekonomik vb. sebepleri var elbette bunun. Kültür erozyonuna bağlı olarak kaybolan bu değerimizi unutturmamayı, zihinlerde canlı tutmayı hepimiz istiyoruz aslında.
Bir evi güzelleştirenin ziyarete gelen dostlar olduğunu hatırlayalım şöyle bir.
Başkalarını ziyaret ve onlara hediye vermenin kalplerin kilitlerini açan anahtarlardan olduğunu bile bile en son kimi ziyaret edip hediye verdiğimizi düşünelim şöyle bir.
Hatırladıklarımız ve düşüncelerimiz kendimizde saklı kalsın şimdilik kaydıyla.
Evet.
Ziyaret ile ilgili bilgimiz, görgümüz, alışkanlıklarımız da değişti bu süreçte.
Gelinen yere gidilirdi. Gidenin geleni olurdu. Çok ziyaret usandırırdı belki ama ayrı bir tadı vardı. Az ziyaret dostluğa zarar verirdi. Dosta gidilmeyen yollar dikenlerle, çalılıklarla kaplanırdı.
Evet.
Dosta giden yolar, aşındı şimdi. Dosta giden yollar, patikaya döndü şimdi.
Eşi dostu, hısım akrabayı, büyükleri ziyaret eder; hayır dualarını alırdık bir zamanlar. Şimdi el ele göz göze, yüz yüze iletişim kayboldu neredeyse.
Ev ziyareti, konu komşu ziyaret, hasta ziyareti, yaşlı ziyareti, huzurevi ziyareti, arkadaş ziyareti, bir hapishane ziyareti yok artık. Hemşehri ziyareti, hısım akraba ziyareti yok artık. Bayram ziyaretleri, taziye ziyaretleri, mezar ziyaretleri… bunların her biri ayrı ayrı toplumun hafızasını ve dayanışma duygusunu besliyordu. Şimdi iletişim teknolojisi, aldı bunların çoğunun yerini.
Ziyaret, yalnızca bir görgü veya gelenek meselesi değildi aslında. İnsanı insana bağlayan sosyal bir kurumdu ziyaret. Ziyaret, aslında bir yere gitmekten çok bir gönle varmaktı. Ziyaret, ziyaret edilene ‘Sen yalnız değilsin.’ demenin en güzel yoluydu.
Eskiden hâl hatır sormak için kapılar çalınırdı. Bugün maalesef bir sosyal medya mesajı yetiyor. Eskiden hastanın kapısı çalınır, hâli hatırı sorulurdu. Bugün birkaç geçmiş olsun mesajı yeterli görülüyor. Eskiden büyüklerin, yaşlıların kapısı çalınır, ihtiyaçları sorulurdu. Şimdilerde hâllerini hatırlarını sormak için telefon etmek bile akla gelmiyor.
Akraba ziyaretleri ile kuvvetlenen aile bağları, bugün yoğunluk(!), mesafe (!) ve ekranlar(!) bahanesiyle zayıfladıkça zayıflıyor.
Bunların temel sebeplerine ister şehirleşme diyelim, ister çalışma hayatının yoğunlaşması diyelim, ister ekonomik şartlar diyelim, ister uzak mesafeler diyelim, ister bireyselleşme diyelim, ister zaman kavramının değişmesi diyelim; ne derseniz diyelim hepimiz kendi çapımızda haklıyız.
İletişim arttı ama ziyaret azaldı.
Haberleşiyoruz ama birbirimize varıp gel(e)miyoruz.
İnsan, insandan uzaklaşıyor.
Kültür, yalnızca kitaplarda yazılı bilgilerden ve müzelerde sergilenen eşyalardan ibaret değildir. Kültür, yaşandıkça varlığını sürdüren bir hayat biçimidir. Ziyaret de böyle bir değerdir. Ne yazık ki kültürümüzdeki pek çok değer gibi, ziyaret de yavaş yavaş hayatımızdan çekiliyor.
Ziyaret, gidilen yerden çok, geride bırakılan duygudur. Bir kapıyı çalmak bazen bir insanın gönlünü yeniden hayata açmaktır.