Zaman…
Sadece yüzümüzde çizgiler bırakmaz; belleğimizde, yüreğimizde ve kelimelerimizde de izler biriktirir. Kimi insan bu izleri sessizce taşır, kimi ise bir ressamın fırçasıyla tuvale, bir yazarın kalemiyle satırlara döker. Yazmak biraz da budur aslında: Zamanın içimizde bıraktığı tortuyu kelimelere emanet etmek.
Yaklaşık otuz yıldır kalemle kurduğum dostluk, Gümüşhane’de başladı; Eskişehir’de devam etti. Aynı duyarlılıkla, aynı inançla yazdım.
Yazılarımı takip eden okuyucularım bilir; bu ülkede beni ben yapan değerler, satırlarımın da omurgası oldu.
Ülkemizin banisi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet, vatan, millet, bayrak ve mukaddes saydığımız ne varsa… Bunlar benim kırmızı çizgilerimdi. Dün de öyleydi, bugün de.
Ancak insan fanidir. Yazı kalıcıdır.
Bir gün bu dünyadan göçüp gittiğimizde, geriye ne kalır sorusu zihnimi hep meşgul etti. Yazdıklarımın benden sonra kaybolup gitmesini istemedim. Çocuklarım sahip çıkar mı, çıkmaz mı kaygısından da öte; kelimelerin sahipsiz kalmamasıydı derdim.
İşte bu yüzden yazılarımı kitaplaştırmak, yıllardır içimde büyüttüğüm en büyük hayallerimden biriydi.
Bu hayalim, 2024 yılında üç cilt hâlinde yayımlanan kitaplarımla gerçeğe dönüştü. O süreçte minnetle ve de şükranla andığım Yazar Ahmet Urfalı ağabeyimin şu sözleri hâlâ kulağımda çınlar:
“Emek verip yazıyorsun. Bunlar senden sonra kaybolup gider. Yazılarını toparlayalım, kitaplaştıralım.”
O cümleler, kitaplarımın adeta doğum sancısıydı. Bir evladın dünyaya gelişi gibi…
Kitap çıkarmanın ne kadar zor, ne kadar sabır ve sorumluluk isteyen bir iş olduğunu ancak yaşayan bilir.
Her sayfa, her nokta, her cümle insanın vicdanından süzülerek geçiyor. Bu yüzden ilk cildi 2022 yılında kaybettiğim nur yüzlü anneme, ikinci cildi 2013 yılında aramızdan ayrılan babama, üçüncü cildi Gümüşhane ile Eskişehir’in simgeleri olan Porsuk ile Harşit Çaylarının dostluğuna, dördüncü cildi ise aileme ithaf ettim.
Çünkü insanın kalemi kadar hayatı da ait olduğu yerlere borçludur.
Ama bilin ki bu satırların arka planında her zaman bir aile vardı; sessizce destek olan, sabırla bekleyen, yeri geldiğinde omuz veren bir aile…
İşte bu yüzden bu kitap, yalnızca bir yazarın yazdıkları değil; birlikte yürünmüş bir hayatın, paylaşılmış bir yolun ve sevgiyle kurulan bir ailenin izlerini taşıyor.
Önsözler ise ayrı bir vefa vesilesi oldu. Önceki kitaplarımda değerli büyüğüm geçmişte uzun süre Adalet ve Milli Savunma Bakanlığı yapmış her yazımı okuyup mesaj gönderen Mahmut Oltan Sungurlu başta olmak üzere, Edebiyatçı Şair Yazar Ahmet Urfalı ile Yazar Mehmet Sadık Bozkurt’un kalemleriyle onurlandım.
Bu kitabımda ise bunlara ilave olarak Eskişehir’den Haber. Net sitesinde köşe yazarlığı yaptığımız kıymetli Eğitimci Şair Yazar Necibe Çetinkaya Taşkın, Şair Yazar Şerife Gündoğdu ve Defne Yayınevi Müdiresi Rukiye Özdemir’in katkılarıyla ayrı bir anlam kazandı. Sağ olsunlar, var olsunlar.
Geçtiğimiz cumartesi günü eşim Meral Hanım ve oğlum Haktan Hasan’la birlikte kitabımı elime aldığımda, içimde sevinç güvercinleri havalandı.
İnsan hayatında öyle anlar vardır ki kısa sürer ama etkisi bir ömür devam eder. İşte o anlardan birini yaşadım. İsteyen herkese bu anı rabbim yaşatsın.
2022-2025 arası yılların emeği, kelimelerin yükü ve zamanın izleri artık bir kitabın sayfaları arasındaydı.
Bu vesileyle, kitapla ilgili haber yapan tüm gazeteci dostlarıma meslektaşlarıma, telefonla arayan, yüzlerce mesaj gönderen, sosyal medya üzerinden iyi dileklerini ileten tüm akrabalarıma ve arkadaşlarıma, okuyucularıma gönülden teşekkür ediyorum.
Yazmak tek başına yapılan bir iş gibi görünse de, okuruyla tamamlanan bir yolculuktur.
Ne mutlu ki bu yolculuk, artık bir kitapla daha kayıt altına alındı.
Boşuna dememişler:
“Er o ki koya dünyada bir eser. Esersiz kişinin yerinde yeller eser.”