Kamunun yararı, halkın haber alma hakkı için çalışan gazetecilere neden saldırılır?
Gazetecileri tehdit olarak algılayan bir zihniyet var. Saldırılar fiziksel şiddete dönüşmüş durumda. Gazetecilerin yaşam hakkının ve beden bütünlüğüne zarar vermekle ne yapıklarının farkında bile değiller.
Bu utanmazlığın çok ötesinde bir anlam taşıyor. Mesaj veriliyor topluma.
Hakkı sağlama yapılan saldırı hepimize yapılmıştır. Demokrasiye yapılmıştır.
“Kamu hizmeti yapan gazeteciye karşı suç işlendiğinde onu koruyacak özel bir hüküm yok”. Maalesef durum bu.
Şunu anlamak istemiyorlar. Basın özgürlüğü gazetecilik yapan şahıslara tanınmış bir imtiyaz değildir. Haberalma, konuyla ilgili yorumlama hakkı gazetecinin değil halkın haber alma hakkıdır. Halkın adına olayları takip edecek, değerlendirmelerde bulunacak, bunu köşesine taşıyacak ve kamuoyunu bilgilendirecek. Bu aynı zamanda gazetecinin sorumluluğudur. İşte bu nedenle basının ayrı bir konumu vardır.
Bu kavramın ne olduğunu idrak edemeyen magandalar her geçen gün çoğalıyor. İşi saldırganlığa kadar götürüyor.
Hakkı Sağlam’ın arkadan çarpanlara “sizi kim gönderdi” demesi çok anlamlı.
Kendisine geçmiş olsun derken adaletin önünde hesap verilmesini bekliyoruz.
Bir ülkede demokrasi,gazeteciye verdiği değerle ölçülür. Çünkü gazeteci sizin şah damarınızdır. Bunu hiçbir zaman unutmayın.
MÜVEZZİ’ YE ÖDÜL…
Adı Ali Akbar. Fransa’nın başkentinde yaşıyor. Ekmeğini, ana caddelerde, kaldırımlarda sırtındaki omuzundan kayışla bağlanmış gazete çantasıyla gazete satarak kazanıyor. Eskiden bizde de vardı. Kentin bir simgesi olmuş.

PARİS’İN SON GAZETE SATICISINA DEVLET NİŞANI VERİLDİ
Cumhurbaşkanı EmmanuelMacron tarafından 73 yaşındaki Ali Akbar, Élysée Sarayı’nda düzenlenen törenle Ulusal Liyakat Nişanı şövalyeliğine layık görülüyor ve Pariste bu haber oluyor. Dünya basınına haber geçiyor.
Paris’in kaybolan sokak kültürüne ve basılı gazetenin yavaşça silinen dünyasına verilen sembolik bir vefa örneği.
Bizde?
Bu haber bence çok önemliydi.
Ama ıskalandı..
Bir Müvezziye verilen değere bakın.
Kışın soğunda, yağan yağmurda, yazın sıcağında şimdi göğsünde taşıdığı şövalye madalyası ile dolaşığı caddelerde gazete satmaya devam edecek.


Bana göre de gazeteciydi onlar. Gazeteyi halkın ayağına kadar götürürlerdi. 12 Eylül’ den önce gazete almaya bayiye ye giderdik. Hafta sonlarında birkaç tane gazete birden. Bu kadar sosyal medya ağı olmadığı eski zamanlarda. Gazetelerin bulmaca sayfaları önemliydi. O dönemin yetişkinleri okurdu. Daha çok okuyan nesildik. Onu da yeni yeni kavramaya başlıyorum.
Hastanede falan yatıyorsak, müvezziler gelir, bütün koğuştaki hastalara selam verir, hal hatır sorarlardı. Kolay değil. Akşama kadar yataktasın ve kolunda serumlarla esir kalmışsın. Bir gözün şişedeki seruma takılırdı. O incecik hortumdan damardaki damara gelinceye kadar kat ettikleri yolda gözünüz takılır. Ne zaman biter diye beklersin. İşte o sırada müvezzi kapıdan görülür.
İçeride viziteye çıkan doktor varsa onun çıkmasını beklerdi.
Ne yapacaksın.
Serum bitince hemen gazeteyi eline alır bütün sayfaları okursun. Sonra yanındakine verirsin. Eskiden bütün kahvelerde, lokantalarda üç beş tane gazete bulunurdu.
O zamanlar gazete vardı.
Yerel gazetelerin okunduğu yıllardı. Bu geleneği en çok Bursa’ da görüyordum. Kapalı çarşıya girdiğinde, her esnafın tezgâhında birkaç tane Bursa’da yayımlanan gazeteler vardı.
Eskişehirde öyleydi.
Şimdi Eskişehir’de bunu göremiyorum. Bursa bu geleneği devam ettiriyor.
Her şey internette.
Ama ben gazeteyi elime alacağım ve okuyacağım.
Mürekkebi parmaklarıma değecek.


BAKAN
Bir ülkede bir bakan, kendisini gazetecilere hiç sevdirememişti.
Ne yapsa makbule geçmiyor, basın her gün kendisiyle uğraşıyordu. Nihayet: Öyle bir şey yapayım ki, gazeteciler mat olsun, diye düşündü ve ilan etti :
-Pazar günü saat 10'da bakan denizin üzerinden yürüyerek geçeceğim.
Pazar sabahı saat 10'da tüm basın mensupları toplandılar orada.Bakan geldi ve elinde bastonuyla denizin üzerinde yürümeye başladı.Karşı kıyıya kadar da yürüdü geçti. Herkesin gözleri dehşetle açılmıştı.
Fakat ertesi günü tüm gazetelerde şu başlık okundu :
-Bakan yüzme bilmiyor!