Milli duyarlığı yüksek olanlar, ülkesini ve insanını seven herkes, başka ülkelerin sahip oldukları ile ülkesini sorgular ve başkalarında olanı, kendi ülkesinde de olmasını ister. Bu istemekle beraber, bir yerde kendisini de görevli olarak görür, hizmet etme düşünceleri geliştirir. Kendisi için bir varoluş nedeni gibidir. Bu onun doğuştan görevrendirilmişidir aslında. Çocukluğundan itibaren her gördüğünü, duyduğunu, okuduğunu da sanki bunun içinmiş gibi algılar. Onun için de yaşadığı toplumda farklıdır. Her alanda, bütün başarılılar insanlar için bu böyledir.

Mustafa Kemal Atatürk’ü öğrencilik yıllarından itibaren yaşamına baktığımızda, onun milli duyarlığının erken gelişmiş ve yüksek olduğunu, yukarı da anlattığım kişiliği görüyoruz. Kendisini bir yanı ile mesleği askerliğe adamışlığını ve başarılarla dolu asker olduğu, diğer yanı ile Melih Cevdet Anday’ın “Telgraf” şiirinde dillendirdiği “Uyuyamayacaksın / Memleketin hali / Seni seslerle uyandıracak” dediği gibi cephede; avlu kapısından dışarısını, köyünden başka yer görmemiş, hayatının daha baharındaki gençecik insanları, ülkesi için seve seve şehit olanları, onları yollayan anaları, geldikleri yolları, geride bıraktıkları, sevdaları, yaşamlarını ve de memleketin düzenini düşünerek, memleketim için, insanımız için ne yapmalıyımla geliştirmiş. Bu yurdunu düşmana karşı savaşmakla eş anlamlı bir göreve de yönlenmiş. Bir Osmanlı çocuğu ve subayıdır ama çağından kopuk, son 300 yılından da memnun değildir.

Gerçekten Atatürk, Anday’ın şiirindeki gibi uyuyamamaktadır memleketin halinden, onun için vatan şairi Namık Kemal’i, Tevfik Fikret’i, Ziya Gökalp’ı okur, onlarla beslenir. Askeri Ateşe olarak bulunduğu Sofya’da operaya gittiğinde “Memleketimizin bir operaya sahip olacağı günleri görecek miyiz?” diye sorar arkadaşı Şakir Zümre’ye. Oysa Atatürk’ün gençliğinde Batı’da sanayi devrimi sürecini tamamlamıştır. Polonya’da bile opera 1790’larda kasabalara kadar yaygınlaşmıştır. Atatürk’ün memleketinde matbaa bile Batı’dan 300 yıl sonra kullanılmaya başlamıştır. Memleketinde okur –yazar bile %10’un altında, nüfuzun %80’i yolu olmayan köylerde yaşıyor ve yoksuluk, hastalıklar içersinde. Kuraklık, sel baskını, yangın gibi felaketler olduğunda herkes aç. Emperyalistler yeni sömürgeler yaratma avında, gözlerini dikmişler. İstanbul’dakilere bolluk içersinde yaşasınlar diye borçlar veriyorlar, sonra da memleteki talan ediyor. Ve ardından 1. Dünya Savaşı ile çullanıp yok etmek için emperyalistlerin paylaştığı bir memleket oluyor. İşte Atatürk’ün vicdanıyla, Nazım Hikmet’in dediği gibi “Kısrak başı gibi uzanan” memlekete sevdasıyla ayağa kalkışıdır. Emperyalistlere teslim edilmiş toprakları, cephelerde 7 düvene karşı savaşıp bir bir geri alırken vatanı. Bir yanı ile de yeni bir yaşamı, gelişmiş ülkelerle arayı kapatmak ve bir daha emperyalistlerin iştahlanmaması için başlattığı en büyük eseridir Cumhuriyet…

Sıra, dünya Rönesans reformlarını yaparak orta çağın zindanından çıkarken gözünü, kulağını tıkayan her şeyden geri kalmış memleketin gelişmesi ve aradaki yüzyılları kapama zamanıdır.

Ülkenin gelişmesi, insanının gelişmesiyle olasıdır. İnsanda sanatla gelişebilir. Çünkü sanat; algılama, sorgulama, ortak beğeni ve düşünmedir. Konuşma dili ile yazı dili arasındaki ayrılığı kaldırmak, kolay okuma ve yazmayı kolaylaştırmak, bir de kendimiz olmak için yabancı sözcüklerden arınmak için gerekli olan Dil Devrimini, dünya ile iletişimimiz ve yazmamızı kolaylaştırmak için Harf Devrimi. Atatürk şöyle diyor “Bizler ölünceye kadar alaturka (Türk Müziği) müzikten hoşlanacağız, fakat esas müzik Batı müziğidir ulusumuz için bu müziği normal görmeliyiz” dediği, geleneksel Türk müziği ile halk müziğini evrensel müziğin kurallarıyla işlenerek kültürel bir modernleşme hareketi ile Müzik Devrimini. Bir ulus ki resim yapmaz, bir lus ki heykel yapmaz, bir ulus ki tekniğin gerektirdiği şeyleri yapmaz. İtiraf etmeli ki o ulusun ilerleme yolunda yeri yoktur” dediği Resim-Heykel Sanat Devrimi de insanın yaratıcı yanını geliştirmesi içindir. Ancak yaratıcı insanlar yeni icatların peşinde koşabilirler. Bu devrimleri yaparken Eğitim, Sanayileşme ve Tarımla yepyeni bir devlet ve yepyeni insanı gelişmiş, çağdaş medeni, Atatürk’ün en büyük eserim dediği Cumhuriyeti ve Türkiye Cumhuriyeti kurmuştur. 103. Yılı kutlu olsun…

YENİGÜN GAZETESİ'NDEN ALINTIDIR