‘Tam yerine rast geldi, manzara koyalım.’ Diyordu Levent Kırca Olacak O Kadar’da… Mademki bir önceki yazımızda ‘Çoklu Makam Bozukluğundan’ bahsettik, ilişkili olduğunu düşündüğümüz bir başka rahatsızlık olan ‘Hubris Sendromu’nu da kısaca ele alalım…
Hubrissendromu, atanarak ve/veya seçilerek koltuklara oturan, gücü elinde, imkânları avucunda bulunduran, kibir ve egolarını yönetemeyen, davranış bozukluğu olarak kendini gösteren bir hastalıktır…
Bencilliğin, kibrin, egonun, gururun, küçümsemenin, hatta aşırı güvenin bazı insanların her hücresine nüfuz etmiş hali de diyebiliriz… Ayrıca bu sendromda, kişi etrafındaki herkesi aşağılama davranışı gösterirler…Diğer yandan hizmet eder gibi görünerek gerçekte yalnızca kendi kişisel amaçlarını önemserler… Bakın etrafınıza, vardır böyle canlılar!

KİBİR HASTALIĞI…
Kökleri taaa Yunan mitolojisine kadar dayanıyor…
Anlayacağımız dilde ‘kibir hastalığı’ adıyla günümüze dek gelmiş durumda… Diğer yandan, davranış bozukluğu, zihinsel bulanıklık, eziklik psikolojisi, genetik, çevresel etkiler, eşi dostu ile birlikte ihtişam sanrısına kapıldığı sıklıkça görülmektedir… Bazı kişilerde tamamı aynı anda bir arada görülebilir ki bu vahim bir durumdur…
Seçilerek ya da atanarak bir yere başkanlık etme, gücü elinde bulundurma, koltuğu kaptırmama vb. istekler ve kitlelere hükmetme istekleri anormal davranışları beraberinde getiriyor…
Hatta bazı hastalıklı ruhlar, yalaka ve yağdanlıklar bunu liderlik olarak ta tanımlıyor…
Kimi zaman ‘Bu kişi böyle değildi, koltuğa oturduktan sonra böyle oldu’ dediklerini de duyarsınız… Evet, doğrudur… Kişiliğin bir sonucu da olmayabilir, çünkü güce ulaşıldığında ortaya çıkabilir… Koltuğun gücüyle doğrudan ilişkilidir, çünkü menfaatçi yağdanlıkların, yalaka çevrenin bir sonucudur… Bir nevi koltuk hastalığıdır…
DÜNYA HIRSI BÜRÜR GÖZLERİNİ…
Dikkat buyurun lütfen, bakın etrafınıza…
Bazı siyasilere oturdukları koltukların büyük geldiğini göreceksiniz…
Kapasiteleri azdır…
İçleri ve zihinleri boştur…
Üstelik son derece de küstahtırlar…
Tüm bunlara rağmen şu ya da bu şekilde o koltuklara oturtulurlar…
Her şeyin belirleyicisi, karar vericisi, astığı astık, kestiği kestik rollere bürünürler…
Bu durum o kişinin şımarmasına, en iyi benim sanrısına kapılmasına neden olur ki sonun başlangıcıdır bu! Hâkimiyetinde ki kişiler içinde ciddi sancıdır…
Ve maalesef bundan da keyif alırlar…
Yalan, talan, dolan, algı devam eder…
Dün yok, bugün var şımarıklığına bulanırlar…
Dünya hırsı bürür gözlerini…
Ev, araba, arsa, tarla, mal, mülk, şan, şöhret derken gözleri görmez olur…
Helal, haram nedir bilmezler…
Kendileri tüm pastaların çileğini götürür, etrafındakilere de pastadan birkaç dilim yedirirler…
Bilirler ki pastadan pay alamayanlar çileğe göz dikerler…
ELEŞTİRİYE TAHAMMÜL ETMEZLER…
Bu canlılar koltuktan aldıkları güçle haşa kutsal bir görev yaptıklarını düşünürler… Otorite kurduğu, yalaka, yalama ve sadakat gösteren kişiler vasıtasıyla hep kendileri övülsün isterler… Bunu da çoğunlukla başarırlar…
Diğer yandan kendilerini eleştiren hatta güç yarıştırabilecek, sorgulayabilecek, eleştri yapacak kişileri etraflarında asla istemezler…
Eşi, dostu, yalaka yalama takımı da bu durumu desteklerse işte o zaman çok daha vahim sonuçlar doğurur…

CAMBAZA BAK!
‘Cambaza bak’ hikâyesinin ete kemiğe bürünmüş halidir…
Tek nota bilmeden her enstrümanı ustalıkla çalarlar! Kimsenin ruhu duymaz…
Birinin eline bağlama, diğerinin ağzına zurnayı sokarlar algı ile kendilerini söyletirler, ninni gibi dinleyen kitleyi uyuturlar…
Bu seviyelere ulaşanları görmüştür bu topraklar…
Bağımlıdırlar, haz duyarlar, gücü bırakmak istemezler…
Bırakmamak için hemen her yolu denemeye hazırdırlar ki bu ciddi sonuçlar doğurabilir…
Ve bazen ‘Ben en iyiyim, en güçlüyüm, en iyi yönetenim’ demeye başlarlar…
Birleşik Krallık’ın başbakanlarından M. Thatcher’ın ‘Güçlü olmak soylu bir kadın olmak gibidir. Eğer başkalarına güçlü olduğunu anlatmak zorunda kalıyorsan, güçlü değilsin demektir.’ Sözü sanırım teşhisi doğrular niteliktedir…
Ve maalesef bu tür canlılar artık sadece en tepelerde değil, artık yerele /kırsala da nüfuz etmiş durumda… İşte asıl sorun da burada…
Sizler ister Hubrissendromu deyin, ister kibir deyin, ister narsizim, isterse başka bir teşhis koyun… Siz siz olun böyle insanlara selam bile vermeyin… Geçtim koltukları yere bile oturtmayın, bırakın ayakta kalsınlar…
NE DİYOR BİZİM YUNUS…
Kişi için kendi özünden değerli ne vardır.
Kendi özünü bilen kişi herkesten seçkin olur…
Yani, insanın kendisinin, özünün, kendiliğinin ne kadar değerli, özel ve önemli olduğuna işaret ediyor… Kendi özünü bilen kişinin bilmeyenlerden daha seçkin daha ayrıcalıklı olduğunu anlatıyor…
Biliyoruz ki kibirli insanlar, kendi gerçeğini kaybeder…
Mütevazı kişiler ise hem kendini bilir, hem kendini aşar…
Ve yine biliyoruz ki kendini bilmek çok zordur insan için, sınavdır…
Çünkü insanın sahip olduğu her şey emanettir…
Bizlere azmi, çabayı lütfeden Cenab-ı Allah’tır…
Cenab-ı hak bizleri bu tür insanlardan ve yönetimlerinden uzak tutsun…
Ezcümle; Genel, yerel etrafınıza şöyle bir bakın, bu tanımlara uyan bir kişi/kişiler tarafından yönetiliyorsanız vah ki vah vah! O koltuklarda var oldukları sürece hayat masum insanlara ve bütçeye zindan!
Bu canlıların sonu mu?
Allah c’ın izniyle sonları hep kötü biter, buda sevindirici tarafı…
Ves’selam…