Çok iyi bildiğiniz bir kelimeye uzun süre baktığınız ve bir anda o kelimenin size garip gelmeye başladığı oldu mu hiç?

Makas… Evet, “makas” kelimesi mesela.

Makasın ne olduğunu, bu kelimenin neye karşılık geldiğini biliyorsunuz. Hayatımızın içinde defalarca karşımıza çıkan, anlamını hiç düşünmeden kullandığımız kelimelerden biri. Ama bu kelimeyi birkaç kez art arda tekrarladığımızda bir tuhaflık başlıyor: Makas. Makas. Makas…

Bir süre sonra kelime sanki anlamını yitiriyor. “Acaba böyle bir kelime gerçekten var mıydı?”, “Bu eşyanın adı gerçekten makas mıydı?” diye düşünmeye başlıyorsunuz.

İşte bu tuhaf hissin bir adı var: Jamais vu.

Kısaca hiç görülmemiş anlamına gelen fransızca bir ifade. Daha önce bildiğimiz, sayısız kez karşılaştığımız bir şeyi, ilk defa görüyormuş gibi hissetmeyi tanımlıyor.

Kelimelerden örnek vererek başladım ama bu durum yalnızca kelimelerle sınırlı değil.


Yıllardır yaşadığınız evin bir köşesi, her gün yürüdüğünüz bir sokak, çok iyi tanıdığınız bir yüz… Kısa bir an için size yabancı gelebilir. Sanki daha önce hiç görmemişsiniz gibi.

Beynimiz, bildiğimiz şeylerin üzerine kısa süreliğine bir sis tabakası bırakıyor sanki.

Oysa her şey aynı… Eviniz yine aynı ev. Sokağınız yine aynı sokak. Karşınızdaki yüz, yıllardır tanıdığınız o insanın yüzü.

Bu his kötü bir şey mi? Bilmiyorum. Ama belki de her zaman kötü tarafından bakmamız gerekmiyordur. Çünkü insan alıştığı şeyleri gerçekten görmeyi çabuk bırakıyor. Belki de bu anlık yabancılaşma hissi insanı kendine getiriyor, fark etmeyi sağlıyordur.

Galiba alışmak, insanın hem en büyük konforu hem de en büyük körlüğü…

Arada durup çevremize yeniden bakalım. Her sabah selamlaştığımız simitçi amcaya… Parkta yürürken rüzgârla birlikte yüzümüze değen ağaç dallarına… Çocukluğumuzun ya da gençliğimizin geçtiği o sokağa…

Jamais vu, ilk anda ürkütücü gelen bir his olabilir. Ama arada bildiğimiz şeylere yabancılaşmak, onları yeniden fark etmenin bir yolu da olabilir… Ne dersiniz?