Yoksulluğun bükemediği bileklerimize, çelik kelepçeler takıldı. İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez. İsteseydik, diplomalarımızı, mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık. Mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık. Yazlık, kışlık katlarımız, arabamız olurdu. Yüreğimiz işçiyle birlikte attı, köylüyle birlikte attı. Yaşamımızın en güzel yıllarını, birer taze çiçek gibi verdik topluma. Bizleri yok etmek istediler hep.
Cumhuriyet, 25 Ağustos 1975’de böyle seslemişti
Yüzlerce isim ve belge kaldı onun yazılarında. Çünkü düzenin tekerine çomak sokuyordu. Mumcu'nun Çeteler ile nasıl amansız bir savaş verdiğini sesleniş yazısında, “Ey halkım unutma bizi” diyordu.
SUSURLUK ÇETESİ DÜĞÜMÜ ÇÖZÜLDÜ MÜ?
Susurluk kazasıyla çetenin ortaya çıkmasından sonra düzenin nasıl çalıştığını iğneyle kuyu kazarcasına yaptığı titiz araştırmalarda bu çetenin izini yıllar öncesinden yakaladığı, isim isim ortaya koyduğu, aralarındaki bağlantıları yerli yerine oturttuğu görüldü. Öldürülmese belki de Susurluk kazasından yıllar önce bugünkü manzarayı olanca netliğiyle gözler önüne serecekti.
Onu bilerek öldürdüler. Katlederek engellediler.
12 MARTFAŞİZMİN KARANLIK DÖNEMİ
İnsanlar, insanlar niçin hapis yatar? Niçin acı çeker? Niçin Ziverbey
Köşklerindeki işkence karargâhlarından geçer? Niçin? Bunun bir nedeni var. Daha iyi dünya, daha iyi, daha iyi demokrasi, daha iyi sosyal adalet, daha ekmek ve özgürlük için bir takım insanlara niçin işkence yapılır?
Bir takım insanlar 5 yıldan 15 yıla kadar niçin hapsedilirler?
İşte bugünkü düzen gibi bir düzen sürsün diye.
NEDEN SUSTURLUYORDU?
Türkiye'nin Uğur Mumcu 33 yıl önce yüz binlerce insanın omuzlarında uğurlanırken sesi hala kulaklardaydı. Neden? UĞUR Mumcu gibi insanlar bombalarla yok ediliyor? Neden akılla susturulamayan kalemler kanla barutla susturuluyordu?
Kimler neden öldürmüşlerdi?
Özgürlük savaşçısı Uğur MUMCU
Meslek yaşamı boyunca o kadar çok karanlık çevrenin üstüne yürümüştü ki. Silah kaçakçıları, yabancı servisler, yasa dışı örgütler, aşırı sağcılar, aşırı solcular, perde arkasındaki senaristler, ASALA, PKK, kontrgerillamafya liste uzayıp gidiyordu.
Cenazesinde onun resimleriyle yürüyen binlerce insan bu kördüğümü ancak Uğur Mumcu çözebilirdi diye düşünüyorlardı. Yaşasa bu suikastı aydınlatırdı deniliyordu.
Ne yazık ki Uğur Mumcu artık yaşamıyordu. Yaşamı boyunca korkusuzca yazıp miras bıraktığı yazıları ve kitaplarıydı. Ve o yazılarda ölümünden 4 yıl sonra Susurluk'ta bir kamyona çarpacak çetenin ipuçları da vardı. Uğur Mumcu bütün ipuçlarını toplamış, isimleri belirlemiş ve bugün kamuoyunun hayretle öğrendiği ilişkiler ağını yıllar öncesinden fark etmişti.
Susurluk kazası yokken Uğur Mumcu'nun masasının üzerindeydi Susurluk dosyası daha. Şimdi Uğur Mumcu'dan geriye suçüstü yakalanmış o isimler kaldı.
SESLENİŞİNDE;
Fidan gibi genç kızlardık. Hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı gözbebeklerimizden. Yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında, işkencecilerin acımasız ellerine terkedildik. Direndik küçücük yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla. Tükürülesi suratlarına karşı, bahar çiçekleri gibi, taptaze inançlarımızı fırlattık boş birer eldiven gibi. Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar erkekliklerinden.
Hücrelere atıldık ey halkım unutma bizi!..
Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi!..
Öldürüldük ey halkım, unutma bizi!..
Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım unutma bizi!..
Bağımsızlık, Mustafa Kemal’den armağandı bize. Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara. Mezar taşlarımıza basa basa, devleti yönetenler, gizli emirlerle, başlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek istediler. Amerikan üsleri kaldırılsın dedik, sokak ortasında sorgusuz-sualsiz vurdular.
Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım, unutma bizi!..
Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk: Komünist dediler. Ülkemiz bağımsız değil dedik; kelepçeyle geldiler üstümüze. Kurtuluş Savaşında, emperyalizme karşı dalgalandırdığımız bayrağımızı, daha da dik tutabilmekti bütün çabamız. Bir kez dinlemediler bizi.
Bir kez anlamak istemediler bizi...
Vurulduk ey halkım, unutma bizi!
Bir gece sabaha karşı, pranga vurulmuş ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam sehpalarına. Herkes tanıktır ki, korkmadık. İçimiz titremedi hiç. Mezar toprağı gibi taptaze, mezar taşı gibi dimdik, boynumuzu uzattık yağlı kementlere.
Asıldık ey halkım, unutma bizi!..
Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım, unutma bizi... Bir gün sesimiz hepinizin kulaklarında yankılanacak ey halkım unutma bizi.
Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz şimdi, hep birlikteyiz ey halkım unutma bizi, unutma bizi, unutma bizi.
Böyle diyordu “SESLENİŞ” yazısında
Suikastken sonra devlet yetkilileri faillerin bulunmasının bir namus borcu ve onur sorunu olduğunu söyleye dursunlar. Olay yerinde kanıt sayılabilecek her şey süpürgeyle süpürüldü. Bütün Türkiye Mumcu’ yu kim öldürdü? üzerine spekülasyonlarla çalkalanıyordu.
EN İLGİNÇ AÇIKLAMALARDAN BİRİNİ RP GENEL BAŞKANI NECMETTİN ERBAKAN YAPMIŞTI
Erbakan; “Mumcu cinayetinde şüpheler böyle profesyonel bir olay. Dolayısıyla, Kontrgerillanın üstünde toplanmaktadır" diyordu. Belçika ve İtalya'da açığa çıkarılan Kontrgerillanın Türkiye'de özel harp dairesi adı altında faaliyette bulunduğunu söyleyen Erbakan, hükümetten özel harp dairesinin faaliyetlerini yasaklamasını istiyordu.
Erbakan'ın Mumcu suikastında kontrgerilla iddiasını ortaya atarak resmi kurumları suçlamasından sonra, DGM Savcı Yardımcısı Ülkü Coşkun'un Güldal Mumcu'ya söyledikleriyle kuşkular iyideniyiye arttı. Ülkü Coşkun buraya geldi. Bu iş devlet tarafından yapılmıştır. Devlet isterse, siyah, siyasi irade isterse çözülür dedi. Ülkü Coşkun'un Güldal'a söylediği ve tekrar bana da söylediği "Devlet isterse çözer, devlet yapmıştır."!
Bilinmeyen hiçbir şey yok.
O günden bugüne bir arpa boyu ilerleyememişiz. Toplum tarikatların elinde, din bazıların elinde oyuncak olmuş.Şimdi de bu dünyanın nimetlerinden masa, kasa, nisa diyerek bir birlerini yiyorlar.
Bütün mesele UĞUR Mumcu’yu anlamak.. Bunun içinde çok okumak ve aydınlanmak lazım. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz.
Değil mi?