Küçükken köyümüzden nadiren geçen arabaların arkalarında yazılı ‘Güle güle’ yazısı çok dikkatimi çekerdi. Öğretmenokulu öğrenciliğimde ve öğretmenliğimin ilk yıllarında ‘Araba yazıları / Şoför edebiyatı’ konusu dikkatimi epey çekti. Çok söz topladım. Öğrencilerime ödevler verdim. Konu ile ilgili geniş bir arşivim oldu bu süreçte.
‘Yol, yolcu, yolculuk, gurbet…’ konuları içten içe etkiledi beni. Bu konuda yazılar yazdım. Konuyu sohbetlerimde arkadaşlarımla değerlendirdim.
‘Uğurlama’ konusu, derinden etkiledi beni. Yolun ve yolculuğun başlangıcında hiç değişmeyen bir şeydi ‘uğurlamak’. Kısa mesafede de uzun yollarda da ‘uğurlamak’ bir başka etkiler beni hep.
Uğurlamak, bir insanı bir yerden başka bir yere göndermek değildi. Uğurlamak, sevmekti. Uğurlamak, dua etmekti. Uğurlamak, beklemekti. Uğurlamada sevgi, dayanışma, vefa, dua, helalleşme ve kavuşma anlayışından izler vardı. Uğurlamak, yolculuğa şahitlik etmekti.
Uğurlayanın gönlünde yolculuk, kavuşuncaya kadar devam ederdi.
Evden yola biri çıkacaksa evin içinde ayrı bir telaş olurdu önceleri. Yol azığı hazırlanır, helallik alınır, büyüklerin elleri öpülür, dualar edilir, kapının önünde son sözler söylenirdi. Bu sözlerden aklımda kalanlar şöyle: ‘Allah kazadan beladan korusun.’, ‘Allah yol açıklığı versin.’, ‘Allah yolunu açık etsin.’, ‘Güle güle.’, ‘Güle güle git, güle güle gel.’, ‘Hayırlı yolculuklar’, ‘İyi yolculuklar.’, ‘Sağ salim gidip gel.’, ‘Sağlıcakla’, ‘Selametle’…
Ortak bir anlamı olsa da ayrı ayrı duygu değeri vardı bunların. Dua ve temenni niteliğinde olanlar da vardı esenlik bildirenler de. Dönüş ve kavuşma beklentisi taşıyanlar (‘Güle güle git, güle güle gel.’, ‘Sağ salim gidip gel.’, ‘Hayırlısıyla git, hayırlısıyla gel.’), daha derinde etkilerdi beni. Bu uğurlama, aynı zamanda yolcunun sağ salim dönmesi için yapılan bir duaydı.
Yolcunun arkasından su dökmek, ayrı bir hüzün ayrı bir sevinçti. Yolcu evden çıkar, ardından bir tas su dökülürdü. Su dökülürken ‘Su gibi git, su gibi gel.’ deyişi ne kadar içtendi öyle. Yolcu uzaklaşır, uğurlayanlar olduğu yerde kalır; gözler, yolcunun ardından gitmeye devam ederdi. Giden bir evlatsa, eşse, kardeşse veya gurbetçiyse sel olup akardı duygular, karışırdı bir tas suya. Uğurlayanın bedeni evde, gönlü yoldaydı epey bir süre.
Helalleşmek, yolcu uğurlamanın en önemli unsurlarındandı. Helalleşmek; arkasında kırgınlık bırakmamak, gönülleri almak, varsa dargınlıkları gidermekti. ‘Gidip de dönmemek dönüp de görememek” duygusu, açıkça ifade edilmese de bu anda yaşanır işte.
Asker uğurlamalarında aile gururu, ayrılık hüznü, vatan sevgisi ve sağ salim dönme arzusu bir arada yaşanırdı. Kınalar yakılır, dualar edilir, büyüklerin elleri öpülürdü. Davullar, zurnalar, bayraklar, konvoylar ve çeşitli törenler de bu geleneğe eşlik ederdi.
Gurbet/gurbetçi yolculukları daha hüzünlüydü benim için. Gurbete giden için yol uzun, geride kalanlar için beklemek, uzundu. Uzadıkça uzardı yollar. Gurbet yolculuklarının en zor yanı, gidenin yolculuğu değil kalanların bekleyişiydi bence.
Yollar, yolculuklar teknolojik imkânlara bağlı olarak değişti, hem de çok değişti. Uçaklar uzaklıkları saatlere indirdi. Otomobiller yolları kısalttı. Telefonlar, görüntülü konuşmalar sayesinde gidenle kalanı aynı anda aynı ekranda buluşturdu.
Kapının önünden uğurlanan yolcular, şimdi havaalanına bırakılıyor. Eskiden yolcunun arkasından uzun uzun bakılırdı. Şimdi otomobilin plakasını bile göremeden vedalaşıyoruz. Teknoloji yolları kısalttı. Vedalar artık uzun uzadıya değil.
Uğurladıklarımızın yolları açık olsun.
Tez zamanda sağlıkla yerlerine yuvalarına kavuşsunlar.
Su gidip su gibi dönsünler inşallah.