Ziyaret, sadece gidip gelmek demektir. Ziyaret, hâl hatır sormanın, gönül almanın, dert paylaşmanın, “Sen benim için değerlisin.” demenin bir başka yoludur.

İnsan, insanın hâlini sorarak; kapısını çalarak, sofrasına oturarak ve gönlüne dokunarak birbirine yakın olur. Ziyaretler, toplumsal dayanışmayı artırır.

Ziyaret, sadece bir eve gitmek değil, gönül almaktır. Hastalıkta, düğünde, bayramda, cenazede ve zor günlerde ziyaret, insanın insana verdiği değerdir, insanlığın gereğidir.

Ziyaretlerin azalması, belli bir yerde, insanların birbirinden uzaklaşması demektir. Birbirimizi ziyaret etmeyi bırakırsak yalnızca evlerin kapıları değil, gönüllerin kapıları da kapanmaya başlar.

Evlerden önce gönüller ziyaret edilir.

Bir yere sık gidip gelmek, sevgi ve saygıyı azaltır.

Dosta sık giden, yeterli konukseverlik göremezken seyrek giden, büyük saygınlık görür.

Bu konuyu kaynaklarımdan seçebildiğim atasözlerimiz, bakın nasıl anlatıyor:

Seyrek git sen dostuna. Kalksın ayak üstüne. / Seyrek var dostuna. Kalksın ayak üstüne.

Ayda bir gel dostuna, kalksın ayak üstüne. Günde bir gel dostuna, yatsın sırt üstüne.

Ayda gelen börek yer, günde gelen değnek yer. / Günde gelen kül yer, ayda gelen yağ yer.

Ayda gelen halı/ gül üstüne, günde gelen kül üstüne. / Ayda gelenin ayağına gül döşerler, günde gelenin ayağına kül dökerler.

Ayda gelene hoş geldin, günde gelene hoşt geldin derler.

Ayda gelene kalkılır, her gün gelene yatılır.

Binde bir gelinen yere gül döşerler, her gün gelinen yere kül döşerler.

Dosta çok varan kişi, ekşi yüz görür. / Dosta çok varan, ekşi suret görür.

Günde gelen soğan gibi, ayda gelen doğan gibi.

Seyrek giden doğan, sık giden soğan.

Sık gidersen dostuna, yatar arka üstüne.

Sıkça varma dostuna, kalksın ayak üstüne.

(Yenigün Gazetesi'nden alıntıdır.)