Dünya işçi sınıfının tarihinde kadın işçiler önemli bir yer tutar. Yüzyıllar önce ağır, kölelik koşullarında çalışarak yaşam mücadelesi veren kadınlar, bugün şartlar değişmiş olsa da yine zor koşullar altında bu mücadeleye devam ediyor…
Evde anne, fabrikada, atölyede, üretim alanlarında işçi olmak, omuzlarındaki yükü daha da ağırlaştırıyor…
Çalışma yasalarındaki yetersizlikler, erkek işçilere göre aynı işi daha düşük ücretle yapmaları ve toplumsal baskılar altında ezilmeleri dün olduğu gibi bugün de sürüyor.
Cumhuriyetle birlikte Türk kadınlarının kazandığı haklar, bugün çalışma hayatından, bilime, sanattan siyasete kadar pek çok alanda daha fazla ön saflara çıkmasını sağladı…
Ancak hâlâ kadını, “Karnında sıpa, sırtında sopa eksik edilmeyecek” anlayışıylagören zihniyetle savaş ve hak mücadelesi devam ediyor. Örgütlü mücadele hayatın her alanında kadını daha güçlü yaparken, sorunların çözümünde de belirleyici olmakta. Sendikal mücadelede kadın işçiler, cesaretleriyle ve yaratıcılıklarıyla öncülük görevini sürdürüyorlar...
“MEDENİYETİMİZİN İNŞASINDA ERKEKLER KADAR KADINLARINDA ROLÜ BÜYÜK”
Hayatımızın her anında varlıklarıyla onur duyduğumuz sevgi, fedakârlık ve hoşgörünün sembolü olan kadınlarımız, huzurlu ve sağlıklı bir toplumun temel taşlarıdır…
Zengin medeniyetimizin inşasında en az erkekler kadar kadınlarımızın da rolü ve emeği çok büyüktür. Gerek inancımızda, gerek geleneklerimizde saygın bir yeri bulunan kadınlarımızın sosyal ve siyasal hayatta daha ileri konumlarda yer almalarının olumlu sonuçları, yetiştirdikleri nesillere de ulaşacak ve milletimizin yürümekte olduğu muasır medeniyet yolunda daha emin adımlar atacaklarına inanıyorum…
ERKEK YA DA KADIN ÖDÜNLERİ ORTAK VERMELİ
Günümüzde giderek artan kadına karşı şiddetin önlenmesinde üretkenliği her alanda arttırmak ve toplumsal fayda sağlayan işlerde örgütlenmek önemli bir çözüm olabilir…
Ayrıca çocuklarını da yetiştiren anneler olduğuna göre daha bilinçli çocuklar yetiştirmek konusunda mutlaka gereken adımlar atılmalıdır…
Keskin rol ayırımlarına dayanan, erkeği üstün konumda tutan çocuk yetiştirme anlayışı mutlaka sorgulanmalıdır…
Ortak bir hayatı yaşayan erkek ya da kadının ödünleri ortak vermesi gerektiğinin, beklentilerin tek taraflı olmadığının, hayatın müşterek çabalarla sürdürülmesi gerektiğinin altı çizilmelidir. Ne erkek, ne de kadın sürekli talimat alan ya da sürekli talimat veren konumda olmamalıdır. Her insan önce eşit bireydir. Birey görev ve sorumluluklarını müdahalesiz bilen ve yerine getiren insandır…
Ne yazık ki her gün yüzlerce kadının psikolojik ve fiziksel şiddet gördüğü, öldürüldüğü ya da tecavüz edildiği bir dünyada yaşarken, yapabileceğimiz en önemli şey, çocuklarımızı özellikle bu konuda bilinçle yetiştirmek, onların bu konuda farkındalığını ve duyarlılığını artırmaktır…
Ancak bu şekilde daha bilinçli bir toplum haline gelebiliriz ve doğru yönde geleceğe güvenle bakabiliriz...
TÜRK KADINA SEÇİLME HAKKI FRANSA İTALYA VE İSVİÇRE’DEN ÖNCE TANINDI
Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Türk kadınına seçilme hakkını Fransa, İtalya ve İsviçre gibi Avrupa’nın gelişmiş ülkelerinden daha önce tanımıştır…
Cumhuriyetin kurulması ile kadınlarımız bilim dünyasında, yüksek eğitimde, meslek sahibi olmada, kamu alanlarında, iş yaşamında rahat ve emin adımlarla çağdaş medeniyet koşullarından yararlanabilmişlerdir…
Atatürk kadınlarımızın medeni, sosyal, siyasi haklarına kavuşmalarını çok istedi. Bunu da başardı. Türk ailesinin kuruluşunu düzenleyen Türk Medeni Kanunun kabulü ile toplumsal ve ekonomik hayatta kadın erkek eşitliği sağlanmıştır. Atatürk’ün şu sözü kadınlarımıza hak ettikleri övgüyü içermektedir:
“Dünyada hiçbir milletin kadını, ben, Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar gayret gösterdim diyemez...”
Bin bir umutla her gün yeniden diyerek başladığımız yolda maalesef hep yeni kayıplar veriyoruz. Yine kadınlarımız en yakınlarından zarar görüyorlar…
Şiddeti ve şiddet uygulayanları engellemek mümkün değil belki ancak yaşanan olaylar sonrasında hem toplum olarak hem de birey olarak vereceğimiz tepki bu tip olaylara kalkışanlar için caydırıcı olacaktır. Bu da tam olarak yok edilemese bile en azından azalacaktır...
Kurtarabildiğimiz her can, her kadın için çok önemlidir…
O kadınlar anne çünkü o kadınlar evlat, kız kardeş, o kadınlar eş…
Ve o kadınlar insandır…
- Kadına şiddetin her türlüsü tartışmasız şekilde durdurulmalı…
Bunu sağlayacak şekilde anne eğitimi, okul öncesi eğitimden başlamak üzere bir seferberlik başlatılmalı ve bu türden suçlar en ağır şekilde affı olmaksızın cezalandırılmalıdır…
- Cinsiyet eşitliği her alanda sağlanmalı…
Kadınlara eğitimde, iş hayatında ve siyasette kural ve kotalarla net bir şekilde “pozitif ayrımcılık” yapılmalı. İş ve sosyal yaşamın her alanında cinsiyet eşitliği diğer her konunun üstünde olacak bir şekilde önceliklendirilerek dünyanın belini kıran bu konu artık çözülmeli…
Şiddetsiz, bilinçli bir toplum için bakış açılarımızı değiştirmek ve yepyeni ve farklı pencerelerden dünyaya bakabilmek umudu, kadın ya da erkek düşünen, sorgulayan ve hayata geliş amacının farkındalığında olan ve manevi değerleri sözde değil özde yaşayan kadın/erkek ‘insan’ sayısının artması dileğiyle 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun…
Bu duygularla özverinin, sevginin ve asaletin kaynağı olmuş başta ebediyete intikal etmiş olan annelerimizin, şehit ve gazi anneleri ile şehit ve gazi eşleri annelerimiz ve eşlerimiz olmak üzere tüm kadınların bu anlamlı gününü kutluyorum…
* * *
NOT: 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü’nde bu günün önemi nedeniyle yazı yazmadım diye çok eleştiri aldım. Kadınlara karşı kastım yoktu. Atlamışım. Sonuçta eşim ve iki kızım hatta 8 aylık kız torunum var. Kadınlar bizim taç tacımız. İstek üzerine gecikmeli de olsa yazdım. Okurlarım anlayışla karşılayacaklarını umuyorum.