Çanakkale Şehitlerimizi kalemleriyle yaşatmak ve dahi Akif'in bahsettiği Asım'ın neslini, mürekkepleriyle inşa etmek için koyuldular yola…
Türk Edebiyatının en sağlam kalesi olan şiir geleneğine, 'TÜRK/ÇE' bir bakış, 'TÜRKÇE' görüş ile yeni nefesler kazandırmak düşüncesindeydiler…
Mesuliyetleri bağırlarından taşan vatan evlatlarını bulmaya, onları yazmaya teşvik etmek gayesiyle yola çıktılar…
Şüphe yok ki, Kalemi en kuvvetli silah olarak gören mütefekkirlerimizin ve 'En güçlü silah fikir, en güçlü fikir Türk Milliyetçiliğidir.' Diyerek en güçlü silahı fikir olarak nitelendiren Başbuğ Alparslan Türkeş'in üç bin asra göğüs geren vicdanı vardı bu yolun temel taşlarında…
Mürekkep katılmayan mesuliyetin, emanet bilincini pekiştirmesinin mümkün olmadığı bilinir…
Bu sebepten dolayı varlığımızı (bu topraklarda yaşayan herkesin varlığını) anlamlı kılan şehitlerimize duydukları yüksek şuurla, Mehmet Akif'ten aldıkları sancağı maziye selam ederek dalgalandırmaya niyet ettiler…
'Geçilmez cepheleri zihinlerinde oluşturup, 106 yıl evvel Anafartalar Kahramanı,Cumhuriyet'in banisi, Türk Milleti'nin hadimi, Gazi Mustafa Kemal Paşa mihmandarlığında kazandığımız Çanakkale zaferini ancak bu şekilde tamamlayabileceğimizi düşündük.' Diyerek hazırlıklarını yaptılar…
…/…