İnsanların doğaya bakışı, zaman ve mekana göre değişiyor… Doğaya karşı bilincimiz yoktu…
İçinde bulunduğumuz Pandemi süreci hepimize farklı şeyler öğretti /öğretmeli… Bazı şeyleri değerlendirme fırsatı da bulduk diyebilirim…
Neredeyse gün aşırı telefonla görüşüyoruz Halit Bey ile… Dün ilk kez kısa bir sohbetimiz ve kitap alışverişimiz oldu /özleşmişiz… (Kurallara uyarak tabi)
Çocukluğu ve gençliği Gürleyik köyünde geçen Halit Gürsoy böyle başlıyor söze ve devam ediyor…
*
Hayvanlara dokunmadık, hayvanları sevmedik hiç…
Örneğin çocukluğumuzda köy kahvesinin önünde bir köpek gezinirken, büyüklerimiz çömelerek köpeğe küfür eder, taş atar uzaklaştırırdı…
*
Çocukluğumuzda bizim hazır oyuncaklarımız yoktu…
Ahşaptan yapılırdı… Gürleyik'te atkıç (ataç) ile kuş avlardık… Bende vurmuştum 1 kuş… Yıllar alan bilinçle bugün ise çok pişmanlık duyuyorum /kuşlara karşı özeleştiri yapıyor ve özür diliyorum…
*
Ağaçlara sadece ataçlık var mı diye bakardık…
Köyümüzde Sabri Altınbaş adından ki arkadaşımız iyi avcıydı çok kuş vurdu…
*
O yaşlarda bile aile bütçesine katkı sunuyorduk…
Gürleyik'te harman zamanı uzun sürerdi… Köyümüz jeopolitik ve teknolojik yönden uygun değildi… Sapları merkep ile harman yerine götürür, öküz ve atlarla düven koşardık… Bu arada tarım aletlerimiz, tırmık, annat ve digren idi… işte bu yüzden AĞAÇLARA BAKARKEN
Anatlık, diğrenlik ve tırmık çıkar mı diye sorgulardık… Burada Hasan Yaşar Tokat bu işin ustasıydı…
*
Köylerde kışın avcılık çok konuşulurdu… Şimdiki muhtar Ali Efe iyi avcı idi… Tilki ve tavşan vururdu…
Merhum babam bana bir tüfek aldı BENDE BİR KUŞ VURDUM… Yıllar sonra özeleştiri yaptım kuşlardan yine özür dilerim…
*
Köyümüzde tüp yoktu… O yüzden odun 1. İhtiyaçtı…
Akla gelebilecek her şey yemek, çamaşır yıkamak, bulgur /bekmez kaynatmak, salça yapmak için odun gerekliydi...
O yüzden köyden herhangi bir yere giderken burada AĞAÇLARA DA BAKIYORDUK… (Şu kadar merkep yüküyle odun çıkar derdik)
*
Hiç unutmam Eskişehir'den İstanbul'a giderken Bozüyük'te MEŞELERİ GÖRÜNCE BURADAN 1 MERKEP YÜKÜ ODUN ÇIKAR DEDİĞİMİ hatırlıyorum…
Gerce meşesinin düzgün gövdesini görünce bundan da balta sapı olur derdik…
*
Yıllar sonra Kent yaşamında doğanın kıymetini Gürleyik'te HES yapılacağını durunca çocukluğumuz ve gençliğimiz çayın yok olacağını öğrenince, sanki vücudumuzdan bir organımızın alınacağını hissettik…
Asıl bundan sonra Gürleyik'i anlamlandırmak için önce bakış açımızı değiştirmemiz gerekiyor…'
Gürleyik'in doğasının ve tarihinin korunması için uzun vade ve süreklilik gerekiyor… Bunun için başta Eskişehir Valiliği, Büyükşehir Belediyesi, Mihalıççık Kaymakamlığı, Mihalıççık Belediyesi, Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünden bir talebi var Halit Bey'in…
HALİT BEY'İN TALEBİ…
Gürleyik, subaşından aşağı mahallenin alt sınırına kadar Gürleyik çay yatağında mangal, piknik, semaver yapılmaması ve kamp çadırı kurulmaması… Bu hususta destek bekliyor yetkililerden…
DESTEK VERİLMELİ…
Halit Bey'in hassasiyetini anladığımızı düşünüyorum… Yazıya dökerek ne kadarını anlatabildik /aktarabiliriz bilemem… Lakin daha evvelde ifade ettim /başka Gürleyik yok… Halit Bey'in talepleri de makul…
*
Tamda burada bir hikaye ile virgülleyelim yazımızı…
Bir bilge varmış. Ne sorsan cevap verirmiş.
Onu çekemeyen biri demiş ki:
- Ona öyle bir soru soracağım ki kesinlikle bilemeyecek.
- Ne soracaksın? Diye sorduklarında ise:
- Elimde bir kelebek var. Ölü mü, diri mi? diye soracağım.
Eğer diri derse elimi sıkıp öldüreceğim. Ölü derse de elimi açıp bırakacağım. Uçup gidecek.
Bilgenin yanına gider ve sorusunu sorar.
- Elimdeki kelebek ölü mü, diri mi?
Bilgenin cevabı ise müthiş;
- O SENİN ELİNDE!
İşte Gürleyik'in geleceği bizim elimizde, sizin elinizde…
Ve yetkililer bilmeli ki Gürleyik'in geleceği daha çok onların ellerinde…
Ves'selam
/////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////
VATANLARINI YAŞANMAZ BULANLAR,
VATANLARINI 'YAŞANMAZ'LAŞTIRANLARDIR...
Cemil Meriç şöyle başlamıştır: Vatanlarını yaşanmaz bulanlar, vatanlarını yaşanmaz'laştıranlardır....
Her dudakta aynı rezil şikayet: yaşanmaz bu memlekette!
Neden? Efendilerimizi rahatsız eden bu toz bulutu, bu lağım kokusu, bu insan ve makine uğultusu mu?
Hayır, onlar Türkiye'nin insanından şikayetçi. İnsanından, yani kendilerinden. Aynaya tahammülleri yok.
Vatanlarını yaşanmaz bulanlar, vatanlarını 'yaşanmaz'laştıranlardır.
Türk aydını, Kitab-ı Mukaddes'in Serseri Yahudisi…
Hangi Türk aydını? Kaçanlar ne Türk, ne aydın.
Bu firar bir Kabil kompleksi.
Cemil Meriç - Bu Ülke
//////////////////////////////////////////////////////////////
Huzur duyduktan sonra,
İnsanın başka bir şey duyası gelmiyor...
Güvence
*
Sadece hedefinin 'HAK OLMASI' yetmiyor,
Hedefine giderken de '#HAKÇA' gitmek gerekiyor...
*
Türkiye'm de bazı insanlara anlatamadığımız derdimiz budur efendi...
Anlatabildik mi?