Siyasette bazı anlar vardır.
O an yaşanırken kimse fark etmez.
Sonradan dönüp bakıldığında ise tarihin yön değiştirdiği kareler olarak hafızaya kazınırlar.
Bazen bir mitingdir.
Bazen bir mahkeme kararı.
Bazen de yağmurun altında yürüyen birkaç insan...
Bugün Eskişehir’de yaşanan tartışmaları izlerken aklıma ilk gelen görüntü bu oldu.
CHP’de değişim tartışmalarının ilk günleriydi.
Ankara griydi.
Gökyüzü sanki eski siyasetin bütün ağırlığını taşır gibiydi.
Baba ocağında bir işgal vardı.
Ve yağmur yağıyordu.
O yağmurun altında, beyaz gömleği sırılsıklam olmuş genç bir il başkanı yürüyordu.
Lider Özgür Özel’in hemen yanında...
Hedef belliydi:
Milletin kalbine doğru yürümek.
Yapılan sadece bir siyasi yürüyüş değildi.
Bir hukuksuzluğa karşı hukuk adına yükselen itirazdı.
Bir demokrasi yürüyüşüydü.
TBMM’ye doğru beraber yürüyorlardı.
Beraber ıslanıyorlardı.
Çünkü bazı yürüyüşler kuru havalarda yapılmaz.
Bazı değişimler yağmur ister.
Toprağı yumuşatmak için...
Eskiyi söküp atmak için...
Yeni filizlere yer açmak için...
O gün yağan yağmur aslında yalnızca bir hava olayı değildi.
Bir siyasi mevsim değişikliğiydi.
Bugün dönüp baktığımızda görüyoruz ki o yürüyüşte yalnızca bir genel başkanla bir il başkanı yokmuş.
Bir kuşak yürüyormuş.
Bir itiraz yürüyormuş.
Siyaseti parti binalarının dar koridorlarından çıkarıp meydanlara taşımak isteyen yeni bir anlayış yürüyormuş.
Türkiye siyasetinin tarihinde bunun örnekleri vardır.
Bülent Ecevit’in CHP içinde başlattığı değişim hareketi de önce küçük bir dalga gibi görülmüştü.
Ama o dalga kısa sürede toplumun aradığı yeni siyasi dile dönüştü.
Çünkü gerçek liderlik yalnızca makam sahibi olmak değildir. Toplumdaki değişim isteğini herkesten önce hissedebilmektir. Bugün Özgür Özel’in “Ben siyaseti makamlarda değil, sokakta ve meydanlarda yaparım. Benim makamım milletin kalbidir” çıkışı da tam olarak bu nedenle önemlidir.
Çünkü Türkiye’de uzun yıllardır siyaset büyük ölçüde makam odalarına sıkıştı.
Koltuğu korumak, fikri savunmaktan daha değerli hale geldi. Oysa siyasetin gerçek gücü bazen makamı riske atabilme cesaretinde ortaya çıkar.
Eskişehir’den yükselen sesin dikkat çekmesinin nedeni de budur.
“Görevden alsalar da geri adım atmam” cümlesi yalnızca kişisel bir çıkış değildir.
Çünkü koltuğunu korumak isteyenler genellikle sessizleşir. Bekler.
Rüzgârın yönüne göre konuşur.
Risk almaz. Bedel ödemeyi göze alanlar ise başka türlü davranır.
Siyasette asıl ayrım tam da burada başlar.
Türkiye’nin temel meselelerinden biri de budur zaten.
İnsanlar çoğu zaman koltuk için mücadele ettiklerini söylemezler ama bir süre sonra koltuk tarafından yönetilmeye başlarlar.
Koltuğa oturan insan çoktur. Ama koltuğa rağmen konuşabilen insan azdır.
Eskişehir’de bugün dikkat çeken şey yalnızca CHP içindeki bir değişim tartışması da değildir.
Daha büyük bir kırılmanın işaretleri görülüyor.
Eski siyaset anlayışı ile yeni siyaset anlayışı arasındaki mücadele görülüyor.
Talimatla siyaset yapanlarla iradeyle siyaset yapanlar arasındaki fark ortaya çıkıyor.
Partiyi yalnızca tabela ve bina olarak görenlerle, onu yaşayan bir toplumsal organizma olarak görenler arasındaki ayrım belirginleşiyor.
Çünkü Eskişehir uzun süredir yeni kuşak siyasetçiler üretmekte zorlanıyordu.
Aynı isimler... Aynı yüzler Aynı ezberler... Aynı cümleler... Aynı kurgular, Aynı törenler...
CHP İl Pazar toplantıları neredeyse laik bir ayine, partide bir türbeye dönüşmüş gibiydi..
Siyaset zaman zaman durgun bir göle dönüşüyordu. Küçük hesaplarla ele geçirilen makamlar büyük siyasi başarılar gibi sunuluyordu.
Şimdi ise o suyun yüzeyinde yeni dalgalar oluşuyor.
Belki henüz küçük. Belki yolun başında.
Ama siyasette değişim önce rüzgâr olarak gelir.
Sonra dalga olur. En sonunda akıntıya dönüşür.
Talat Yalaz’ın açıklamalarını okurken asıl dikkat edilmesi gereken nokta da budur.
Ortada yalnızca bir il başkanı profili yok.
Belki de Eskişehir siyasetinin önümüzdeki yıllarına damga vurabilecek yeni bir siyasal liderlik biçimi şekilleniyor.
Çünkü liderlik bazen seçim kazanırken değil, bedel ödemeyi göze alırken ortaya çıkar.
Tarihin ilginç bir huyu vardır. Büyük değişimleri önce fısıldar. Kimse duymaz. Sonra o fısıltı büyür.
Bir gün herkesin duyduğu bir sese dönüşür. Bugün Eskişehir’de duyduğumuz şey belki hâlâ bir fısıltı.
Ama bu ülkenin siyasi tarihi bize şunu defalarca göstermiştir: Yağmurun altında başlayan bazı yürüyüşler, yıllar sonra bir dönemin başlangıcı olarak hatırlanır
.
Ve belki yıllar sonra dönüp baktığımızda, bugünleri yalnızca bir parti içi tartışma olarak değil, Eskişehir’de yeni bir siyasi kuşağın doğduğu günler olarak hatırlayacağız.
Her şey demokraside çok güzel olacak…