Mesafe, insan ilişkilerinde her zaman fiziksel olmuyor; bazen aynı ortamı, hatta aynı masayı paylaşan insanlar arasında bile hissediliyor. Tuhaftır ki en derin uzaklıklar, genellikle iletişimin hiç kesilmediği, sürekli konuşulan ilişkilerin içinde büyüyor.

İnsanlar birbirinden uzaklaşırken bunu pek kelimelere dökmez. Her şey derinden ve gürültüsüzce başlar: Önce sohbetlerin süresi kısalır, sonra anlatılan hikayeler, paylaşılan detaylar azalır. Günün sonunda kağıt üzerinde bir iletişim sürüyordur belki ama o eski yakınlık hissi çoktan yerini bir boşluğa bırakmıştır.

Bu kopuşlar öyle büyük kavgalarla, fırtınalı kırılmalarla da gelmez; küçük, birikmiş ihmallerle sızar hayata. Geçiştirilen bir iki cümle, yarım bırakılan bir duygu, gerçekten dinlemeden verilen ezbere bir yanıt... Bazen yalnızca "ne söylesem anlaşılmayacağım" hissi bile, bir insanın usulca kendi kabuğuna çekilmesine yeter.

Bugün birbirimizin sesine, fotoğrafına, hayatına ulaşmak saniyelerimizi alıyor. Herkes herkesi anbean izleyebiliyor. Fakat tam da bu kalabalığın, bu her an erişilebilir olma halinin ortasında, ilişkileri içten içe kemiren o tuhaf mesafe büyüyor. Çünkü birine teknik olarak ulaşabilmekle, onun dünyasına gerçekten dokunabilmenin aynı şey olmadığını unuttuk.

İnsan, kendini rahat ve güvende hissetmediği yerden yavaş yavaş çekilir. Kimi kırılmamak için araya sınır koyar, kimi kendini korumak için sessizleşir, bazıları da zamanla daha az anlatmayı seçer. Sonunda ilişkide adı konmayan ama ağırlığı her an hissedilen bir gölge kalır geriye.

Bağların kopması büyük patlamaların değil, o küçük ve sessiz eksilmelerin sonucudur…

Daha az merak ederek, daha az dinleyerek, daha az hissettirerek...

Ve bir noktadan sonra insan, kurulan cümlelerden çok, o eksik kalan duyguların çetelesini tutmaya başlar.

Çünkü bazı mesafeler kilometrelerle değil, eksilen yakınlıkla ölçülüyor.