Bu yıl leyleği görmedim.
Bakmadım değil aslında… Bazen yürürken başımı kaldırdım, bazen durup gökyüzünü yokladım. Ama yoktu. Ya da vardı da ben denk gelemedim, bilmiyorum.

Eskiden böyle değildi. Daha çok bakardık yukarı. Beklemek daha doğal bir şeydi sanki. Bir şey olacak diye değil, olma ihtimalini sevdiğimiz için beklerdik. Leylek de biraz bunun bahanesiydi.

Şimdi olmayınca hemen vazgeçiyoruz gibi.
Görmedik mi? O zaman yok.
Olmadı mı? Demek ki olmayacak.

Oysa bazı şeyler, görülmeden de var olabilir.

Marteniçkayı çıkarırken fark ettim bunu. Bu sefer bir leylek görüp de çıkarmadım. Öyle bir “tamam” anı yaşanmadı. Yine de çıkardım. Çünkü beklediğim şey sadece o değildi aslında. İçimde tuttuğum o küçük dilek, o ince umut… Onlar hâlâ oradaydı.

Belki de mesele tam olarak bu.
Her şeyin bir işarete bağlanması gerekmiyor.

İnsan bazen görmeden de inanabilir.
Hatta belki en çok o zaman inanır.

Çünkü hayal dediğin şey, gözünün önünde olan bir şey değil zaten. Henüz olmamış, belki de hiç olmayacak bir ihtimali sevmek biraz. Garip ama bir o kadar gerçek.

Leyleği görmedim diye bahar gelmedi mi?
Geldi. Hem de sessizce, fark ettirmeden.
Bir sabah daha yumuşak bir hava vardı mesela. Bir gün sonra ağaçların rengi değişmişti. Küçük küçük işaretlerle yerleşti hayatımıza.

Belki hayaller de böyledir.
Bir anda, büyük bir anla gelmez.
Yavaş yavaş yaklaşır, sen fark etmeden.
O yüzden bu yıl leyleği görememiş olmak çok da eksik hissettirmiyor artık. Çünkü beklemek hâlâ güzel. İnanmak hâlâ mümkün.

Ve en önemlisi…
Görmeden de umut edebiliyorum.

Belki de bazı şeyler tam olarak böyle anlaml