Güç, insanın yalnızca davranışlarını değil, konuşma biçimini de değiştirir. Bir zamanlar daha çok dinleyen insanlar, zamanla daha az duyar hale gelir. Farklı fikirlere açık görünenler bile bir noktadan sonra sadece kendilerine yakın seslerin içinde kalır.

Bu değişim bir anda olmaz. Yavaş yavaş yerleşir. Önce eleştiriler rahatsız etmeye başlar, ardından insan anlamaktan çok kendini haklı anlatmaya yönelir. Çevredeki sessizlik de çoğu zaman gerçek bir onay gibi algılanır.

Oysa sağlıklı iletişim, rahatsız edici olabilen dürüstlüğü de taşıyabilmekten geçer. İnsan yalnızca hoşuna giden cümlelerle değil, gerçeklerle karşılaştıkça gelişir. Herkesin birbirini idare ettiği bir ortamda ise samimiyet giderek geri çekilir.

Cesaret tam da burada devreye girer. Kalabalığın yönüne göre konuşmak kolaydır; zor olan, kırmadan, büyütmeden ve eğip bükmeden konuşabilmektir. Yanlış anlaşılma endişesi çoğu zaman insanların düşüncelerini kendine saklamasına neden olur. Böyle olunca konuşmalar çoğalır ama iletişim zayıflar.

Zamanla cümleler daha temkinli, ilişkiler daha mesafeli hale gelir. Herkes birbirini duyuyor gibi görünse de kimse gerçekten dinlemez.

Sonuçta geride kalan, insanın ne kadar görünür olduğu değil, karşısındaki insanda bıraktığı etkidir. Dürüstlük ve cesaret de tam burada anlam kazanır. Çünkü en güçlü iletişim, gösterişli cümlelerde değil; zamanında ve içten söylenen bir gerçekte karşılık bulur.

Güçlü olmak, herkesin duyduğu şeyi söylemek değil; doğru olduğuna inandığını söyleyebilmektir. Bunu, yalnız kalma pahasına da sürdürebilmektir.

Kalabalığın değil, kendi vicdanının sesine kulak verenler…